Hemen bütün estetikçiler, sanatçılar ve filozoflar, güzelin ne olduğu ve nitelikleri hakkında türlü görüşler ileri sürmüşlerdir. Güzelliği platonik ve soyut bir tasarım olarak kabul eden düşünürlerin yanısıra güzelin mutlak olduğunu ve onu duyum ve duyguların dışa yansıması değil, gerçek benliğin bir derinleşmesi olarak görenler de vardı. Özellikle Rönesans sonrası fikir dünyası yoluyla evrim geçiren sanat anlayışının günümüzdeki karşılıkları olan sanat kolları, bilhassa da modern zamanların alışkanlıkları göz önüne alındığında vazgeçilmez olduğu anlaşılan görsel sanatlar, 'güzel' fikrinin imkânlarını modern trendlerle sınırlamak durumunda kalmıştır. Baudrillard'ın deyişiyle; sanat ürünleri artık bir tüketim nesnesi olarak vitrinlere girme cüretini göstermiştir. Çağımız sanatçısı, güzelin bizatihi kendini değil, bir izlenimci gözüyle, iç ve dış gerçeklerin sembollerini vermek ister ki bu da güzel hakkındaki yargıların trendlere bağımlı olduğu inancını doğrular niteliktedir.
Bizden öncekilerden kalan estetik tasarımlarla dolu dünyanın sanatsal mirasını çözümlemeye kalktığımız zaman görürüz ki, insanlar algıladıkları nesne ile kendi idealleri arasında bir uygunluk buldukları zaman o nesneyi 'güzel', kendi idealleriyle çelişen bir nesne olarak gördükleri şeyi de 'çirkin' olarak duyumsamışlardır. Ortaçağ insanı Tanrı'ya göre tasarlanmış bir evrende her şeyi onun imgesi ile algılarken, zihnini fazla karıştırmadan, kötü ve sapkın olandan uzak durarak sade ve basit olanı görebiliyordu. Aydınlanma düşüncesinden beslenen modern sanatların 'güzel' ile irtibatının ise, sanat eserinin aşkın mesajını iletmekten çok sanatçının bilinç altında yatan tutku ve tasarımları ifade edebilme yeteneğiyle sağlandığı bir gerçektir. Kendi hayal gücünün bencil verilerini sunmaya gayret eden modern sanatçı için, 'güzel'in aşkın mesajının nasıl iletileceği değil, mesajın nasıl bir stratejiyle pazarlanacağı da önem taşır. Sanatın yönlendiriciliğinden kurtularak kendi kimliğini oluşturmaya çalışan sektörlerin ortaya çıkışının en bariz nedeni bu olsa gerek.
Hemen bütün estetikçiler, sanatçılar ve filozoflar, güzelin ne olduğu ve nitelikleri hakkında türlü görüşler ileri sürmüşlerdir. Güzelliği platonik ve soyut bir tasarım olarak kabul eden düşünürlerin yanısıra güzelin mutlak olduğunu ve onu duyum ve duyguların dışa yansıması değil, gerçek benliğin bir derinleşmesi olarak görenler de vardı.