Ey azizler, matbû'ât ve media âleminin cesûr ve merd sîmâlarından biri olan Nuray Mert Hanım'dan daha evvel de bahsetdiğimi hatırlarsınız.
İşte 2 Ocak 2003, evet artık 2003 târihli yazısında da yine merdâne görüşler serd etmiş. Bendeniz onun bu görüşlerini "insânî ses" serlevhasıyla tavsîf etmeği muvâfık buldum. "Hezâr âferîn ey Nuray Mert Hanım!" dedim. Bir nice sözde münevverin, "Böyle gelmiş böyle gider!" terânesine teslîm olduğu bir vasatda, insânî mes'ûliyetlerimizi, fazîletlerimizi ve fırsatlarımızı hatırlatdığın içün bin yaşa! dedim.
Tabî'î bütün bu sitâyişler ve tahsînler, yazısında gözüme batan kusurları görmeme ve göstermeme mâni' olmamalıdır, değil mi?
"gücü gücüne yetenin birbirini boğazladığı.... bir dünya" der iken karşılaşdığımız "gücü gücüne yeten" ibâresini evvel eski anlayamadım ve sevemedim ey azizler. Şunu sâde ve doğru bir şekilde ifâde etmenin bir yolu yok mudur, olamaz mı? Ne demek "gücü gücüne yeten"? D. Mehmed Doğan Bey'in Büyük Sözlük'ünde de "gücü gücü yetene" ta'bîrine tesâdüf etdim, "kim güçlüyse" şeklinde îzâh olunan bu ta'bîri de bir dürlü beğenemedim.
Ba'zan bu ata mîrâsı kalıplaşmış sözler, zihnimizin berrak çalışmasına mâni' mi oluyor süâli ba'zan düşüyor zihnime ey azizler.
Nuray Hanım Mert'in şu cümlesini de beğenmedim: "İnsanlar kendi ellerinde olmayan nedenlerle mi, insanlar arasında akıl almaz refah uçurumları var, insanlar ellerinde olmayan nedenlerle mi birbirini boğazlıyor?"
Böyle perîşan cümleler yazması Mert Nuray Hanım'ın, kim bilir nasıl bir heyecandan nâşîdir?
Ey azizler, matbû'ât ve media âleminin cesûr ve merd sîmâlarından biri olan Nuray Mert Hanım'dan daha evvel de bahsetdiğimi hatırlarsınız.İşte 2 Ocak 2003, evet artık 2003 târihli yazısında da yine merdâne görüşler serd etmiş.