Ey azizler, bugünkü kesikimiz bir dergiden. Nâmı Hece. Vasfı "aylık edebiyat dergisi". Nümerosu 75. Târihi Mart 2003. Bu kesikin kesildiği sahîfenin mümerosu 134. Mâşaallah, değil mi?
Bu kesikin burava vaz'olunuş sebebi, makaalenin müellifesi Hayriye Ünal hanımefendinin "mayi" kelimesinin imlâsı husûsunda gösterdiği tutum.
Birinci cümlede "İnsanı insan yapan, eğilimlerini yönlendiren ne kadar mayii varsa araçtır, hepsi de kalıpsızdır."
Düşünebilirsiniz ki, bu "mayii", "insanın mayii" demektir, ya'nî ki karşımızda bir isim tamlaması bulunmaktadır ve "mayi" kelimesinin nihâyetinde, bizim bu alfabe ile göstermediğimiz bir ünsüz bulunmakdadır. Ya'ni ki, nasıl ".... mercii", ".... camii", ".... mısraı" deyor isek öylece "mayii" deyebiliriz ve nitekim müellife hanım da öyle demişdir.
Lâkin, kelimenin kullanıldığı ikinci cümleye bakdığımızda bu düşünüşümüzün doğru olmadığı netîcesine varıyoruz. Ne deniyor o cümlede?
"Cinsellik, mayii akışını biçimlendiren bir şey olduğu için, başka tüm mayilerin aktığı yatağı değştirebilir niteliktedir."
Bu cümle, bir dikkatsizlik misâli olarak gösterilebilir. Evvelâ "mayii" kelimesini yalın halde kullanır iken nihâyetine lüzumsuz bir çift i koyan müellife, aynı cümle içinde "tüm mayilerin" der iken tek i ile iktifâ etmekdedir. Neden? Ma'kul bir neden bulunabileceğini zannetmeyorum. Belki "cami" yazmak îcâb ederken "camii" yazan ağabeylerinin ablalarının taht-ı te'sîrinde kalmışdır.
İmdi, ey azizler, bu "mayi" kelimesinin neyin nesi olduğuna bir nazar edelim.
Arabiyyü'l-asl olan kelime, "mâ'i'" iken "mâyi'" olmuşdur ve lisânımızda "sıvı" dediğimiz hâlin mukaabilidir. Ya'nî "akışkan, akmağa elverişli" ma'nâsına gelmekdedir. Binâenaleyh, bu kelimenin imlâsı hususunda "câmi" kelimesine edilen mu'âmele edilmelidir.
Hayriye Hanım'ın ne dediği yahud ne demek istediği hususu ise, ayrı bir bahisdir. Bendeniz, yazısının temâmını okumadım amma, yokarıya aldığım ilk cümleyi meselâ, anlamak içün zihnimi yorar iken, "insanı insan yapan, eğilimlerini yönlendiren ne kadar mâyi' varsa"dan murâdın ne olabileceğini düşündüm. İnsanın annesinin ve babasını erlik ve dişilik suları, insanın kanı, teri, gözyaşı aklıma geldi. Bunların hepsinin "araç olması" ya da "kalıpsız" olması ne demekdir, niyçün bundan bahsedilmekdedir? Anlayamadım. Esâsen mâyi, ya'nî sıvı kalıplı olmaz ki. Dondurursanız girer bir kalıba. Mâyii mâyi eden ana vasıfdır kendi kalıbının olmayışı, içine girdiği kabın kalıbını alması. Binâenalyh, böyle bir eşikden, böyle bir başlangıçdan hangi netîceye vâsıl olunacağını anlamakda acze düşdüm. İşbu yazının temâmını dikkatle okusam, bu aczimden kurtulur muyım aceba?
Sayı: 177 - 11 Nisan 2003 Cuma
Ey azizler, bugünkü kesikimiz bir dergiden. Nâmı Hece.