« Anasayfa | Künye | Arşiv 20 Nisan 2026, Pazartesi
Gündem: Kültür-
Sanat
Gündem: Hayat
40i Gündem Nöbetçi Köşe
40PENCERE
Yakın Plan
Ahmet Aksoy
Amerikan Kâbusu

İzlence
Mehmet Harmancı
"36": Kifayetsiz Muhterisin Resmidir

[ 40pencere -> Nöbetçi Köşe ]

Ne Aydınlanması Yahu

Engin Ardıç

16.09.2005 - 18:26

Genelgeçer görüş, Türkiye'nin cumhuriyet dönemiyle birlikte bir "aydınlanma çağına" girdiği şeklindedir. Aydınlanma çağı, on sekizinci yüzyıl Avrupa'sının dine sırtını dönmüş, "bilimi yeni keşfetmiş" ve bunun keyfine varmış dönemidir ve Fransız Devrimi'yle de artık "pekiştiği" kabul edilir.

Bu gelişme bir yandan "bağımsız yazarlar ve feylesoflar" eliyle yürütülmüş (Diderot, D'Alembert, şu bu), bir yandan "despot ama iyi niyetli ve aydınlanmacı krallar" da görülmüştür (Prusya Kralı Büyük Friedrich)...

Yani ille de bir cumhuriyet fikrine bağlı değildir. Öyle olsaydı, bugün İngiltere dünyanın en geri ülkelerinden biri sayılmalıydı!

Türkiye'nin de Atatürk döneminde böyle bir çağa "nihayet" adım attığı düşünülmektedir.

Çünkü efendim, işte "tekkeler ve zaviyeler" kapatılmıştır, falan.

Oysa, İstanbul Üniversitesine dönüştürülen Darülfünun bir Osmanlı kurumuydu ve gerek bu sivil okuldan, gerekse Gülhane'deki Askeri Tıbbiye'den mezun olan doktorlar herhalde üfürükle hasta bakmıyorlar, muska değil de reçete yazmak için rejimin değişmesini beklemiyorlardı!

Bu dönem, günümüzün Neo-îttihatçı'ları tarafından da bir "asr-ı saadet" gibi algılanır.

O kadar öyledir ki, başta tarih olmak üzere ders kitapları "kalın kalın" yazılmış, sert kapakla ciltlenmiş ve kaymak kâğıda basılmıştır! Gözü kör olası Demokrat Parti, hem artık ciltletmez olmuş bunları, hem de saman kâğıda basmış! Oysa İsmet Paşa'nın ders kitapları bambaşkaymış canım...

Atatürk'ün de Yurttaşlık Bilgisi kitabını bizzat kendisi yazdığı söylenir. Afet Hanım'a yazdırdığını söyleyen de vardır. "Afet Hanım kim?" diye sormayınız, çünkü emekli memurlarla cebelleşmekten bıktım.

Bir devlet başkanının, bir komutanın ders kitabı yazması günümüz Neo-ittihatçı'ları tarafından makbul karşılanmaktadır". Üstelik o tarihte "her disiplinin ders kitabı kendi uzmanınca kaleme alınır ve yazarda akademik yeterlilik aranır" diyebilecek bir Talim Terbiye Kurulu var mıydı?

Bu dönem, ne yazık ki ilkokullarda "yavrukurt" örgütünün, liselerde "beden eğitimi gösterilerinin" dönemidir. Bunlar, hem Almanya'dan, hem İtalya'dan, hem de Sovyetler Birliği'nden esinlenmiş, esinlenmiş ne kelime, doğrudan, bire bir alınıp uygulanmış "totaliter" muhabbetlerdir.

Tıpkı, Mussolini İtalyası'ndan bire bir tercü¬me edilmiş eski ceza kanunumuz gibi!
Bu bir aydınlanma çağı değildi.

Çünkü, kaymak kâğıda "Orta Asya'dan göç yolları haritası" basmakla, saman kâğıda "Osmanlı'da toprak onu işleyene aitti" yazmak arasında temelde hiçbir fark yoktur. Her ikisi de bilim dışıdır.

"Güneş-dil teorisi" hangi batı üniversitesinin kapısının önünden geçebilir? Bir Hint-Avrupa dili konuşan fakat "atalarımız olan Eti Türkleri" lafına hangi batı anfisinde kahkahalarla gülmezler?

Ne tek parti dönemi ne de çok parti dönemi başarabilmiştir "Türk aydınlanmasını" yaratmayı.

Biri robot yetiştirmiştir, öteki haybeci.

Bir "Türk rönesansı" doğmamıştır. "Köylerde tek partinin göz kulağı olacak eğitmen" yetiştiren Köy Enstitüleri, birçok zavallı solcunun sandığı gibi sol mol değil, bal gibi faşist torna tezgâhlarıdır. Nitekim, faşistler dünya savaşında yenilince gözden düşmüşlerdir, çünkü artık onlara gerek kalmamıştır.

Bir Türk aydınlanması başarılsaydı, bugün ortalık bilgili, kafalı, özgür ve bağımsız düşünebilen, iyi yetişmiş binlerce ve binlerce aydınla dolardı.

Oysa ben baktığımda cahil, beyinsiz, korkak, pısırık, evet efendimci, salla başını al maaşını "zombiler" görüyorum. En küçük kanıtı, bu yazıya gelecek küfürler.

Fakat isterseniz bunu da tarihçilere bırakalım ha?

[ ARKADAŞINA GÖNDER | YAZDIR ]

Genelgeçer görüş, Türkiye'nin cumhuriyet dönemiyle birlikte bir "aydınlanma çağına" girdiği şeklindedir. Aydınlanma çağı, on sekizinci yüzyıl Avrupa'sının dine sırtını dönmüş, "bilimi yeni keşfetmiş" ve bunun keyfine varmış dönemidir ve Fransız Devrimi'yle de artık "pekiştiği" kabul edilir.  
Sine-sohbetTümü »

» Sadık Battal: "Bazı Yönetmenleri Akıl Hastanesine Kapatmalı" / Röportaj: Nuriye Akman
» Meslek Olarak Sinema-Kurgu - Kemalettin Osmanlı ile Röportaj
» "Delisin Dediler, Asıl Film Çekmesem Delirirdim..."
» Özhan Eren: "Komplekslerimizden Sıyrılabildiğimizde İyi Filmler Yapabiliriz"
» Abdullah Sidran: "Hayata Umutla Bakmak Zorlaşıyor"
EkstraTümü »

» Küçük Arap'ın Fendi Önyargıları Yendi / Hale Sert
» Edebî Eserlerin "Filim Diline" Tercümesi / Erol Güney
» Sinema Sanatıyla İlgili Kitaplar
» Çürüyen Sinema / Susan Sontag (Çeviren: Ahmet Yurtkul)
DVD RafıTümü »

» Elizabeth Altın Çağ
» Kirazın Tadı
» Yumurta
» Bir Rüya İçin Ağıt
» Otomatik Portakal

Yorum yazabilmeniz için üye olmanız gerekiyor. Üye olmak için tıklayın.

(Üye iseniz sayfanın en üstünde sağ tarafta yer alan kısımdan giriş yapmalısınız.)


Toplam 1 yorum yapılmış. Yorumların tamamını görüntülüyorsunuz.

Mizah Yazarı

Sayın Engin Ardıç kitaplarının satıldığı raflara takmıştı bir zaman; "Mizah kitaplarının bulunduğu raflarda benim kitaplarım bulunuyor.." diye. Ardıç haklı, hem de yerden göğe kadar! ama biz de haklıyız Usta Kalem; "Sen de bizim komedimizi yazmayıver". Yazdığı bizim gerçeğimiz ve gerçek komedimiz. Sağolsun Engin ARDIÇ..

nabedit (27.11.2005 - 15:02)

Üye Girişi
Kullanıcı adı
Şifre
Beni hatırla
Şifremi unuttum!
Ücretsiz Üye Olun!
Son 10 Yorum
Dostluk Güneşi (29.10.2021 - 11:34)
toplantı (10.12.2013 - 17:25)
tek söğüt (26.02.2013 - 01:08)
yok var, var var (26.02.2013 - 01:06)
Hoş bir yazı (17.08.2012 - 00:19)
beklerken (27.05.2012 - 21:07)
bir yorum (21.12.2011 - 20:20)
bir yorum (21.12.2011 - 20:13)
işte tam da böyle (18.11.2011 - 20:37)
Gitmek (18.11.2011 - 19:53)
Yorum için üye olun!