Reklamcılığın tellal ve çığırtkanların espri ve zeka pırıltıları taşıyan sözlü mottolarıyla başladığını söylemek yanlış olmaz. M.O. 3000'li yılları kapsayan ve işitsel algıya dayalı bu donem Frybyiarper gibileri tarafından reklam tarihinin 'iptidai' donemi olarak kavramsallaştırılmıştır. Henüz kitle iletişiminin olmadığı ve daha çok pazarlayanın (ses veren'in) bireysel marifetlerine dayalı lokal bir çabanın sarfedildiği bu donem aslında reklam fikrinin hiçbir ikincil enstrüman kullanılmaksızın saf bir bicimde hayat bulduğu yegane dönemdir. İşitsel olanın görsel olana baskın olduğu eski dönemlerde halkın yaşamını şekillendiren dünya tasavvurunun 'söz' yoluyla şekillenmesi çok manidardır. Tüm kadim kültürlerin ayni imge yoluyla varlığını sürdürebilmesi, söylencelerle başladığı halde, dini ve siyasi teşkilatların kurumsallaşmasına yol açacak sözlü bir geleneğin vuruculuğuna delalet etmektedir. Nitekim 'gelenek' kelimesi de sosyal yaşamı ve 'din'i de kapsayan ve dinin akli ve nakli tüm kurumlarının sürekliliğini mümkün kılan bir erdemin sözlü, yazılı ya da inisuatik yolla aktarılmasından ibarettir. Kaşgarlı Mahmud'un 11. yüzyılda yazdığı Divan-i Lugati't-Türk (Türk Dilleri Sözlüğü) adlı kitabına dönemin sözlü ürünlerini de dahil etmesi, kırda bayırda okunan Hazreti Ali Cenkleri, Muhammediyeler, Hint söylenceleri ya da hafızlar yoluyla kutsal kitabın çağlara hiç bir değişiklik olmadan aktarılması, 'işitsel' bir imgenin ortalıkta dolaştığını ve iyi işler yaptığının alameti farikasıdır. Nitekim Çin sinemasındaki 'ses' ile batı sinemasının 'görüntü' imgeleri bireysel birer seçim olmalarından çok her iki medeniyetin tahayyülatına dair ipuçları taşıyan anahtar kavramlardır. Espri ve zeka marifetiyle bir urunu satmak sadece bu çağa özgü bir alışkanlık değildir kuşkusuz. Addison ve Richard Steele'in çıkardığı Spectator gazetesinin 1710 yılı baskılarının birinde şöyle bir reklam yer alıyordu:
"Dişleri temizleyen bu eşsiz toz. İngiltere'de asiller ve kibarlar arasında büyük memnuniyet uyandıracaktır."
Kuskusuz Addison reklam yoluyla her şeyin mümkün olacağını düşünüyordu. Ama aynı şeylere sattığı sutyenlere 'ikizlere takke' seklinde kreatif sloganlar geliştiren Türk işportacılar da yürekten inanıyordu.
Reklamcılığın tellal ve çığırtkanların espri ve zeka pırıltıları taşıyan sözlü mottolarıyla başladığını söylemek yanlış olmaz. M.