« Anasayfa | Künye | Arşiv 18 Ekim 2017, Çarşamba
Gündem: Kültür-
Sanat
Gündem: Hayat
40i Gündem Nöbetçi Köşe
40PENCERE
İki Nokta Üst Üste
Esma Ürkmez
Matbaadan Tanıtıma Koş!

Yeşilde Durmak
Hale Sert
Kanaviçe

Olay Yeri İnceleme
Zehir Hafiye Battal Küttab
Tezekten Terazi ya da Çok "hit" Alan Hep "tıklanan" Yazı Budur!

[ Kitap -> Âlemde Ne Var? ]

İstanbul'daki Muhalif İranlıların Kısa Tarihi - 2

Cihan Aktaş

14.05.2008 - 18:49

İki ülke arasındaki ilişkilerde bir zayıflama başlayınca İran'a ilişkin bilinmesi gereken kültürel değerlerin yerini magazin bilgiler aldı.

Bir önceki haber-analiz yazımda, 21. Tahran Kitap Fuarı'nda Türk standında düzenlenen , "Türk Edebiyatını Dünyaya Tanıtmak ve ve Yayın Alanında Yeni Görüşler" başlıklı panele değinmiş ve paneldeki iki konuşmacının, Kültür Bakanlığı Kütüphaneler ve Fuarları Birimi Müdür Yardımcısı Ümit Yaşar Gözüm ile Tabatabai Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Başkanı Ferzane Devledabadi'nin konuşmalarına yer vermiştim.

Bu yazımda ise, üçüncü konuşmacı, Bilgi Üniversitesi Yayın Müdürü Fahri Aral'ın 19. yüzyılın sonlarından Cumhuriyet dönemine kadar İstanbul'da yaşayan İranlıların çoğunlukla İran'daki rejime muhalif, meşrutiyet taraftarı bir çizgi izleyen yayınlarını konu alan konuşmasına değineceğim.

Aral konuşmasına, Farsça bilmemekten, konuşmasını Farsça yapıyor olamamaktan duyduğu üzüntüyü dile getirerek ve gelecekte benzeri bir konuşmayı Farsça yapma dilediğini vurgulayarak başladı. Doğrusu ya Aral, bir yayıncı olarak İranlıların İstanbul'da gerçekleştirdikleri yayınlar bağlamında çarpıcı bilgiler verdi. Bu bilgilerden ortaya çıkan sonuç, her iki ülkede de monarşi karşıtı ya da meşrutiyet taraftarı örgütlenmelerin, bir etkileşim içinde yürüdüğü. Esasında İranlı muhalif aydınların yayın ve faaliyetlerinde Türk aydınlarını yakından izlediği söylenebilir. Osmanlı İmparatorluğu'nda 1. Meşrutiyet 1876, 2. Meşrutiyet ise 1908 yıllarında ilân ediliyor. İran'da Muzaffereddin Şah (1896-1907) meşruti bir monarşiyi 1906'da ilân etmek zorunda kalıyor. Türkiye'de Tanzimat'ın ilânının (1839), o dönemde İstanbul'da yaşayan İranlıları bir hayli etkilediği anlaşılıyor. Özellikle 19. yüzyılın sonlarından itibaren Tebriz, Hoy, Salmas gibi şehirlerden İstanbul'a gelmiş olan muhalif İranlılar, İran'da meşruti bir hareketi dışarıdan desteklemek için örgütlenmelerini sürdürüyorlar.

İranlı tacirler açısından İstanbul, Avrupa'ya ulaşmada önemli bir geçiş merkezi. İran halıları, dokumaları, kuru meyvleri, Tebriz'den Trabzon'a, oradan Avrupa pazarlarına akıyor. Ya da Trabzon üzerinden Erzurum'a ve Anadolu'nun diğer şehirlerine... Tacirler halkla iç içe yaşıyor. Diğer taraftan aydınlar İstanbul'daki meşrutiyete götüren siyasal atmosferden yararlanarak cemaatlerini yapılandırmayı sürdürüyorlar.

Bu cemaatin yöneldiği merkez, Mahmutpaşa'daki içinde bir mescidin de bulunduğu Valide Han. (Bu cami bir yangında yanmış; yerine yenisi inşa edilmiş.) İranlılar bu hanı sıradan bir han gibi değil de bir ülke gibi algılıyorlar. Valide Han, İranlılar için siyasal, dinsel, entelektüel bir merkez.

19. yüzyılın sonlarında eğitim-öğretim büyük ölçüde evlerde gerçekleştirilen bir ihtiyaçtı. İranlılar 1882'de Sultanahmet'de Debistan-ı İrani isimli bir okul kurarlar. Hüseyin Daniş gibi ünlü aydınların ders verdiği bu okul, Cumhuriyet kurulduktan sonra da İranlı öğrencileri eğitmeye devam etmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu'nu meşrutiyet'e götüren yıllarda, İstanbul'da ikâmet eden muhalif İranlı aydınların yayın faaliyetleri üzerine ise Aral, şu bilgileri veriyor: Ahter, Aga Muhammed Tahir Tebrizi tarafından çıkartılan haftalık ya da aylık bir gazeteydi. (1876-1897) Bu gazetenin cemaat üzerinde büyük etkisi olmuştu. Gazete, II. Abdülhamit'in yanı sıra İran sefaretinin desteğiyle çıkıyordu. O dönemde Cemaleddin Afgani de Ahter'de yazı yazıyordu. ( Abdülhamit İslamcı politikaları nedeniyle Ahter'i desteklese de sonraları Afgani'yle zıtlaşacaktı. C.A.) Ahter zaman içinde Abdülhamit'e de muhalefet eden bir çizgi izlemeye başlayınca, kapatıldı. Aral, Ahter'in kapatılmasının en önemli nedenlerinden biri olarak, İran'da 1890 yılında gerçekleşen ve Kaçar Hanedanı'nın yabancılara tütün üretimi alanında tanıdığı imtiyazlara karşı yoğun protesto gösterileriyle süren Tütün Kıyamı'nı yansıtan haberlere yer vermesini gösteriyor. Gazetenin kapatılmasında Nasreddin Şah aleyhine yazılara yer verilmesi de rol oynamıştır.

Ahter'in kapatılmasının ardından İranlı aydınlar 20. yüzyılın başlarında Seyyid Hasan Tebrizi başkanlığında kurulan Saadet-i Encümen-i Validehan grubunun girişimiyle, Ahter'e nispeten daha radikal bir muhalefeti temsil eden Şems gazetesini yayınlamaya başlarlar. Şems'de yayınlanan yazılarda sıklıkla anayasa, özgürlük, İran'daki siyasal gelişmelerle ilgili farklı görüşlere yer veriliyordu. 1908'de ise bir edebiyat dergisi olan Suruş yayın hayatına başlamıştır. Bu yayınlar Aral'a göre, iki ülke aydınları arasında monarşik meşrutiyet bağlamında bir arayışı yansıtıyorlardı. Bu yayınlar bir süre sonra başlayan savaşla işlerliklerini yitirdiler.

Cumhuriyet'ye birlikte iki ülke arasındaki ilişkilerde bir zayıflama başladı. Türkiye'de Muharrem ayinleri yasaklandı. İranlı cemaate mensup aileler başka ülkelere, özellikle Avrupa ülkelerine göç ettiler. İki tarafta da gelişen modern milliyetçiliklerle kültürel bir kopma dönemine girildi. Bu bir bakıma doğal bir süreç gibi görünse de, yine de yaşananlarda bir tuhaflık olduğunu vurguluyor Aral ve ekliyor: "Bilmemiz gerekenleri artık öğrenemiyorduk. Modern milliyetçilikler, modern mitler yaratmaya başlamıştı çünkü. Ben çocukken evdeki Hafız ve Sadi çevirilerine sadece bakardım. Gündemimizde İran'la ilgili olarak hep Süreyya Şah'la evlendi, çocuğu olmadı, Mahzun Prenses, ardından Farah Diba ile Şah'ın evliliği gibi magazin haberlerine ilişkin başlıklarla yer alıyordu İran. Aslında öğrenmemiz gerekenleri öğrenmedik yazık ki. Öğrenilmesi gereken bilgilerin yerini, magazin bilgileri aldı."

Aral , Tahran'da bulunduğu iki üç günlük süre içinde, Tahran üniversitesine yaptığı ziyaretten ya da başka görüşmelerden güleryüzle ve hoşnutluk içinde ayrıldığını, karşılıklı olarak çok önemli faaliyetler gerçekleşeceği konusunda iyimser olduğunu, iki kültürün yeniden biraraya geleceğine inandığını belirttikten sonra, konuşmasını Kaşgarlı Mahmut'a ait şu iki mısrayla noktaladı:

Tatsız[*] (ya da Farssız) Türk olmaz

Başsız Börk olmaz....

______________________________

[*] Tat: Bir İran kavmi.

(Dünya Bülteni)

İki ülke arasındaki ilişkilerde bir zayıflama başlayınca İran'a ilişkin bilinmesi gereken kültürel değerlerin yerini magazin bilgiler aldı.
  
Arşivlik HayatlarTümü »

» Asaf Hâlet Çelebi 100 Yaşında / Ömer Faruk Şerifoğlu
» Arşivcilerin Babası: Muallim Cevdet / Zeynep Berktaş
Kitap MedyasıTümü »

» Edebiyatımızın Coğrafyasını Geliştiren Bir Yazar: Talip Apaydın / Seray Şahiner
» 'Yaratıcı Yazarlık' ve Buluşları / M. İlhan Atılgan
» Gazete-Dergi Okurluğu / Eser Karakaş
» Torpilli Kitap: Sokakta / Haydar Hepsev
» Bilge Karasu Okuma Kılavuzu / Gonca Özmen
EkstraTümü »

» Uykusuzluk / Mehmet Uğurlu
» Bir Yılda Kaç Kitap Okuyoruz?
» Doğu'nun Meyvelerini Batı'nın Tepsisinden Sunmak / Ali Ayten
» Kitapçı / Mehmet Ulusel
» "Aşk Istırapsız Olmaz" / Nuri Altun

Yorum yazabilmeniz için üye olmanız gerekiyor. Üye olmak için tıklayın.

(Üye iseniz sayfanın en üstünde sağ tarafta yer alan kısımdan giriş yapmalısınız.)


Henüz yorum yapılmamış.

Üye Girişi
Kullanıcı adı
Şifre
Beni hatırla
Şifremi unuttum!
Ücretsiz Üye Olun!
Son 10 Yorum
toplantı (10.12.2013 - 17:25)
tek söğüt (26.02.2013 - 01:08)
yok var, var var (26.02.2013 - 01:06)
Hoş bir yazı (17.08.2012 - 00:19)
beklerken (27.05.2012 - 21:07)
bir yorum (21.12.2011 - 20:20)
bir yorum (21.12.2011 - 20:13)
işte tam da böyle (18.11.2011 - 20:37)
Gitmek (18.11.2011 - 19:53)
ELİF LAM RA (28.10.2011 - 00:02)
Yorum için üye olun!