« Anasayfa | Künye | Arşiv 23 Nisan 2026, Perşembe
Gündem: Kültür-
Sanat
Gündem: Hayat
40i Gündem Nöbetçi Köşe
40PENCERE
Edeb Yahu
Nedret Kudret
Erdem Bayazıt Ey!

Gölgelik
Köksal Alver
Tek Söğüt

Dil Ağacı
İbrahim Demirci
Kafı Yutanlar

Kelimeler ve Şeyler
Abdullah Harmancı
Seni Ne İhtiyarlattı?

Mızrak ve İlmihal
Ahmet Murat
İmamın Hatırlanışı

Saksağan
Osman Özbahçe
Dünya Aklıma Yatmıyor

Şiir Çıkmazı
Mehmet Solak
Kimi, Nereye Götürür Şiir?

[ Geçmiş Günler -> Muammer Yorulmaz ]

Karşı Kaldırım

02.05.2005 - 13:18

Bir zamanlar adamın biriyle, karşılıklı, kendimizden büyük laflar ederken anladım karşı kaldırımdan konuştuğumu. Çünkü ne ben onun dediğini anlıyordum, ne de o benim dediğimi anlıyordu. Anlaşamıyorduk. Anlayışımız farklı, dünya görüşümüz ayrıydı. Farklı kapılardan giriyor farklı pencerelerden görüyorduk insanı. Rüyalarımız ayrıydı, hayallerimiz ayrı. Ama konuşabiliyorduk ya! Konuştuk. Aynı yolda omuz omuza olamazdık. Aynı kaldırımda, hayır. Belki karşı kaldırımlardan... Artık karşı kaldırımlardan konuşuyoruz. Karşı kaldırım cümleleri kuruyor, karşı kaldırım şarkıları söylüyorum; kaldırım çizgilerine basmamayı hiç düşünmeden. Bazen çok güzel şeyler çıkıyor ortaya; karşı kaldırımlardan olduğumuzu biliyoruz. Handiyse, iyi ki karşı kaldırımda diyesim geliyor bazen; ya aynı kaldırımda yürüseydik! Neye yarardı ki!..

Bazen haddimi aşan cümleler sarf edeceğim, bazen cümle kuramayacak; kifayetsiz kalacağım. Ama yeryüzünde şimdiye kadar söylenmemiş cümle kalmış mıdır ki?.. Yine de "dün söylenenler dünde kalmıştır cancağızım, artık yeni şeyler söylemek lazım". Yeni şeyler söyleyebilecek miyim bilemiyorum. En azından farklı bir topraktan, farklı bir kültür mozaiğinden seslenmenin avantajını elimden kaçırmamayı ve bunu en iyi şekilde kullanma liyakatinde olamasam da bu minval üzere yol alacağımı bilmenizi isterim.

Bundan böyle haftada bir aynı gün bu sayfada denemelerle karşınızda olmayı ümit ediyorum. Uzak diyarların bir ortasında bir ucunda, Türkistan gecelerinde, Semerkand, Kahire, İsfahan, Kerkük sokaklarında dolaşacak, karşı kaldırımdan şarkılar söyleyip şarkılar satın alacağız. Bazen kendi şarkımı söylermişçesine Harlem türküleri tutturacak, haddimi aşacağım. Bazen Trabzon'da, on iki ay boyunca erimeyen kardan söz açacak, Erzurum'un soğuk kış gecelerinde içilen bir acı kahvenin kırk yılını yaşayacak, büyüklerden hikâyeler dinleyecek, ustalardan bahsedecek ve onlardan alıntılar yapacağım. Bazen de sadece kendi şarkımı söyleyecek, içimi dinleyeceğim; muhabbet havasında. Çoğunlukla da bunu yapacağım belki...

Buyurun o zaman...

Yaşadığım bu toprakların kadınlarının çok az ağladığını, erkeklerinin çok fazla fütursuz olduğunu gördüm. Gece yarıları yalnız kalıp da gözlerimi kapadığım ilk yıllarımda beynimdeki bin bir türlü düşünceden bin birincisi "neden burada olduğum" idi. Dünyanın onca yeri varken, gençliğimin en güzel çağını neden bu topraklarda geçiriyordum ki? Bir insan en güzel zamanlarını neden Sovyet artığı bir demir perde ülkesinde geçirir(di) ki? Beydeba'nın buyurduğu gibi "kader konuşmaya başlayınca kuşkusuz susarmış insan". Sustum. Ben de kaderciydim, bunu, bir üstadın gazete röportajlarında dile getirmesine kadar utanılacak bir şeymiş gibi düşünür, söyleyemezdim. Evet ben bir kaderciyim.

Sovyet artığı bir ülkeye gidebilmem yolundaki pusula elime ulaşıncaya kadar hiç kimse inanmıyor / inanamıyordu benim böyle bir saçmalık(!) yapacağıma. Gideceğim yerin nasıl bir yer, bir şey olduğu konusunda ise hiçbir fikrim yoktu. Valizim ve sırt çantamı alarak yola koyuldum. Ömrümün ilk en uzun yolculuğuna çıkmıştım. Ama son değildi. Bu, bende alışkanlık yapacaktı. Biliyordum. Bu cümleler o zamanlar kurulmuş olsaydı, benim tarafımdan, eminim bir yerde bitecek ve seyr-i alem cümlelerine dönüşmeyecekti belki de. Tam otuz altı saatimi tren, vapur, uçak ve otobüslerde geçirdim. Neydi beni buralara kadar getiren? Beni, yine o vakitler beynimin ve kalbimin kıvrımları arasında varlığında varlığımdan; varlığımda varlığından bir şeyler bulduğumdan dahi ayrı düşüren, neydi?

Otuz altı saatin vermiş olduğu bitkinliğe gözlerim dayanamamış kapanmıştı. Gözlerimi açtığımda bir ovada ilerlediğimizi fark ettim. Bir bozkır şehrinden ayrılmış, bir başka bozkır şehrinde bulmuştum kendimi. Sol tarafımda güneş batıyor, ben tespih çekiyordum: seni seviyorum seni seviyorum seni... Güneşe hiç bu gözle bakmamıştım. Ya da güneş benim şehrimde bu kadar güzel batmıyordu.

Bir bozkır şehrinden bir gökyüzü şehrine yolculuğumda gördüm ki insanların şirazesi kaymış. Bulunduğum toprakları adlandırırken "Sovyet artığı" demem de ondandır. Şimdi burada bir de Sovyetlerin dağılma sürecinin öncesi ve sonrasını teferruatlandıracak değilim ama bir toplum ancak bu kadar mahvedilebilir...

Gece yarıları başımı gökyüzüne çevirdiğim zamanlarda bir gök taşını (yıldız kayması) göremediğim anlar çok azdır. Gökyüzünün bu kadar temiz olduğu bir başka şehir tanımıyorum, duymadım. Güneşin bu kadar güzel doğuşunu ve batışını, ayın bu kadar çok Sevgili'ye benzediği zamanı hatırlamıyorum. Akşam namazlarımı ilk kez ufuk çizgisine göre burada tayin ettim, ilk kez burada buldum kıbleyi kutup yıldızına bakarak. Ve Vega'yı ilk kez burada daha çok sevdim.

Atalarımın at nallarıyla dövdüğü bu toprakları ağaçlı bir yolda yürürken düşünen ben, şimdi daha iyi anlıyorum bazı atlıların batıya neden gittiğini. Ahmet Yesevi'nin 63 yaşında toprağın altına neden girdiğini. İnsanın her yerde insan olduğunu ve şirazenin önemini... Yani ben, gençliğimin bu en güzel çağında, bu topraklarda oluşumu, kendi kendimin kırılmış gerçeğinde bulduğum kendime, "kader konuşmaya başlayınca kuşkusuz susarmış insan" düsturunu, varolma kaygısını içimde barındırarak bilmeyi öğrettim.

Bir zamanlar adamın biriyle, karşılıklı, kendimizden büyük laflar ederken anladım karşı kaldırımdan konuştuğumu. Çünkü ne ben onun dediğini anlıyordum, ne de o benim dediğimi anlıyordu.  
MetinlerTümü »
» İkiz Yörünge Üstü Bir Cambazın Tek Seferlik Dansı / Mehmet Uğraş
» Durak / Suat Alan
» Meydan ve Kahvehane / Necip Mahfuz'dan Çeviren: Yusuf Sami Samancı
» Mutluluk Hastalığı / Necip Mahfuz'dan Çeviren: Murat Göçer
» Fazilet Mükâfâtı / Reşat Nuri Güntekin (Çevrimyazı: Elif Hafsa)
Türk Şiir AnıtlarıTümü »
» Şeyh Galib
» Taşlıcalı Yahya
» Ahmet Haşim
» Namık Kemal
» Mehmet Akif Ersoy
Tekrar YayınTümü »

» Simetrim Kalkıyor Breh / Vural Kaya
» Edebiyat Ödüllerinin Günahı ve Sevabı / Refik Durbaş
» Yüzdeki Tırnak İzleri ve Pamuk Terörü / Kaan Arslanoğlu
» Sözleşme-II / Seyhan Arslan
» Meczubun Kefaret Bandoları / Vural Kaya

Yorum yazabilmeniz için üye olmanız gerekiyor. Üye olmak için tıklayın.

(Üye iseniz sayfanın en üstünde sağ tarafta yer alan kısımdan giriş yapmalısınız.)


Henüz yorum yapılmamış.

Üye Girişi
Kullanıcı adı
Şifre
Beni hatırla
Şifremi unuttum!
Ücretsiz Üye Olun!
Son 10 Yorum
Dostluk Güneşi (29.10.2021 - 11:34)
toplantı (10.12.2013 - 17:25)
tek söğüt (26.02.2013 - 01:08)
yok var, var var (26.02.2013 - 01:06)
Hoş bir yazı (17.08.2012 - 00:19)
beklerken (27.05.2012 - 21:07)
bir yorum (21.12.2011 - 20:20)
bir yorum (21.12.2011 - 20:13)
işte tam da böyle (18.11.2011 - 20:37)
Gitmek (18.11.2011 - 19:53)
Yorum için üye olun!