Jean Baudrillard: Bir Felaket Tellalıydı, Çözümsüzlüğün Filozofuydu
Murat Menteş
28.03.2007 - 02:04
Fransız düşünür Jean Baudrillard 29 Temmuz 1929'da doğdu, 27 kitap yazdı ve 6 Mart 2007'de hayata veda etti.
Taze bir ölüye (kim olursa olsun) yazı yetiştirmek fikri beni çok rahatsız ediyor. Vefa ya da ona benzer bir şey süsü verilmiş bir formalite sanki. Ne yapalım, zamanlamamız Azra-il'inki kadar iyi değil.
Ola ki Nietzsche (15 Ekim 1844 - 25 Ağustos 1900) ve Sinatra'dan (12 Aralık 1915 -14 Mayıs 1998) bu yana Batı'da gerçekleşmiş en sansasyonel ölümü efendice kurcalamayı deneyeceğim. Ecelin mutfağında pişen en zengin malzemeli yemeğin cazibesi. (Elvis mi? Elvis yaşıyor!)
Baudrillard gerçekte ne hissediyordu? Ben çözemedim.
Ölümcül eşitliğe doğru
Yalnızlıktan, insan ilişkilerine damgasını vuran imkânsızlıktan, giderek hiçlik, yokoluş ve işte onlara akraba olgulardan bahsediyordu. Metropolü kaçaklar ve yalnızlar için ideal bir mekân sayıyordu. Ona göre, anlam da mana da (ikisi elbette farklı şeyler) kaymış, hattâ kaybolmuştu. Her yeri, orijinali yitmiş kopyalar kaplıyordu. Zekâ, robotlara hibe edilmekteydi, insanların, birlikte bir iş yapmaları muhaldi: Eğlencenin mutlak hafifliğine temel teşkil eden yanılsamalar toplamına kültür diyecek kadar ileri gitmiştik. Sanal evren, gerçeği komple yutmuştu. Savaş, aşk, ölüm gibi kuşatıcı olguları kavrayacak, zaptedecek gücümüz kalmamıştı. Doğuramayan, öldürücü bir hamileliğe mahkûm, habire şişen bir dişiye dönmüştü dünya. Yalan, hakikati yerden yere vuruyordu. Konuşuyorsak, bilmeden konuşuyorduk.
Cinayete, katliama elveren enerjiye sahip unsurlar, süper güçler, kendi yenilgilerinden başka bir şey inşa edemezlerdi. Güç arttıkça tehlike artıyordu. Risk, sıradanlaşmıştı. Kadın, artık sonsuzluğun bir parçası değildi. Cinselliğin geleneksel fonksiyonları güme gitmişti. Cazibe, ancak hileler eşliğinde işleme konabiliyordu. Ufku kaplayan felaketlerdeki enflasyon sayesinde hepimiz ölümcül bir eşitliğe yönelmiştik...
Virtüöz tellal
Bunları kaydeden Baudrillard'ın, duygularını yansıtan bir yüz ifadesi var mıydı? İstanbul'a geldiğinde 2 saat kadar yüzüne baktım. Pek bir şey saptayamadım. Zihnim beni yanıltmıyorsa bir kere gülmüş ve hemen ardından kahkahasını tekzip eden bir açıklama yapmıştı.
0 bir felaket tellalı mıydı? Bence evet. Entelektüel enerjisini, felaketlere mikroskopla, teleskopla filan bakmaya ve gördüklerini kaydetmeye harcıyordu. Fena mı yaptı? Hayır, tellaldı fakat aynı zamanda virtüözdü de.
Baudrillard'ın, deyim yerindeyse, maşallahı vafdı. "Dünyayı sen mi kurtarıcan"a benzer, "Dünyanın / insanın kurtuluşuna katkı sunmanın yolu ebediyen tıkanmıştır, geri sayım falan tarihte başlamış, filan tarihte hızlanmıştır" tarzı bir ifadeye varmak için epey çabalamıştı.
Müstakbel doğum tarihi
Nasıl ki devrim marşları dönüp dolaşıp reklamların fon müziği oluyorsa, Baudrillard'ın metinleri, üstelik hiç dönüp dolaşmadan, direkman, belli bir eğlence anlayışının malzemesine dönüşüyordu. Bu, bana
Tamam, elbette zihin açıcı görüşler serdedi-yordu. Tabii ki şok edici yaklaşımları vardı. Eleştirileri isabetli, getirdiği açılımlar vazgeçilmez değerdeydi. Saygınlığı mesnetsiz değildi. Küresel köyümüzün birçok yöresinde, Baudril-lard denince akan sular duruyordu...
Ölümü neden sansasyonel? Çünkü dehşet verici derecede ironik. Dünya çapındaki çaresizliğin altını çizen bir filozofun, tüm çarelerin tükenişi anlamına gelen ölüm tarafından ele geçirilmesinde, sonsuza dek sürecek bir rehine krizi motifi öne çıkıyor. Baudrillard'ı unutmak mümkün olmayacak. Onun çekici kehanetleri gerçekleştikçe "Baudrillard demişti" ya da "Galiba bunu kast etmişti" diyeceğiz. Belki de gelecekten ışınlandığı fikri yaygınlık kazanacak. Bilemiyorum. Yani, insanlar, diyelim 25 yıl sonra, ciddi ciddi Baudrillard'ın doğmasını bekleyecek?
Lütfen, Baudrillard'la dalga geçtiğimi, onun ideolojilere mesafeli duruşundan hoşlanmadığım için hakkında belirsiz cümleler kurduğumu zannetmeyiniz.
Aşk, ölüm vesairede sezon sonu indirimi
Baudrillard evreninde belirsizlik ve onu besleyen sürprizler, şoklar, kaos elementleri başroldedir. Şüphenin nükleer bomba gibi patlaması, dinmeyen ve tekdüze fakat yıkıcı etkileriyle gündelik hayatın küresel kısırdöngüsünü biçimlendirir. Medya, aldanışların seri üretimini üstlenmiştir. Şudur budur. Ve "Bir şey yapmalı" demek, yani bir çare arayışına yönelmek dangalaklığın daniskasıdır.
Heidegger, varoluşun vahametinden söz açıyordu. Baudrillard ise dünyanın sonunun geldiğini, hatta geçtiğini söylüyor, insanlık, kaskatı aptallığından kaynaklanan yangında, "kurunun yanında yanan yaş" pozisyonuna düşmüştür. Dünyada hayatın, ölümün, aşkın... fiyatı düştüyse bu, sezon sonu indirimi olarak algılanmalıdır.
Baudrillard'ın babası devlet memuruymuş. Ailesinde üniversiteye giden ilk kişiymiş Baudrillard. O da bir gitmiş, pir gitmiş...
Körfez Savaşı, Matrix filmi ve 11 Eylül... Bu üç 'olay' Baudrillard'ın yoğun bir biçimde gündeme gelmesine vesile olmuştu. Körfez Sa-vaşı'nın gerçekte yapılmadığını ima etmişti. Matrix'te Neo, Baudrillard'ın Simülakrlar Ve Simü-lasyon adlı kitabının Nihilizm başlıklı bölümünün bulunduğu sayfanın içinden bir disket çıkarır... Baudrillard, 11 Eylül hakkında, birçok şeyin yanısı-ra "Kapitalizm denen kötülüğe karşı yapılabilecek tek şey vardı, o da terördü" demişti...
Kansere yakalandı ve öldü. Toprağı bol olsun.
(Nokta Dergisi, 15-21 Mart 2007, sayı:20, 64-65.s.)