Cinderella Man adlı film başlı başına bir klişe. Ama o kadar iyi kotarılmış bir klişe ki, uzun süresine rağmen, işliyor. Ortalama sinema seyircisi için son derece tatmin edici bir seyirlik olduğunu teslim etmek gerek. İtiraf etmeliyim ki, daha fragmanlarından itibaren beni sıkan ve uzak durma kararı aldığım bir filmdi bu. Ama karşıma çıkan sonuç, uzun vadede hatırımda yer edecek öneme sahip olmasa da, birinci sınıf bir zanaatkarlık ürünü.
Cinderella Man, gerek dönemin tüm şartlarını göz önüne getiren görüntü ve kostüm çalışması gerekse karakterlere kişilik kazandıran oyuncularıyla başarılı bir film. Crowe'un jestleri, mimikleri ve aksanıyla yakaladığı performansı gerçekten görülmeye değer. Filmin asıl önemli unsuru ise, boşluksuz, kısa ve amaca yönelik senaryosu… Kimilerine göre ajitasyona dayalı bulunabilecek bir senaryoya sahip olmasına rağmen, filmin geçtiği dönem hesaba katıldığında, dünya tarihinin en büyük iktisadi krizlerinden birinin hikayenin tarihsel fonunu teşkil ettiği bilindiğinde, olduğu gibi kabullenilmesi daha kolay. Hatta bu senaryonun bardağa dolu tarafından bakan iyimser bir Steinbeck olduğunu bile söylemek mümkün. Adı bile bunu kanıtlamıyor mu?
Bir yönetmenin usta olduğunu anlamanın çeşitli yolları var. Üstelik modern zamanlarda bu yollardan çok azı teknik unsurlarla ilgili. Müthiş görsel yönetmenler var artık. Kameramanlar, ses teknisyenleri size istediğinizi hatta belki de aklınıza gelmeyeni sağlayacak düzeydeler. Tabii ki Hollywood şartlarından söz ediyoruz. Böylesine profesyonelleşmiş bir sektörde, bir film setinde yönetmenin gerçek bir usta olduğunu belli etmesi, tüm teknik ayrıntılardan başka bir yerde yatar: sahne sahne senaryo yönetimi. Akıl Oyunları ile Oscar kazanan Ron Howard, yeni filmi Cinderella Man ile de usta bir yönetmen olduğunu gösteriyor. Tüm oyunu kafasında canlandıran bir satranç ustası gibi hamlelerini ustaca yapıyor ve film sürecinin aslında hala devam ettiği kurgu masasındaki bitirici vuruşlarıyla maçı kazanıyor.
Her iyi boks filmi gibi, bu şiddet yüklü spor, hikayenin yüreğinde yer alıyor. Howard, artık her senaryosu altın değerindeki Akiva Goldsman katkılı senaryoyu çok iyi görselleştiriyor. Hele kameranın ringin çevresinde hızla dört dönmesi ve bir balet zerafetiyle maçı adeta çerçevelemesi olağanüstü. Ayrıca kimi duygusal sahneler de akıllara yerleşecek: Şampiyonun, düşkünlüğün diplerindeyken boks federasyonu üyelerinden para dilenmesi, kilisedeki dua sahnesi. Ya da büyük maçta Braddock'un, içinden geldiği seyirciden gördüğü büyük destek gibi... Ama film galiba asıl gücünü eksiksiz dönem tasvirinden alıyor. ABD gibi dev bir toplumun tarihindeki en zor dönem olan 1929 bunalımının etkileri ve uzantıları, parlak biçimde canlanıyor.
1929 Dünya bunalımı diye bilinen ABD ve ve tüm dünyada etkisini gösteren ekonomik kriz, eski şampiyon boksör olan filmin kahramanını tekrar ringlere çağırmaktadır...