61 yıllık ömrün 45 yılını cezaevinde geçiren Yavuz Gürhan'la söyleşi Bekir Fuat, Gerçek Hayat, 23 Eylül/29 Eylül 2005.
Cezaevi nasıl bir yer?
Valla cezaevi nasıl olacak, dört duvar arasında 12-13 koğuşu olan bir yer. Affedersin ahırı andıran bir yer. Tavsiye etmem kimseye, Allah düşürmesin.
Cezaevine İlk ne zaman girdin,işlediğin suç neydi?
15 yaşındaydım, arkadaşım vardı benim. Birinden alacağı varmış, alamamış, bana 'sen al, yarısı senin' dedi. Ben de üstümde bıçakla gittim parayı aldım geldim. Üç gün sonra polisler eve geldi, ondan sonrası cezaevi günleri. Sonrasını ne sen sor, ne ben söyleyeyim. Geçti bir ömür, tam 45 sene.
İçerideki ortamdan bahseder misin biraz?
Dışarıda neysen içerde de aynısın. Paran varsa içerinin ortamı çok güzel, ama garibansan, içerde dayak ve işçilik çok. Devletin verdiği yemek yenmiyor, içilmiyor. Çoğu zaman mercimek çorbası verilir, o da bıkkınlık getiriyor.
Peki cezaevi şartları eskisine oranla düzelmedi mi?
Ne kadar düzeldi desen de yalandır. Orada idare her zamanbüyük ekip ağalarının, beylerin elinde. Savcının, gardiyanların, müdürün dahi elinde değil.
45 sene yattın, ekip ağası olamadın mı?
Ben hiç olamadım, olamam da. Çünkü gariban, parasız bir insan ağa olamaz. Ya paralı olacaksın ya da dövüşçü.
Kaldığın onlarca yılda düzenli olarak yaptığın bir şey var mıydı?
Meydancılık, hizmetçilik yaptım.
Meydancılık ne demek?
Onun bunun çamaşırını yıkamak, bulaşıkları yıkamak, ranzaları temizlemek. Çay ve sigara parasını çıkarıyordum.
Bunca zaman geçti ömründen, 'kaçırdım' dediğin şey ne?
Kaçırdığım şey gençlik. Bir de Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi dekanı Nurettin bey beni evlatlık almıştı, onun evinden kaçtım, pişmanım. İçeride iti uğursuzuyla uğraşıp durdum.
Koğuştaki insanlardan bahseder misin biraz da?
Dışarıda yaşayamaz tipler var mesela. Yazın dışarıda, kış gelince herhangi bir suç işler, polise bizzat kendi gider, 'ben bu suçu yaptım' der, kışı içeride geçirir. Ayrıca psikopat tipler var. Dışarıda seni sömüren insanlar var ya, içeride de ağalar beyler var. Ne bileyim, tecavüzcüler, gaspçılar, vurucu, dövüşçü tipler... Nadiren dindar insanlar da var. Allah yollarını açık etsin. Cezaevinin mescidi var, izin alıp gidebilirsin mesela.
İçeride insanlar daha çok ibadete mi yoksa isyana mı yönelir?
Valla daha çok isyana yönelirler. Allah yolunda giden birkaç kişi olur. Ama Ramazan günü insanlar oruç tutar. İbadetlerde artış olur.
Vaktiniz nasıl geçiyordu?
Sabah, öğlen, akşam yemek. Gençler voleybol oynar. İsteyen ibadet eder. Fakat koğuşta Allah-u Ekber deyip namaza durduğun zaman Allah'ın huzurunda da tam duramıyorsun. Türlü türlü şeyler geliyor aklına. Çoluk çocuk ne yapıyor, bugün ziyaretime kim gelecek diye düşünüyorsun. Ki benim kimsem yoktu Allah'tan başka.
Yok mu çoluk çocuk?
Çoluk çocuk var da, devamlı içeri gir çık, gir çık eşimden ve çocuklarımdan ayrıldım. Ben onlara babalık yapamadım ki! Boyacılık yaptım, simit sattım, telefon sattım, başarılı olamadım. Zaten polisler, zabıtalar elimden alıyordu malları.
Peki abi, çocukların hiç ziyarete gelmiyor muydu?
Yer uzaktı en başta. Bir de onların gelmesi için en az 30-35 milyon yol parası lazım, tabii o da Ankara'daysan.
Görüş günleri nasıl geçer cezaevinde?
Herkes çok heyecanlı olur. Arkadaşların malzemeleri gelirdi. Hep birlikte yer içerdik. 0 bizim için bir nimetti yani.
Orada arkadaş edinmek daha mı kolay oluyor?
Çok basit oluyor. Çünkü mecbursun, küs duramazsın, 15 kişilik bir koğuş. Arkadaş oluyorsun fakat o arkadaşlık hemen bitiyor. Güvenilmez. Sigaran, paran varsa herkes senin arkadaşın. Yoksa sen kendine arkadaş arıyorsun.
Peki ya kitap okunmaz mı?
Macera kitapları okunur daha çok. Roman ve seksoloji kitapları da çok okunur.
Televizyonla aranız nasıl, en çok neyi seyredersiniz?
En çok milli maçlar. Haberler kaçırılmaz. En çok af haberleri takip edilir. Günlerce haftalarca sürer bu. Deli Yürek ve Kurtlar Vadisi de büyük bir sessizlik içinde seyredilir. O filmlerden sonra kavgalar artar.
En büyük hayalin neydi İçerideyken?
Allah'ın yolundan gideceğim, bir işe gireceğim. Şükür şimdi 350 Lira aldığım bir işim var. Hapisten çıkınca iş bulmak zor. Çünkü insanlar güvenmiyor.
Peki sen güveniyor musunuz insanlara?
Hayır. Hayvanlara yöneldim, hayvanları daha çok seviyorum. Sabahleyin tavuk parçası oluyor, çorbalık. Bu parçalardan alıp hayvanlara veriyorum. Cezaevinde de hayvanlarla, kuşlarla ilgileniyordum. Serçe, ağzıyla çiçek koparıp bana atardı içerdeyken. Ekip başıyla, gardiyanlarla çok kavga ettik bu yüzden. O koğuştan başka koğuşa kovulduk kuş sevdasına. Bahçeyi kuşlar pisliyormuş. Hatta kaç defa kuşlar gelmesin diye vurup öldürdüler. Ne diyeyim ki başka.
Firar etmeyi düşündün mü hiç?
Üç sefer firar ettim bile. İlkinde yarım saat içinde yakalandım. Çorum Kargı'da yatıyordum o zaman. Çatıdan kaçtım. Bir güzel dayaktan sonra İskilip Cezaevi'ne, oradan başka başka yerlere, sonra TosyaCezaevi'ne gönderdiler. Bu sürgün işi sekiz sene sürdü. Ben Tosya'dayken de 17 Ağustos depremi oldu.
Deprem haberini duyduğunda neler hissettin?
Gölcük ve Adapazarı haritadan silindi diye duyduk. Ki o zamanlar benim de ailem İzmit'de oturuyorlar. Ayaklarımın bağı çözüldü ve ağlamaya başladım. Başgardiyana yalvar yakar telefon ettiremedim. Aradan bir hafta geçti, eşim telefon etmiş, 'Yavuz bizi merak etme biz iyiyiz' dedi. Allah'a şükrettik.
Tünel kazmayı denedin mi?
Düşündüm fakat yapamadık. Çünkü koğuşun altından geçen kanalizasyona giremedik. K1 tabir edilen duvarlar var, bunları da delemedik. En son Kalecik Cezaevi'nde biri vuruldu. Üç kurşunla nöbetçi asker öldürdü. Kafadan sakat bir arkadaşımız açıktan kapalıya geldi, hastaneye kapalıdan sevk yapılabiliyordu ancak. 4 gün beklettiler, bakanlığın izni gerekiyormuş. Bu yazışmalar devam ederken çatıdan kaçtı arkadaşımız. Allah rahmet etsin. Bürokrasinin kurbanı oldu yani.
Şimdi dışarıdasın, hayatında ne değişti?
Dışarı çıktıktan sonra insanlardan korkar oldum, kaçar oldum. Benim alnımda bir yazı var, "mahkum" yazıyor. Herkes o yazıya bakarak konuşuyor benimle. İnsanlarla sıcak bir diyaloga giremiyorum, konuşamıyorum, heyecanlanıyorum, derdimi anlatamıyorum. Biri bir iyilik yaptığı vakit bu ağırıma gidiyor, ağlıyorum. Bu iyiliği bana niye yaptı diye düşünüp duruyorum.
Yeni düşenlere tavsiyen olur mu?
Allah düşürmesin. Düştüğün vakit bir daha kurtulamıyorsun, alışkanlık yapıyor. Bir de sabıkalandıysan tekrar içeri girmen hiç zor olmuyor. Zaten polis de, insanlar da 'ha şu bizim Yavuz değil mi?' gözüyle bakıyor.
Gerçekten alışılıyor mu oradaki hayata?
Gerçekten alışılıyor. Ben alıştım. Arıcılık belgesi, kalorifer belgesi, on parmak daktilo belgesi aldım ve içeride İngilizce öğrendim. Tercümanlık bile yapabilecek duruma geldim.
İçerinin hiç mi güzelliği yok?
Güzelliği şu: Yalnızlık nedir, arkadaşlık nedir, güç kuvvet nedir, bunları iyi tanıyorsun. Dışarıda canım ciğerim dediğin insanfar selamün aleyküm deyip bir kere olsun ziyaret etmiyorlar. Başka bir güzelliğini görmedim. Çok tecrübe kazandım.
Devlete, adalete güveniyor musun?
Türkiye Cumhuriyeti benim vatanım. Doğduğum büyüdüğüm yer. Ama güvenmiyorum.
Yavuz Abi çıktıktan sonra seni en çok şaşırtan şey neydi?
Torunlarımın büyümesi. Annem ve babam ben içerdeyken vefat etti. Ben çocuklarımı hala küçük biliyordum, onların bile saçları ağarmış.
Meşhur Kelebek filmini bilir misin?
Bilirim, seyrettim de. Zaten o yüzden benim lakabım 'Kelebek Yavuz' oldu. Hiç bir yerde fazla kalmadığım, sürekli oradan oraya gezdiğim için Kelebek oldum ben de. Kelebek olup uçtum oradan oraya.
Ne kadar cezaevi dolaştın; rahat ettiğin bir yer oldu mu?
50'yi geçti. Cezaevi sevilmez ama, en çok Kalecik'i sevdim.