« Anasayfa | Künye | Arşiv 21 Eylül 2018, Cuma
Gündem: Kültür-
Sanat
Gündem: Hayat
40i Gündem Nöbetçi Köşe
40PENCERE
İki Nokta Üst Üste
Esma Ürkmez
Matbaadan Tanıtıma Koş!

Yeşilde Durmak
Hale Sert
Kanaviçe

Olay Yeri İnceleme
Zehir Hafiye Battal Küttab
Tezekten Terazi ya da Çok "hit" Alan Hep "tıklanan" Yazı Budur!

[ Kitap -> Arşivlik Hayatlar ]

Arşivcilerin Babası: Muallim Cevdet

Zeynep Berktaş

17.03.2008 - 23:57

Arşivcilerin babası; haksızlığa tahammül edemeyen, dürüst ve nazik bir beyefendi... Zor bir dönemin, zor bir hayatın meyvesi olarak tarihe geçecek derecede mesleği ile kendisini var etmiş bir insan. Esasen bir lise muallimi, yarım asra varan ve 1935 yılında nihayet bulan ömründen geriye kırk-elli cilt eser teşkil edecek kadar not ve vesika, 500 nadir eser ve yazmalardan başka 10.000 cilt kitap bırakmış. Vefatından önce tüm kitaplarını "İstanbul Belediyesi İnkılab Müzesi"ne armağan etmiş. Eğitim meselesi üzerine kafa yormuş, makaleleriyle hem eleştirilerini hem de yerine koyulmasını istediği önerileri ortaya koymuş. Diyor ki bir makalesinde "Tenkit ve tahrip kolaydır. Yapmak, bilhassa iyi yapmak güçtür. Memlekette yeni bir şeyler yaparken, eskide mevcut fenalıkları başka şekilde tekrar etmemek; bize pek nasip olmayan hareketlerdendir." Muallim Cevdet'i andığımız günü sizlerle paylaşmak, bilgi bombardımanına dalmadan onunla tanıştırmak istedik.

Muallim Cevdet kimdir?
1883 Bolu doğumlu. Dedesi Said Efendi bir tekke şeyhi, babası bir asker. Balkanlardan göç etmiş. Babasını çok tanımamış, annesiyle yaşamış ve hiç evlenmemiş. Hukuk okuyor. Ailevi nedenlerden Daru'l-Muallimin'e geçiyor. Çeşitli okullarda öğretmenlik de yapmış. 3-4 dili çok iyi konuşabiliyor, anlayabiliyor.
Muallim Cevdet biraz da bürokratik engellerden dolayı sürekli iş değiştirmek durumunda kalmış, işe girmiş çıkartılmış, yeniden iş bulmuş vesaire... Aynı yerde sürekli çalışma yapamamış. Başbakanlık arşivinin kurulması onun vesilesiyle olmuş. Topkapı sarayı, Yıldız sarayı ve diğer saraylardan özel arşiv evraklarının gelmesi ve tasnifi onun nezaretiyle gerçekleşmiş. Arşiv belgelerinin korunması ve nasıl saklanması gerektiği ile ilgili de birçok yöntem öğretmiş.

Elinden geçmeyen kütüphane yok...
Tabii bir dönem kütüphanecilik de yapmış. Kendi arşivinde de 11 bine yakın kitap var. Birçok kıymetli yazma da bulunuyor. Bu arşiv şu anda İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin kütüphanesinde, katalogları da yapıldı. Hatta Osman Ergin'in onun üzerine yazdığı çok teferruatlı bir kitap olan Muallim Cevdet kitabı da İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yayınları'ndan çıktı. Aslında Muallim Cevdet resim zekası çok yüksek bir insan. Hiç okunmayacak yazıları bile rahat okuyan bir kişi. Bir çeşit belge fetişisti! (espiri üzerine yorumlar...)

Nasıl bir görev edinmiş?
Hakkında en çok anlatılan meşhur olayı da anlatalım. 50'nin üzerinde arşiv çuvallanarak Bulgarlara satılmıştır. Bunların götürülmesi sırasında önce çok üzülüyor sonra müdahale etmesinin şart olduğuna karar verip dönemin Başbakanı İnönü'ye haber vererek belgeleri geri alan Muallim Cevdet'tir. Ki bunlar arşivlerin çok değersiz addedildiği bir zamanda onlara çok değer verip onları korumaya, saklamaya ve değerlendirmeye yönelik çalışmaları olmuş. Aslında onu Muallim Cevdet yapan da bu özelliği.

Sokaktaki çocukların elinden arşiv belgelerini toplarken ağlarmış... Gazetelerdeki arşivlerle ilgili haberleri duydukça gözleri dolarmış ve arkadaşlarına dert yanarmış. Merak ettiğim "İsmail Saib Efendiden sonra kitaptan anlayan yegane şahsiyet" deniliyor onun için. Bunun anlamı nedir?
İsmail Saib Efendi Hafızu'l-Kütüp yani nerede ne var bütün kitapları, arşivleri ezbere bilen bir insan. Bayezid Kütüphanesi'nin de piri sayılıyor. Pirimiz! Hatta Fevziye Abdullah Tansel Kütüphanesi'nin arşivini yaparken kapıya onun resmini asmıştık. Himmet ya İsmail Saib denilesi birisi... Aslında onlar işi biraz da kerâmetle karışık yapıyorlardı. Düşünsene bir insan nasıl o kadar çok şey bilebilir ki...

Piri Reis gibi mi diyorsun!
Açılıyor önlerinde birçok şey. Ben bunu biraz da Allah'ın onlara verdiği bir görev olarak görüyorum. Çok zor zamanların insanları. Bir şeylerin en çok korunması gerektiği zamanlar ve Allah onlara nasip ediyor, belki onları tayin ediyor. O kişilerden bir tanesi de Muallim Cevdet. Aslında mahzun oluşu, yaralı oluşu, arşiv yönetiminin de işine geliyor bence. Bu yöne kendisini adıyor çünkü. Muallimlikte, yöneticilikte çok fazla tutunamaması arşivde aslında bir ekol olmasının sebebi.

Tarihi eserlere çok önem veriyor. Aslında bence tarihin içinde yaşıyor. Geçmişle bugün arasında bir ayrım da gözetmiyor. Arşivci olarak değil sadece. Hayata bakışı tarihi dışarıdan algılayan bir yapıda değil. "Bu İslam sanatıdır, bakınız" demiyor mesela. Onun için sanat zaten İslam sanatı. Ve özellikle abdest alacaksa bir selâtin çeşmesine gidermiş, namaz kılacaksa köklü bir camiye...
Bu kıymetli şeyin değerini bilmesinden, kıymetini anlamasından kaynaklanıyor. Düşünsene, elinde bir padişah yazması var veya İbni Sina'nın tek müellif nüshası var. İnsan onun ne olduğunu gerçekten idrak ettiğinde hasta olur. Heyecandan ölür. Bazısı da der, "aman ne var, kitap işte" Öyle değil ama o heyecanı hissetme aslında orada bir bağın kurulmasına ve o bağ kurulduktan sonra o kişinin o devire intikaline sebep oluyor. Oraya intikal ettikten sonra bu tarafla bağı daha zayıf oluyor! Ciddi söylüyorum zayıflıyor. Ne oluyor, oradaki değerler üzerinden burayı değerlendirmeye çalışıyor. Bu da zamanın getirdiği o kötülüklerden, çirkefliklerden rahatsız ve uzak olmasını getiriyor. O türlü hesaplardan kopuyor. Muallim Cevdet zaten dünyayla çok irtibatı olan bir insan değil ki 52 yaşında ölmesi de bunun bir göstergesi. Gündeme intikalde problemi var. Ama görevlerini gerçekten ifa etmiş ve aramızdan çekilmiş olarak değerlendirmeliyiz.

Bu çok mühim bir iş.
Tasnif sürecinde çok ciddi çalışmalar yapıyor. Darmadağın edilmiş belgelerin ayrılması, düzenlenmesi... Çünkü yığınla belge var ve yakıyor insanlar onları. Sobalara atıp ısınmak için yakıyorlar. Hiçbir önem ifade etmiyor ki onlar için. Şu anda mesela bir aile soyağacımızı öğrenmek için bile oraya muhtacız. Atalarım şu sancaktandı demek için onun tasniflediği kütüphaneye gitmek gerekiyor. Geçmiş bağımızı bir yerde orası sağlar durumda. Ne oldu, nereden geldik, kimlerdendik? Böyle bir tasnif yapısının kaybolmaması için yeni bir temel atıyor. Ki onlardan sonra çok da tasnif yapılmamış. Ali Emiri Efendi, Muallim Cevdet, bu kişilerin tasnifleri hâlen kullanılıyor. Aslında tasnif için ekstra bir şey yapılması lazım. Şu anda belgeler biraz daha dijital ortama aktarılıyor ama o aşamada korunması ve muhafazası mühimdi, bu kişiler sayesinde sağlam kalabildi.

Osman Ergin Bey'in kitabını nasıl buldun?
Osman Ergin'in kitabında önce bir biyografi çalışması var. Zaten tek çocuk olması, evli olmaması, babasını erken yaşta kaybetmesi, annesi ile beraber yaşaması gibi durumlar... Özel hayatına dair çok bir şey yok. İlmi çalışmaları ve eğitim hayatı hakkında bilgiler veriliyor ve sonra yakın arkadaşlarının onun hakkındaki görüşleri ele alınıyor. Zaten kitap mükellef bir kitap ama içerisinde daha çok onun özel meslek bilgileri var. İnanır mısın Başbakanlık Arşivlerinde hiç okunamayacak ifadelerin, yazımların şifrelerini vermiş; bu böyle okunur, şu bunu kasteder. Gerçekten "aaa bu bu mu demekmiş" dediğim birçok kelime oldu. İlmini meraklılara öğretmiş. Osman Ergin'in yayınladığı kitabın dışında kendisinin de notları var. Arşivinden de faydalandı büyük bir ihtimalle kitabı hazırlarken Osman Ergin. Başka da bir çalışma yok zaten Muallim Cevdet'in. Pedagoji ve eğitim üzerine kitabı var ama esas temeli onun arşivcilik.

Süheyl Ünver, zamanımızın Evliya Çelebisi, demiş onun için...
Evet, kitaplığın Evliya Çelebisi. Evliya Çelebi'nin özelliğini bilir misin? Çok teferruat bir insan olması. Giderken bir yol üzerinde kuyuya rastlıyor mesela. Başlıyor anlatmaya, burası şöyle anılır, kuyu şudur, derinliği budur. 1236 adımdır diyor mesela! Bizzat saymış mesela, ya da en azından oradaki rivayetleri derlemiş. O ayrıntıları almış, almayabilirdi. "Buraların en leziz ab-ı hayatıdır" deyip geçebilirdi. Sayılar veriyor, ilmi titizliği var. Muallim Cevdet de öyle. Çok titiz bir insan. O titizliği hem çalışmalarına yansıyor, hem de aslında hayatına yansıyor. Hayatının çok ıstıraplı olması da ondan. Çok huzursuz, çok ıstıraplı bir kişilik.

Osman Ergin'den de bahsedelim...
Osman Ergin İstanbul'un ilk belediye başkanı. 3-5 cildlik İstanbul Şehreminileri diye de bir kitabı var. Belediyecilik dışında ilimle de ciddi uğraşan bir insan. Onun da arşivi Belediyede. Yalnız belediye bunu maalesef çok iyi organize edememiş. Daha düne kadar konuştuğumuz kitabın baskısı yoktu. 2 sene önce tekrar baskısı yapıldı. Arşivlerinin katalogları var, ama çalışmalar ne durumda çok bilgim yok. Zaten 52 yaşında vefat etmiş bir insan... Ancak bunları yapabilmiş.

Daha ne yapsınlar hayatlarını vermişler...
Evet bir nesil olarak sahip çıkmışlar geçmişin kaybolmamasına. Bu bile yeter bir insanın hayatta kalma ve misyon edinme sebebi olarak...

Muallim Mehmet Cevdet'in Basılmış Eserleri

Şehname Şark İlyadası
Zamanımızda Usul-i İnşa ve Muabere. İstanbul, Ebüzziya Matbaası,1925
Askeri Din Dersleri. İstanbul, Yeni Matbaa 1928
İbn Batuta'ya Zeyl. İstanbul, Kurtuluş Matbaası 1932.
Müderris Ahmet Naim. İstanbul. Ülkü Matbaası 1928
Spor Ruhu. İstanbul: Selamet Matbaası 1928 (kısmen tercüme)
Tarihi Sözlük. (Ancak altı forması basılabilmiştir)

11 Mart 2008, Esma Ürkmez-Zeynep Berktaş, 40ikindi Kitap

Arşivcilerin babası; haksızlığa tahammül edemeyen, dürüst ve nazik bir beyefendi... Zor bir dönemin, zor bir hayatın meyvesi olarak tarihe geçecek derecede mesleği ile kendisini var etmiş bir insan. Esasen bir lise muallimi, yarım asra varan ve 1935 yılında nihayet bulan ömründen geriye kırk-elli cilt eser teşkil edecek kadar not ve vesika, 500 nadir eser ve yazmalardan başka 10.000 cilt kitap bırakmış.  
"Kitap"lı SohbetlerTümü »

» Bir Kütüphanenin Serencamı ve "Yazma"ların Açılan Bahtı...
» İsmail Kara: "Türkiye'de sosyal bilimciler ilkokul düzeyinde ilmihal bilgisine bile sahip değiller!" / Röportaj: Önder Deligöz
» İletişim Yayınları Editörü Ali Artun: "Sanat hayata tekrar kök salmalı" / Röp: Barış Yıldırım
» "Surre-i Humayun'la yaşanan güzelliği yeniden yaşamak mümkün" / Röportaj: Yüsra Mesude
» İsmail Bilgin: "Safiye Hüseyin'leri Yeterince Anlatamadık"
Dergi SergeniTümü »

» Dergi Yazarının Tadı Başka
» Anlayış Dergisi Artık Tüm İçeriğiyle İnternette
» Karagöz 7 Çıktı
» Dergâh Dergisi Yine Dopdolu
» Türk Edebiyatından "Kaşgarlı Mahmud" Özel Sayısı
EkstraTümü »

» Uykusuzluk / Mehmet Uğurlu
» Bir Yılda Kaç Kitap Okuyoruz?
» Doğu'nun Meyvelerini Batı'nın Tepsisinden Sunmak / Ali Ayten
» Kitapçı / Mehmet Ulusel
» "Aşk Istırapsız Olmaz" / Nuri Altun

Yorum yazabilmeniz için üye olmanız gerekiyor. Üye olmak için tıklayın.

(Üye iseniz sayfanın en üstünde sağ tarafta yer alan kısımdan giriş yapmalısınız.)


Henüz yorum yapılmamış.

Üye Girişi
Kullanıcı adı
Şifre
Beni hatırla
Şifremi unuttum!
Ücretsiz Üye Olun!
Son 10 Yorum
toplantı (10.12.2013 - 17:25)
tek söğüt (26.02.2013 - 01:08)
yok var, var var (26.02.2013 - 01:06)
Hoş bir yazı (17.08.2012 - 00:19)
beklerken (27.05.2012 - 21:07)
bir yorum (21.12.2011 - 20:20)
bir yorum (21.12.2011 - 20:13)
işte tam da böyle (18.11.2011 - 20:37)
Gitmek (18.11.2011 - 19:53)
ELİF LAM RA (28.10.2011 - 00:02)
Yorum için üye olun!