Hergün milyarlarca bilgiyi beyne gönderen gözlerimizin işlevinin sinemadan önce bu kadar güçlü olmadığını söylemede bir anlamsızlık görmüyorum. Sinema sanatının yapıtaşı olan kurgu sayesinde göz, nesneler arasındaki bağlantıları kurabilme ve onların anlamlandırılması hizmetinde beyni daha fazla yormaya başlamıştır. Gözün odaklandığı nesneler ya da bir bütünün içinden seçtiği parçalar, daha seçkin ve anlamlı hale gelmiştir.
Bir erkekle karşılaştığında bir kadın, erkeğin kalçalarına, omuzlarına kesme yapabilir. Beraberinde biraz daha fetiş olarak el ya da dudaklara odaklanıp saniyelik kesmeler yapabilir. Böylece erkek, farkına bile varmadan, bir kadın tarafından yaklaşık 3 dakika içinde üç parçaya kesilmiş olur. Buna bütün bir bedeni (genel çekim) de eklerseniz dörde bölünmüş bir erkek, her bir parçasının bir kadının beyninde anlamlandırılmasıyla "çekici" yada "çirkin" olarak yorumlanabilir. İlk 30 saniyede bırakılan etki ile bu üç dakika artık %98'lik bir kanaate ulaşmış olur. Burada önemli sayılan erkeğin erojen bölgeleri değil elbet; kadının kurgudaki ustalığıdır. (Emin olun ki bir kadın yukarıda yazılı kurgu açılımından çok daha karmaşığını, çok daha kısa sürede yapabilir.)
Çekimle kurgunun, sinemanın temeli olduğunu biliyoruz. Bu çekimlerin ve oluşturulan kurgunun gözün ürünü olduğunu kabul ediyoruz. Ancak göz hareketlerinin, odağının, bakış açısının değişimi ve gelişiminin de sinemanın ürünü olduğunu söylemek gerekir. Ben 21. yy. insanınn göz hareketlerinin (yukarıdaki anlamıyla) 16. yy. insanından farklı olduğunu düşünüyorum. 16. yy.'daki kadının, bir erkeği beyninde kurgulayış biçimiyle, 21. yy. kadınının aynı olduğunu sanmıyorum. Hatta göz kültürünü sinema, tv, internetle geliştiren bir insanın yeterli göz kültürüne ulaşamamış bir 21. yy. insanıyla da aynı görüntü düzleminde yaşamadıklarını, aynı göz kurgusuna sahip olmadıklarını söylüyorum. Üçüncü boyutun algılanması da bunu örneklendirebilir.
Caddede yürüken üç dakika içinde yaptığınız kesmeleri düşünün. Arabaları, insanları, insanların elindeki nesneleri, binaları vb. Bu kesmelerin rasgele ya da anlamlı bir şekilde kavranması ve yorumlanması göz kültürünüzle ilgilidir. Hayallerimiz ve tasavvur ettiklerimiz de sinemanın gözümüze etkilerini yakalayabilir. Denemek isterseniz keyifli bir örnek olarak Nazım Hikmet'in Jokond ile Siyau'sunu önerebilirim size. Bu eseri okuyup gözünüzde canlandırdığınızda sinemanın size vegözünüze nasıl etki yaptığını görebilirsiniz. Eisenstein, sinema sanatı görükmedik bir çerçeve yapmak ya da herhangi bir nesneyi şaşırtıcı bir alıcı açısından saptamak değildir, der. Bu yüzden sinemanın göze etkilerini mükemmel bakış açıları olarak algılamamalıyız. Zaten asıl anlaşılması gereken bir sanatın etkilerini sadece kültürel ve siyasal olarak algılamanın ne kadar yoz olduğudur.
--------------------
R.E.M.: 1980'lerin müziğe sunduğu üç hediyeden biri olan (The Cure ve Depeche Mode'la birlikte) rock grubunun adı. Kısaltmanın açılımı, Rapid Eye Movement (Hızlı göz hareketi)'dır.
Hergün milyarlarca bilgiyi beyne gönderen gözlerimizin işlevinin sinemadan önce bu kadar güçlü olmadığını söylemede bir anlamsızlık görmüyorum. Sinema sanatının yapıtaşı olan kurgu sayesinde göz, nesneler arasındaki bağlantıları kurabilme ve onların anlamlandırılması hizmetinde beyni daha fazla yormaya başlamıştır.