İngiltere'de iki bin çocuğun katıldığı bir araştırma yapılmış. Veletlere sormuşlar, "Sizce hayatta en iyi şey nedir?" diye. Bendeniz gibi, bu dünyadan göçtüğünde resmi kayıtlara büyük ihtimalle "meraktan öldü" diye geçecek birinin derhal üstüne atlayacağı bir mevzu. Bugünle pek az ilgilenen biri olageldim. Kusur, biliyorum. Ama geleceği daha çok önemsemekten kendimi alamıyorum. Kişisel olarak benim için anlamı haliyle giderek azalsa da. Bu yüzden, çocuklar mocuklar dendi mi antenleri dikiveriyorum. Çocuk porno-cuları ve aile içi tacizciler konusunda birden kapıldığım gaddarca duygular bununla ilişkili mi, kestiremiyorum. Bir yıldan ötekine geçerken, melankoliye batmaya eğilimli olmak pek sağlık belirtisi değil. Valla bunun farkındayım. Ama elimden başka türlüsü gelmiyor. Yalnız, gelecek için bugünü ihmal etmedeki kusurumu çok açık görüyorum da, etrafa baktıkça hüzne batma konusunda suçu üstlenmeye o kadar hevesli değilim. Etrafa baksanıza! ingiltere'deki çocuklar, diyorduk. Çoğunlukla şöyle cevap vermişler, hayattaki en iyi şey sizce nedir, sorusuna: "Ünlü olmak". Evet, bu! Çocukların ikinci tercihi, "iyi görünümlü olmak". And bronz madalya goes toooo: "zengin olmak". Sizce bu cevaplar, Avrupa kıtasının az açığında, okyanusun öbür kıyısına uzanıp yapışamadığı için ağlayıp duran eski zaman imparatorluğunun 25-30 yıl sonraki yöneticilerine özgü müdür? Aynı soruşturma herhangi bir Avrupa ülkesinde yapılsa sonuç çok mu farklı çıkar? Ya Türkiye'de? Çıkmaz. Belki birkaç yoksul çocuğu çıkıp, "ailemi şu durumdan kurtarmak istiyorum" falan der. Örnekleri daha önce görülmüştür. Ama vicdanlara seslenme kontenjanı artık dizilerle doldurulduğundan sanırım bu da zor haber olur. Hâlihazırdaki uygarlığın 2006 mali yılı (mali olmayan yıl mı var?) sonu itibarıyla geldiği nokta bu. Çocuklar "ünlü olmak" istiyor. "İyi görünümlü" ve tabii "zengin" olmak istiyor. Bilebildiğim kadarıyla bu üçü zaten bir paket olarak sunu-labiliyor günümüzde. Ayrıca, yetişkinler de aynı şeyleri istiyor. Kuşak çatışması belki de sona erer böylece. Tabii yetişkinlerin yine de biraz fazla bir şeyler istemesi yüzünden problemler çıkacaktır. Çünkü onlar çocukları da istiyorlar. Oynamak için, evliliklerini kurumsallaştırmak için, gösteriş için, güvence için, derken efendim, cinsel arzularını tatmin için, siyasi hırsları için, güvenlik endişeleri için, ileride memlekete hâkim olmak için, şimdiki hâkimiyeti pekiştirmek için... falan... Ama yani net'çe itibarıyla, herkes ünlü, iyi görünümlü ve zengin olursa zaten bu tip meseleler paparazzilere rağmen bir şekilde çözülür. Şimdi canım ne var çocukların ünlü olmak istemesinde? Büyük mesele var. Öteki isteklerinde de var. Herkes aynı anda ünlü olamaz. Ünlü kelimesi sözlükten silinir. Herkes iyi görünümlüyse, kimseye iyi görünümlü denemez. Ve herkes zenginse... olur mu böyle saçmalık? Zenginlik bir durumu değil bir karşılaştırmayı anlatır. Rölativite teorisine ait bir kavramdır. Bütün bu konumlar, başka birileri bunlardan yoksun olduğunda anlam kazanan payelerdir. Ayrıcalıklardır, uzun lafın kısası. Çocuklar ayrıcalık istiyorlar, altta kalanın en fazla mafya tetikçisi veya eskort kızı olabileceği bu dünyada biz üsttekiler arasında yer alalım, diyorlar. Evet, mali yıl sonu bilançosu bu. Şurada "Milenyum! Milenyum!" diye yırtınmasının üstünden on yıl geçmemiş muhteşem insanlık, çocukların kafasına o aşılmaz hiyerarşi fikrini, daha kötüsü, duygusunu yerleştirmiş bulunuyor. Helâl olsun! Papa'yla Diyanet işleri Başkanı karşısında saygı duruşu yapsın. Bu arada, çocuklar en kötü şey diye cinayet ve savaşı saymışlar. Korkacak bir şey yok. Onun da sırası gelecek. Ortaokullar liseler niye var? Meselâ bizde lise eğitimi göğüs gö-ğüse süngü muharebesini zaten içeriyor. Ateşli silahlar fa- lan da sonra artık. Maç çıkışı var, düğün var, "haydi yavrum ablanı vur da elin alışsın" falan... Batılı gençleri de Abu Ga-rib fakültesine yolluyorlar. Bob Geldof'un Boomtovvn Rats diye bir grubu vardı. Bir tek hit parça yapabilmişlerdi: "I don't like mondays" / "Pazartesileri sevmiyorum". Geldof ABD'de bulunduğu sırada birga zete haberi okumuş: 12 yaşında bir kız çocuğu, bir pazartesi günü, okula gitmek üzere evden çıkmadan kısa süre önce, babasının doğum gününde hediye ettiği (bu şahane ayrıntı üstünde duramayacağız ne yazık ki) av tüfeğiyle pencereden sağa sola ateş ediyor, iki kişiyi vuruyor, biri de ölüyor yanlış hatırlamıyorsam ve yakalandığında bunu niçin yaptığını soran polise sadece, "Pazartesileri sevmiyorum," diyor. Parçadaki hikâye bu olay üstüne kuruluydu. Yeni bir yıla pazartesi muamelesi yapmak hoş görünmeyebilir. Ya elde değilse? Hele sağa sola ateş etmekle çocukların fikrini değiştiremeyeceğini bilen biri böyle bir durumda nasıl sıkışıp kalır, değil mi? Allahtan aramızda böyle kimse yok... Diğerkâmlık kelimesinin anlamını bilenlere, vicdan duygusunu yitirmemiş olanlara, hayat karşısında kendilerinden daha güçsüz kalanlar için çaba harcayanlara, insanların an-laşarak, örgütlenerek daha iyi bir gelecek kurabileceğine dairen küçük umut kırıntısı besleyenlere, mutluluğu üstünlükte değil paylaşmada, dayanışmada arayanlara, sevebildiği için sevgiyi hak edenlere, reklâmlarda yok sayılan, medyada en fazla üçüncü sayfa haberi olarak yer bulanlara, yeni yılın güvenilir dostlar, temiz işler, biraz olsun kafa rahatlığı, gönül ferahlığı getirmesini diler, itilen kakılan insanların ve onlara duygudaşlık gösterenlerin hem yılbaşını hem bayramını kutlarım. Ötekiler? Onlar kendi aralarında kutluyorlar zaten.
(Yazarın "Açın Türkiye'nin Önünü" köşesinden, Nokta Dergisi, 28.12.2006-03.01.2007, sayı:9, s.32-33.)