« Anasayfa | Künye | Arşiv 22 Nisan 2018, Pazar
Gündem: Kültür-
Sanat
Gündem: Hayat
40i Gündem Nöbetçi Köşe
40PENCERE
Edeb Yahu
Nedret Kudret
Erdem Bayazıt Ey!

Gölgelik
Köksal Alver
Tek Söğüt

Dil Ağacı
İbrahim Demirci
Kafı Yutanlar

Kelimeler ve Şeyler
Abdullah Harmancı
Seni Ne İhtiyarlattı?

Mızrak ve İlmihal
Ahmet Murat
İmamın Hatırlanışı

Saksağan
Osman Özbahçe
Dünya Aklıma Yatmıyor

Şiir Çıkmazı
Mehmet Solak
Kimi, Nereye Götürür Şiir?

[ Edebiyat -> e-sohbet ]

Halit Esendir: "Siyaset ve Eğitimle Uğraşan, Gündemi Takip Eden Herkesi İlgilendiren Bir Eser"

Röp: Yüsra Mesude

22.05.2008 - 12:14

Toplumun önünde bulunan, icraatları ile insanları bir şekilde etkilemiş olan insanların hayatı daima başkaları tarafından merak edilmiştir. Günümüzde bu merak bir tür özel hayat araştırıcılığına dönüşmüştür ve merak edilen konumunda olanlar da kendilerine dönük bu ilgi ve merakı istismar etmektedirler. Bu noktada ezber bozan bir kitap çıktı. Babıali'nin Meşhurları adını taşıyan bu eser, 21 tanınmış gazetecinin hayatını kendi dillerinden aktarıyor sizlere. Kitabı hazırlayan ise, yine değerli bir gazeteci yazar olan Halit Esendir. Kendisiyle gazetecilik mesleğine bu meslekte duayen olmuş isimlerin hatıratına dair samimi bir sohbet gerçekleştirdik.

İlk olarak Babıali'nin Meşhurları adını ve kaynak yayınlarının logosunu taşıyan kitabınızın yola çıkış hikayesini dinlemek istesek sizden?

Bu kitabın hikayesi on sene öncesine dayanıyor. Zaman Gazetesi'nde yayın koordinatörlüğü yaptığım sürede pek çok gazetecilerle yakın beraberliğimiz oldu. Bu görevi yedi yıl boyunca yaptım. Bu arada Basın Konseyi'nde de görevler yaptım ve bu vesileyle çok yakın dostluklar meydana geldi. Gazetecilerin hayatlarının ilginç olduğunu düşünerek Samanyolu Tv'ye bir program teklif ettik. Gazetecilerin arka planını, medya dünyasının iç yüzünü göstermek düşüncesiyle - medya genelde herkesin arka planını ortaya çıkarır ya, bu sefer de medyadakilerin arka planını, iç yüzünü anlatmak için- ortaya çıktı. Samanyolu Tv kabul etti ve biz 1996-1997 yıllarında gazetecilerin hayat hikayelerini kendilerinden dinleme şeklinde ele almaya karar verdik. Onların doğumlarından başladık, tahsil hayatlarından, mesleğe girişlerinden, mesleklerindeki ilginç anılarından, evlilik hayatlarından, siyasilerle ilişkilerine kadar her soruyu yönelttik ve saatlerce çekim yapıldı her biriyle. Her türlü bilgi ve doküman toplandıktan sonra bunlar canlı yayında STV'de Medya Dünyası programında yayımlandı. 21 gazetecinin hayat hikayesi orada yayımlandı. On sene sonra da bunları kitaplaştırmaya karar verdik.

Kitaptaki isimlere baktığımızda belli bir ideoloji ve fikirde değil, çeşitli düşüncelerde yazarların bir araya geldiğini görüyoruz.

Evet, biz Babıali'de yer almış her kesimden insana yer vermeyi düşündük.

Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde basının ülke yönetimindeki etkisi oldukça fazla. Meydana gelen siyasi, ekonomik, kültürel olaylarda neredeyse birinci derecede rol oynuyor. Özellikle bizim ülkemizle ilgili çalışma yapacak olanlar ülkemizin önde gelen kalem sahiplerinin söylediklerine kulak vermek zorunda. Bu noktada Babıali'nin Meşhurları adlı eserinizin önemi bir kat daha artıyor diyebilir miyiz?

Babıali'de kalem oynatan 21 gazeteci var şu an kitapta. 100 kişiyle de görüşseydik yine aynı çerçevede olacaktı kitap. Medya dünyasının son elli yılında neler olmuş, kimler neler yapmış, 27 Mayıs darbesinden 12 Mart'a, 12 Eylül'den 28 Şubat'a kadar kalem oynatan pek çok kişi burada var. Genel bir fikir verme bakımından kitap, kaynak olarak kullanılabilir. Sizin de ifade ettiğiniz gibi, medya birinci kuvvet. Siyasetçiler kadar toplumun üzerinde etkileri söz konusu. Her ne kadar icrada bulunmasalar da icrayı etkileme, toplumu yönlendirme yönüyle gazetelerin ve gazetecilerin ciddi etkileri var. Türk toplumunda birçok gazete de toplumu menfi yönden etkilemiştir, bu da bir gerçek. Yayınlarıyla, magazin haberleriyle, mesajlarıyla toplumun çerçevesini bozmaya çalışmışlardır. Medyanın toplumun kendi rengini olduğu gibi yansıtması gerekir ama bu maalesef Türkiye'de böyle değil. Batı'da bu daha kontrollü, Türkiye'de ise toplumu yönlendirme etkisi var.

Kitabınızla birlikte yakın Türkiye tarihinin de bir okumasını yapmış olacağız. Tarihin arka zeminindeki bazı olayları kitaptaki bilgilerle tekrar hatırladık. "Bu da böyle miymiş" dediğim pek çok hadise oldu.

Evet, mesela darbeler de kitapta yer alıyor. Toplumun bilmediği, gazetelere yansımayan, aynen çıkmayan birçok ayrıntı var kitabın içerisinde. Her bir yazarın anlattıklarında çok değişik ayrıntılar söz konusu.

Kitabınızdan kimler istifade edebilir?

Toplumdaki okuyan kesimin, siyaset ve eğitimle uğraşan, gündemi takip eden herkesi ilgilendiren bir eser. Ancak eserin esas vurgu yaptığı alan iletişim fakültesinde okuyanlar, gazeteciler, bu meslekle ilgisi olanlar, bu alanda çalışmayı düşünenler için bir kaynak eser, bulunmaz bir eser. Elli yılda nelerin değişip geliştiğini, medya dünyasının ardında nelerin yaşandığını okuyucular bu kitabı okuyunca görebilecek.

"Şekerim seni Hürriyet'e yayın koordinatörü tayin ettim." başlığını taşıyan bir hatıra yer alıyor kitabınızda. Bu başlıkta hangi hadiseye gönderme var?

Olay şu. Ertuğrul Özkök o dönemde üniversitede öğretim görevlisi Ankara'da. Erol Simavi o zamanlar gazetenin sahibi. Özkök, bir bilim adamı olarak raporlar hazırlıyor, bunları gazetelere gönderiyor ve aylık ücretler alıyor. Bu şekilde Hürriyet'e de raporlar veriyor. Hürriyet'tekiler Özkök'ün raporlarını çok beğeniyorlar. Kendisiyle görüşmek istiyor ve Ankara'ya geldiğinde, Hilton'daki ilk görüşmelerinde şöyle söylüyor: "Şekerim seni Hürriyet'e yayın koordinatörü tayin ettim." Özkök çok şaşırıyor ve "Ben nasıl yapacağım bu işi? Mümkün değil." diyor. Simavi cesaretlendirip, "Yok, yaparsın." diyor. Ertuğrul Bey İstanbul'a geliyor. Herkesle tanışıp görüşüyor. "Benim mesleğinizle ilgili ayrıntılı bir bilgim yok. Erol Simavi Bey beni bu göreve getirdi. Sizlere yardımcı olmak isterim. Hiçbirinizin yerini değiştirmeyeceğim. Aynen çalışacaksınız." diyor. Ertesi gün saat 10.00'da görüşmek üzere ayrılıyorlar. Sabahleyin toplantı saloluna gittim, hiç kimse gelmedi." diyor. Tek başıma kalakaldım. Bekledim, bekledim. Kimse gelmeyince kalktım odama çıktım tekrar. Şok oldum." dedi. Daha sonra kendisine "Efendim, bilgisayar kursumuz vardı, size kimse bahsetmedi mi?" gibi bir mazeret beyan ediyorlar. Özkök, oradan Ankara'ya gidiyor. Temsilcilikte kendini yetiştirip işi öğreniyor. Ondan sonra gazeteye yayın yönetmenliğine geri dönüyor. Ertuğrul Özkök, bu olayın ardından "Babıali dünyasında tepeden inme gazeteci olmaz." diyor.

"Ben sekiz ay çalıştım, bir kuruş maaş almadım. Sadece habere giderken yol paramı verdiler."

İletişim fakültelerinde öğrenciler birbirleriyle ideallerini paylaşırken genellikle "Editör olmak istiyorum, yayın yönetmeni olmak istiyorum." derler. Ama bunun fotoğrafçılıktan, muhabirlikten geçtiğini bazen fark edemeyebilirler. Kitapta basamakları teker teker çıkmak gerektiğine dair pek çok hatıra mevcut.

Kitapta gördüğümüz isimlerin hepsi muhabirlikten başlamış. Mesela Oktay Ekşi, "Ben sekiz ay çalıştım, bir kuruş maaş almadım. Sadece habere giderken yol paramı verdiler." diyor. Bugün maaşsız çalışan yok Allah'tan. Türkiye'nin şartları bugün çok daha iyi. Ama o gün bu gazeteciler yokluk içinde çalışarak bugüne gelmişler. Bunu herkesin bilmesi lazım. Bugün iyi bildiğimiz gazeteciler yılların tecrübeleriyle bu noktaya ulaşıyorlar.

Nilüfer Yalçın'ın 27 Mayıs'la ilgili anlattığı bir hatırası var kitapta...

"Alparslan Türkeş'in çıkarttırdığı bir gazetede biz çalışmışız ama haberimiz yoktu." diyor. Onunla birlikte Altan Öymen, Oktay Ekşi, Nilüfer Yalçın'ın eşi Aydın Yalçın gibi sol tandanslı, darbeyi destekleyen 28 gazeteci çalışıyor bu gazetede. "14 Kasım 1961'de Türkeş yurtdışına sürülünce gazetenin sahibinin Türkeş olduğunu anladık. Oktay Ekşi istihbarat şefimizdi, ben yazı işleri müdürüydüm, Altan Öymen yayın yönetmeniydi gazetenin." diyor.

Yine günümüzün çok yönlü gazetecilerinden olan Mehmet Şevket Eygi gazeteciliğe başlamasını "Mahir İz çağırdı, gazeteciliğe başladık." şeklinde özetliyor. Bu kadar kolay mıdır gazeteciliğe başlamak?

Mehmet Şevket Eygi, Galatasaray Lisesi'nde okumuş ve Ankara Siyasal'ı kazanmış birkaç sağcı öğrenciden bir tanesi. Çok zeki, kültürü çok geniş, Fransızcası mükemmel biri. Ankara'da bulunduğu sırada Mahir İz Hoca, Yeni İstiklal diye bir dergi çıkarıyor. Bu derginin çıkarılması ve dağıtımı için çağırmışlar. Mahir İz İstanbul'da o dönemde. "Kapatmayın, ben devam ettireyim, benim olsun. Bütün zarar ve karı ben çalışayım" diye Eygi bütün sorumluluğu kendi üzerine alıyor. Biraz da borç para bularak o dergiyi çıkartmaya başlıyor. Bu şekilde Babıali'ye bulaşıyor. Bunun ardından Bugün gibi önemli bir gazeteye imza atıyor. O dönemde sağda hiç gazete yok. Bir arkadaş toplantısında "400 bin lira para olsa, ben bir gazete çıkarırım." diyor. O toplantıda bulunan birisi ona destek oluyor ve bu gazete çıkıyor. Günde beş yazı yazıyor değişik isimlerle. O gün herkes bu gazeteye sahip çıkıyor. Bu şekilde Mehmet Şevket Eygi Babıali'ye adım atmış oluyor.

"Bizi dinliyorlar şu anda."

Başka hangi isimler var kitapta?

Kitap için yaptığımız görüşmede Çetin Altan, "Özal bana derviş fıkrası anlattı. Ben de ona anlattım." dedi. Altan, Özal'la Çankaya Köşkü'nde görüştüklerinde Özal'ın "Bizi dinliyorlar şu anda." dediğini naklediyor. İlk haberini yapacağı zaman kendisine "Vilayete aygır alınacakmış. Git, kaç tane alınacağını öğren" deniliyor. Gidiyor, aynı soruyu yetkililere yöneltiyor. "Vilayetin aygıra ihtiyacı yok." cevabını alıyor. Oturup bunu haber haline getirmeye çalışırken, "Vilayetin aygıra ihtiyacı yokmuş." başlığını atıp atıp vazgeçiyor. Sonra 'Böyle haber olmaz.' deyip haberi yapmaktan vazgeçiyor.

Mustafa Yazgan, 12 Eylül döneminde hapiste yattıklarını aktarıyor. Doğu Perinçek'le beraber. Biz ilahiler okurduk, onlar devrim şarkıları söylerlerdi. Taha Akyol, Özal'ın kendisine Fethullah Hoca'nın okullar açacağını ve güzel projeler geliştireceğini söylediğini ifade ediyor. Altan Öymen, iyi bir gazeteci ve siyasetçi. 12 Mart döneminde Yılmaz Yalçıner Sofya'ya uçak aşırıyor. Altan Öymen de bu olayla irtibatlandırılarak hapse atılıyor. İçeri girince, ortaya çıktı kimin suçlu kimin suçsuz olduğu. Ama beni bırakmadılar. 'Yat.' dediler, 'sesini çıkarma. Olay kapansın seni sonra bırakacağız.'. Üç ay hapiste kaldığını söylüyor. Bunlar kamuoyunda ilk defa duyulan hatıralar.

Halit Bey görüşmemizden önce bana bir kartvizit uzattınız. Bu kartta Medya Etik Konseyi Başkanı ifadesi var. Medya Etik Konseyi ne amaçla kuruldu, neleri hedefliyor?

Medya Etik Konseyi, aynen Basın Konseyi gibi medyanın kendi öz denetimini, problemlerini ortaya koyma, yanlışlarını ortaya çıkarma, medyanın kendine çeki düzen vermesi için kuruldu. Basın meslek ilkeleri var, Tv yayın ilkeleri ve gazetecilik meslek kuralları var. Toplamda 60 küsur madde. Bu ülkede bu ilkelere uymadan gazetecilik yapılıyor. Rating uğruna abartı yayın yapılabiliyor. Özellikle magazin gazeteciliği adı altında televizyonlarda ve gazetelerde gazetecilik mesleğine aykırı, hatta bazen kanunları da çiğneyen haberler yapılıyor. Biz de on iki duyarlı gazeteci olarak Medya Etik Konseyi'ni kurduk. Bu konseyle medyanın iç denetimini, 'şu yapılan gazetecilik doğrudur, bu yanlıştır.' gibi uyarı ve tavsiyeler göndermeyi hedefliyoruz. Bu şekilde gazeteciler de kendilerine çeki düzen verecekler. Ayrıca meslekle ilgili seminerler düzenlenecek, konferanslar yapılacak. Kamuoyu bu yönde bilgilendirilecek. 'Gazetecinin de kuralları vardır, her şeyi istediği gibi yazamaz, yazmamalıdır. Doğrusu şöyle olmalıdır.' yaklaşımını kamuoyuna öğretmek istiyoruz. Konseyde Abdullah Aymaz, Mehmet Şeyho, Ahmet Taşgetiren, Mustafa Çalışan, Servet Engin gibi değerli gazeteci arkadaşlarımız var.

Toplumun önünde bulunan, icraatları ile insanları bir şekilde etkilemiş olan insanların hayatı daima başkaları tarafından merak edilmiştir. Günümüzde bu merak bir tür özel hayat araştırıcılığına dönüş  
e-sohbetTümü »

» Rasim Özdenören: "Herkes Yaptığı İşin Hakkını Vermeli" / Söyleşi: İslam Doğan - Ahmet Biçer - Mehmet Emre Küçüktürkmen
» Cihan Aktaş: "Müslümanlar Sağcılıktan Ayrışmaya Devam Ediyor" / Röportaj: Nurullah Turan
» Turan Koç: "Düşünce Varlıkla Buluştuğu Yerde Şiirleşir" / Röportaj: A. Ömer Yavuz - M. Derviş Dereli
» Halit Esendir: "Siyaset ve Eğitimle Uğraşan, Gündemi Takip Eden Herkesi İlgilendiren Bir Eser" / Röp: Yüsra Mesude
» Mustafa Özçelik: "Nasreddin Hoca'yı Mevlana ve Yunus Emre'den ayırmak mümkün değil" / Röportaj: Yüsra Mesude
Tekrar YayınTümü »

» Simetrim Kalkıyor Breh / Vural Kaya
» Edebiyat Ödüllerinin Günahı ve Sevabı / Refik Durbaş
» Yüzdeki Tırnak İzleri ve Pamuk Terörü / Kaan Arslanoğlu
» Sözleşme-II / Seyhan Arslan
» Meczubun Kefaret Bandoları / Vural Kaya
Edebiyat DergilerindenTümü »

» Düşman Kazanma Sanatını Bilen İnsan / Sami Güçlü
» Hamdolsun Teşrifatçı Değilim / Hüseyin Akın
» Babam Gelmiş Babam Gitmiş Türkiye Varmış Türkiye Yokmuş / Osman Özbahçe
» Epik ve Dramatik Şiir Hakkında / Goethe-Schiller
» Evden Bozma Bir Pansiyon / Hayriye Ünal

Yorum yazabilmeniz için üye olmanız gerekiyor. Üye olmak için tıklayın.

(Üye iseniz sayfanın en üstünde sağ tarafta yer alan kısımdan giriş yapmalısınız.)


Henüz yorum yapılmamış.

Üye Girişi
Kullanıcı adı
Şifre
Beni hatırla
Şifremi unuttum!
Ücretsiz Üye Olun!
Son 10 Yorum
toplantı (10.12.2013 - 17:25)
tek söğüt (26.02.2013 - 01:08)
yok var, var var (26.02.2013 - 01:06)
Hoş bir yazı (17.08.2012 - 00:19)
beklerken (27.05.2012 - 21:07)
bir yorum (21.12.2011 - 20:20)
bir yorum (21.12.2011 - 20:13)
işte tam da böyle (18.11.2011 - 20:37)
Gitmek (18.11.2011 - 19:53)
ELİF LAM RA (28.10.2011 - 00:02)
Yorum için üye olun!