« Anasayfa | Künye | Arşiv 9 Ağustos 2020, Pazar
Gündem: Kültür-
Sanat
Gündem: Hayat
40i Gündem Nöbetçi Köşe
40PENCERE
Yakın Plan
Ahmet Aksoy
Amerikan Kâbusu

İzlence
Mehmet Harmancı
"36": Kifayetsiz Muhterisin Resmidir

[ Sinema -> Sine-sohbet ]

"Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?" Entelektüelleri Neden İkiye Böldü?

05.04.2006 - 17:14

Ezel Akay'ın son filmi "Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?" birbirinden oldukça farklı tepkiler alıyor, izlenme rekoru kırmıyor fakat 'şimdiye dek yapılmış en iyi Türk filmi' olduğunda kalem birliği eden gazeteciler, eleştirmenler var. Snopluğuyla bilinen bazı internet cemaatleri de, adeta tulum çıkararak bu tespite katılıyorlar.

Diğer yandaysa, tarihi film olma iddiasındaki yapımın 'vahim tarihsel tutarsızlıklar ve çarpıtmalar' içerdiğini söyleyen iletişimciler ve akademisyenler var. Özel bir gösterimle filmi izleyen AKP ve CHP'li vekiller, tarihi karakterlerin basitleştirildiği ve Osmanlı'nın aşağılandığı görüşünde. "Anlatılan kültür, bildiğimiz tarihe ters. Çocukları bundan korumak lazım."

Yönetmen Ezel Akay ise bir röportajda "Sanki Osmanlı'nın kuruluşunda oradaydılar da, neyin nasıl olduğu konusunda sarsılmaz bilgiye sahipler. Biz dersimizi çok iyi çalıştık." diye meydan okuyarak yanıtlamıştı tüm bu eleştirileri.

Filmin bu denli tartışılmasının baş nedeni, çok sınırlı sayıda kişinin derinlemesine bilgi sahibi olduğu bir dönemde geçmesi ve bu dönemin mirasının bugünkü değerlerimizi şekillendirdiğine dair yaygın inanç. Akay'ınki başından sonuna dek, "Bugün şahit olduğumuz ikiyüzlülüklerin geçmişte olmadığına dair bir sanıya kapılmayın sakın" diyen bir film. Üzerinde bunca tartışılan filmi konuşmak için, Erhan Afyoncu (AF), Ezel Akay (E.A.) ve Murat Belge (M.B.) bir araya geldi. Filmden yola çıkarak tarihimiz ve kimliğimizle ilgili pek çok konuya değinildi, çoğunda fikir birliği çıkmadı.

E.A: Devamlı kimlik problemini tartışan bir ülke burası, köken meselesi hep gündemde. Ben de bu filmi üzerinde konuşulsun diye yaptım. Filmden yola çıkarak mecburen tarihimiz ve kimliğimiz nedir konuşmaları yapmak zorunda kalıyorum. Ancak bu bir sanat eseri, tarihsellikten başka ve fazla bir şey daha söylüyor.

AF: Yani "Biz kimiz?" sorusuna bir cevap arıyorsunuz.

E:A: Bu soruyu sorunca insan önce "Kimdim?" diyor. "Niye bu dili konuşuyorum?", "Niye 'biz' diyoruz?" filan gibi sorular, "Kimdim?" ile başlıyor. Filmde bir şaman kadın çimentosu tutsun diye minarenin etrafında dönerek dua ediyor ve sonra da onun çimentosunun altında kalıp türbedar oluyor. Kimlik konusunda söylenebilecek farklı şeylere ilham veren çok simgesel şeyler bunlar.

AF: Tabii burada tarihsel zeminin belirli bir ölçüde iyi oturmuş olması lazım. Eski Türklerdeki inanış olan Şamanlığın birçok unsuru -türbeye çaput bağlamadan aşırı süslenmeye dek- çok çeşitli şekillerde günümüze kadar geliyor. Ancak filmde gösterdiğiniz şekliyle Samanlık, 11. yy.dan sonra yaşamamıştır. Büyük Selçuklular zamanında bitiyor ve Anadolu'ya gelen Türkler arasında şamana rastlanmıyor. Türkler 8. yy.da Müslümanlaşmaya başlıyorlar. Öyle kolay da Müslüman olmuyorlar; uzun sürüyor. 11. yy.da hâlâ "Kâfir Türk - Müslüman Türk savaşları" vardır mesela ama 11. yy.da iş bitiyor. 13. yy.da geçen bir filmde Şaman Türk'ü kullanmak tarihi gerçekliğe pek uygun değil.

M.B: Müslüman oldu dediğimiz zaman ne anlıyoruz, yani ne kadar Müslüman oldu? Yörükler arasında filan...

E.A: "Tahtacılar" vardır mesela. 1200'lerde Toroslar'da yerleşmiş bunlar. Şimdi bile varlar. Bu adamlar ölülerini ağaca gömüyorlar. Müslümanlıktan etkilenmişlerdir, ama Müslüman değiller. Buradaki Müslümanlık bizim Sünni Müslümanlığa benzemiyor zaten.

AF: Yerleşilen coğrafyaya göre değiştiği muhakkak, Sünni var, Alevi var... Ama şöyle bir dönüşüm oluyor: Kaşgârlı Mahmut, Divân-ı Lügati't Türk'ünde, 24 Oğuz boyunu zikrederken, 22'sini verip ikisini "Bunlar Müslüman değil, karışık" diye vermez. Böyle bir dışlanmışlık var. Samanlık unsur ve öğe olarak gelir ama bizzat Şamanın gelip Müslümanlığa yeni geçmiş insanların içinde yaşamasına izin verilmiyor.

E.A: Zaten bizim Karagöz de yalnız bir adam. Bence burada dikkat edilmesi gereken Şamanlık değil. Önemli olan, Göktanrı inancı var mıydı o dönemde? Olabilir diyorum ben sadece, imkansız değil. Tarih hep şehirlilerin tarihini yazıyor. Köylerde filan yazım yok.

M.B: Okuması yazması olacak ki yazacak zaten.

AF: Bu tabloyu iki asır öncesine çizseniz, ben de olabilir derim. Anadolu'ya biz Osmanlılarla gelmiyoruz. Daha önce pek çok devletler, beylikler kuruluyor. Selçuklular, Danişmentler vs... Bunlar yerleşik düzene geçiyorlar. Tabii bu arada göç parça parça devam ediyor. Osmanlılar büyük ihtimalle ikinci göç dalgasında geldiler ve yerleştiler. Yerleşince orada bir Sünni anlayış belirli ölçüde oturuyor ve Şamanlık gibi öğelere izin vermiyor. Burada önemli bir husus şu: Osmanlılar İznik'i alınca orada medrese kuruyorlar. 1331'de kurulan medrese, şehirli Müslümanlık anlayışının varlığını gösteriyor.

E.A: Ama mesela İbn-i Battuta'nın hiç böyle bir izlenimi yok. Sapına kadar Sünni Müslüman bir genç olmasına rağmen, Seyahatnamesinde Bursa'yı şaşırarak anlatıyor. Nedir bu kadınlar böyle açık saçık, bize ekmek getiriyorlar, ayrılırken sarılıyorlar, bunların Müslümanlığında bir gariplik var, diyor.

AF: Battuta, Bursa ve İznik'teki fıkıh âlimlerinden bahseder. Şehirlerde Sünni bir anlayışın yerleştiği çok açık. Osman Gazi'nin imamı Dursun Fakih, Orhan Gazi'nin imamı da İsak Fakih'tir.

Bu sadece sizin filminizle ilgili değil; 16. yy.a kadar Osmanlı'da heterodoks unsurların ön planda olduğu, Sünni anlayışın Mısır'ın fethiyle geldiği yönünde bazı teoriler daha önce ortaya atıldı. Oysa hangi yüzyılda ne kadar fıkıh, matematik, tarih kitabı yazıldığının literatürüne sahibiz ve çok erken dönemlerde klasik Sünni kitapların yazıldığını veya çevrildiğini görüyoruz.

"BENCE KARAGÖZ, HZ. MUHAMMEDİ TANIMASA DA SAMİMİ BİR MÜSLÜMAN"

E.A: Yani Sünni İslam tabii ki var ve geliyor. Özellikle Selçuklu Sarayı'ndan, Arabistan'dan din âlimleri geliyorlar ve bir tür misyonerlik gibi görüyorlar yaptıkları işi. Ama etkilemeye çalıştıkları daha heterodoks cemaatler gibi görünüyor.

M.B: Zaten, ben Sünniyim diyen bir adam neleri kastediyor acaba?

- Mevleviliği Sünnilikle ne derece bağdaştırıyorsunuz?

E.A: Şehirli ve iktidarla çok iç içe. Ama çok heterodoks unsurlar var Mevlana'nın yazdıklarında.

M.B: Mevlevi tekkesi, Sünni Nakşibendi tekkesi veya Kadiri tekkesine benzemiyor.

AF: Sünni anlayışı tek bir bakışa indirgeyemezsiniz. Mevlana heterodoks Türkmenlerle çatışmıştır. Çünkü Türkmenlerin göçer tavrını benimsemez. O yüzden de Türkmenlere karşıydı diye bazı gruplarca eleştirilir.

Bana göre, kuruluş çizgisinde Osmanlı belli bir Selçuklu mirasını alıyor, ilk Selçuklu devletinde o heterodoks unsurların daha ön planda olduğu söylenebilir. Ama Osmanlı kurulduğunda arkasında Konya var, Kayseri var. Bunlar oturmuş şehirler.

E.A: Peki niçin kimse kalkıp da Selçuklulardan daha eski olan Bizans'ın etkisinde demiyor Osmanlı için? Osmanlı bir uç beyliği, geç göçle geldiklerine göre gelip Selçuklular'ın içinden geçmişler. Selçuklu devlet yönetme geleneğinden herhangi bir kâm almalarına neredeyse imkan yok. Bunlar gidiyorlar, esas olarak tekfurlarla bir arada yaşıyorlar. Görünen o ki, iktidar yani devlet meselesini asıl olarak Bizans'tan öğrenmişler. Osmanlı'yı güçlendirmek için Selçuklu'dan ulemalar gelmiş ama Selçuklu geleneği, neredeyse kaybedilmiş zavallı bir imparatorluk geleneği Osmanlı'nın gözünde. Padişahların bir kısmı Selçuklu'yu çok üzülerek aşağılıyor.

AF: Bizans'ı reddetmek imkansız, esas etki demezseniz mutabıkım. Ancak Osmanlı'nın kurduğu kurumlar Hristiyan değil Müslüman kurumlar. Osmanlılar Bizans müesseselerini aldılar ama bunların çoğu direkt Bizans'tan gelmedi. Abbasiler ve Selçuklular bu kurumları daha önce almışlardı. Osmanlı da onlardan aldı ve kendine mahsus şeyler de geliştirdi. En önemlisi, Osmanlı'dan önce çevrede kurulmuş büyük beylikler var. Germiyanoğulları, Çobanoğulları... Çoğunun saray kurumu var. O beylikleri ilhak ettikçe, oraların yetişmiş elemanlarını da alıyor ve yerleşik bir devlet geleneğiyle devam ediyor.

Filmde dikkatimi çeken şeylerden biri, Timurtaş'ın "Ben Müslüman değilim" demesi. Gerçekteyse bu adam Anadolu'ya geldiğinde Müslümandı.

E.A: Bizim okuduğumuz kadarıyla Anadolu'da Müslümanlığı seçmiş. Sonra hakikaten o halifelik meselesine kafayı takıyor. Mısır'a gidiyor ve orada öldürülüyor.

AF: Moğollar 1282'den itibaren Müslümanlaşmaya başlıyorlar. Timurtaş'ın babası Emir Çoban da Müslüman. Timurtaş ise çok koyu bir Müslüman. Anadolu'da şarabı yasaklatıyor ve hatta kendini mehdi ilan ediyor. Karargâhını neden Adilcevaz'a kurdunuz?

E.A: Orada bir karargâhları olduğunu okuduk.

AF: Kayseri'dedir. Adilcevaz Anadolu'yu kontrol etmek için uygun değil bir nokta değil, öncelikle.

E.A: Doğru söylüyorsunuz. Ama bunların hepsini uydurmamıza imkan yok. Sonuçta birbirleriyle çelişen çeşitli tarih yorumları var. En çok Lindner'in çalışmalarından etkilendik.

AF: Lindner'in kaynakları kullanımı ve anlayışı çok zayıftır. Yurtiçi ve yurtdışında çok tenkit edilmiştir.

E.A: Biz tamamen alıp onu izledik demiyorum. (M.B. 'ye yeni kitabı "Osmanlı'da Kurumlar ve Kültür" ü kastederek) Ayrıca ben sizin kitabınızı yeni okudum. Yazdıklarınız, bizim yola çıktığımız, akıl yürüttüğümüz her şeye çok uygun. Demek ki, böyle bir grup tarihçi var. Köprülü Geleneği'nin neredeyse artık karşısında duran bir başka grup yorum alanı var.

- Kadrajınıza hiçbir samimi Müslümanın girmemiş olması bilinçli bir tercih mi, ortada olmadığından mı girmedi?

E.A: Bence Küşteri samimi bir Müslüman mesela. Karagöz samimi bir Müslüman. Bunun sebebi Hz. Muhammed'e inanıyor olması değil ama; hatta öyle biri olduğunu dahi bilmiyor. Filmin atmosferine tasavvuf, gerçek İslam ya da gerçek inançlılıkla ilgili bir şey koymaya çalıştım.

- Filminiz, herkesin kutsal bir dava etrafında kenetlendiğine inanılan Osmanlı'nın kuruluş mitine ciddi bir darbe vuruyor. Daha sonra halifeliği de arkasına alarak ilerleyen imparatorluğun kuruluşunda İslam'ın ne derece etkili olduğunu düşünüyorsunuz?

E.A: Bence politika her zaman olduğu gibi İslam'ın önündeydi. Çünkü bugün öyle. Dün de öyleydi. Ben bu ülkeye bakarak karar veriyorum. Mesela herkes filmdeki Bursa'nın şarabistana benzediğini söylüyor. Cumhuriyet ile birlikte gökten şişe mi yağdı yani? Burası her zaman içki içilen bir ülkeydi. Tarihten bir örnek: Yıldırım Beyazıt bir cami yaptırıyor. Nasıl olmuş diye sorunca şeyhinden "Çok güzel olmuş ama dört köşesine birer meyhane koymak lazım." cevabını alıyor.

- Tasavvuf edebiyatında simgesel anlatımlar da çok yoğun. Şarabın ilahi aşkın simgesi olması gibi...

E.A: Abi, şarap güzel eğlenceli bir şey. Herkes kendi meşrebine göre yorumluyor. Biri der ki muhabbeti iyi oluyor, öbürü der ki aşk şarabıdır. Sonuçta bir yiyecek-içecek durumu o. Bir içki övgüsünden medet ummuyorum. O günkü Türkiye ile bugünkünü karşılaştırıyorum. Her şey eskiden iyiydi bugün kötü oldu, diye bakamayız. Burası İslam'ın başka türlü değerlendirildiği birçok ülkeden biri.

Aşk şarabının başka manası vardır, diye devamlı geri adım atılıyor. Niye hep şaraptan bahsediliyor o zaman?

AF: Ancak şarap kelime anlamı olarak içecek demek. Osmanlı döneminde bu topraklarda içki içildiğiniyse biliyoruz. Ama Müslümanın içmesine izin verilmiyor. Hristiyanlann meyhaneleri var fakat Müslümanların girmesi yasak. Kaçak olarak içenler vardır ama resmen içme hakları yok. Meşrutiyet'e dek alenen içki içmek yok.

Osmanlı'nın diğer beyliklerden sıyrılmasının nedeni, çok erken dönemde oturmuş bir düzene geçmiş olması. Bunu da şehirli İslam anlayışına dayanarak yapıyor.

M.B: Ben Osmanlı'dan çok Avrupa ortaçağını bilirim. Ortaçağda geçen bu filmin genel havasına bakınca da gayet uygun olduğunu görüyorum. Türkiye'nin bugünkü kavgalar arasında sanatçıların, edebiyatçıların genesis'i baştan yazma çabalan var. Tarihin istenilen şeye göre yeniden yazılma meselesini ve bunun da gerçek tarihle gerçek bir ilişki kurmadan yapılmasını görüyorum. Yani işte AKP'Iİ milletvekili geçmişimizin büyüklerinden Orhan Gazi'yi 20. yy.ın bir büyüğü gibi görmek istediği için, filmde kolu göğsü çıplak gördüğü zaman şoke oluyor. Bu film, "O zamanın hayatı nasıl bir hayat olabilirdi?" sorusuna ideolojiyi bir yana bırakarak cevap arayan şimdiye kadar gördüğüm en ciddi çalışma.

- Filme yönelik temel eleştirilerden biri şöyle özetlenebilir: Bu üçkağıtçı, çıkarcı serkeşler grubu nasıl olup da koca bir imparatorluk kurdular peki? İslam'ın olumlu toplumsal meziyetleri ve âlimlerin bilgisi etrafında kenetlenme yok muydu?

E.A: Bu kadar basit adamlar böyle bir imparatorluk kuramazlar, diyorlar. Bu film, kirli bir film. Karakterlerin yüzünde yaralar var, çünkü güneşin altında yaşıyorlar ve savaşıyorlar. Zamanda yolculuk yapıp o güne gide-bilseydik, tanrı sultan gibi olduğunu düşündüğümüz pek çok kimseyi bugün Demirel'i nasıl görüyorsak öyle görecektik.

M.B: Canım yani İslam sebebiyle, Hıristiyanlık sebebiyle, komünizm sebebiyle, bilmem ne sebebiyle, böyle şeyler... Gibbons gelen bu göçebe adamların bir imparatorluk kuracağına imkan vermedi, Bizans'tan öğrendiler dedi, çünkü o bir batılıydı. Burada da, aynı mantıkla ve aynı argümanla sebebi İslam yaptılar.

"SAVAŞÇI BACİYAN-I RUM ÖRGÜTÜ TAMAMEN BİR KURGUDUR"

AF: Filmde Ahiler olumsuz portrelerdi. Oysa Battuta'ya bakarsanız Ahiler çok olumludur.

E.A: Emin misiniz? Şöyle tarif ediyor: "Etrafta kan gövdeyi götürüyor. Genç bir Ahi gelip bizi akşam yemeğine davet etti. Haline baktım, bizi yemeğe davet edebilecek birine benzemiyor. Bir gittik; yerde halılar, aydınlatmalar, yemekler..." Şimdi ben düşünüyorum; bu nasıl oluyor? Dışarıda hayat sefil bir durumda. Bu adamlar zengin yaşıyorlar.

AF: Cami taşını çalan kişiler olarak gösteriyorsunuz.

E.A: Çalmıyorlar. "Tekkeye duvar edeceğim. O da Allah'ın evi bu da Allah'ın evi" diyor. Türklük bu. Şahsi çıkardan bahsetmiyoruz. Orada bir cemaat var, alıyor cami duvarını biz daha önemliyiz diye tekkeye götürüyor. Caminin bitmemesinin nedeni, herkesin cami inşaatından kendi cemaati için faydalanması. Ahiler de büyük ihtimalle dediğim gibi şeyleri yapmışlardır. Konumlarının rasyonalitesi böyle. Para onlarda birikecek, dışarı karşı da belli noktalarda nekes davranacaklar.

AF: Sizin yaptığınız presentism. Bugünden tarihe bakıyor ve bugünü tarihe taşıyorsunuz.

E.A: Ahilik kardeşlik örgütüdür, diyenler de bugünden bakıyorlar. Kitaplarda öyle olduğu yazıyor ama hayat öyle değil.

AF: Ahilik'le ilgili tarih yazımında aşın idealizasyon olduğuna katılıyorum. Ama ben bugün çıkarımı ön planda tutuyorsam Orhan Gazi de öyle yapmıştır demek, bence doğru değil. 700 sene önceki adam benimle aynı şeyi düşünmek zorunda değil. Kaldı ki, Osmanlı'da iktidar mücadelesi 1. Murat'tan sonra başlar. Sizin anlattığınız ilk dönemde yoktur. Osman Gazi'nin oğlu Pazarlu Bey'in, ağabeyi Orhan Gazi'nin komutanlığı altında savaştığı Bizans kayıtlarında geçiyor.

- Filmin en fazla tartışılan yanlarından biri de, şehri koruyan kadın süvarilerin oluşturduğu Baciyan-i Rum örgütü...

AF: Hepsinin başı açık.

E.A: Neden kapalı olsun? Battuta da öyle olduklarını söylüyor.

AF: Yüzleri açık, diyor. O dönemde kapanmak yalnız Müslümanlara değil bütün dinlere ve toplumlara özgü bir şey. Buranın kadınlarının yüzü açık, diyor. Adama bu çok tuhaf geldiyse, başlan açık olsaydı bunu çok başka türlü anlatırdı. Baciyan-ı Rum örgütü-nünse varlığı bile şüpheli. Tek bir kayıtta geçiyor. Sonra da efsaneler türüyor. Amazonlar gibi savaşan Baciyan-ı Rum örgütü tamamen bir kurgudan ibaret.

E.A: Bütün kurguların bir sebebi vardır. Şöyle bir akıl yürütme yaptım. Kan gövdeyi götürmüş, büyük ihtimalle de erkeklerin sayısı azalmış. Türkmen geleneğinde Sünni islam'a göre daha serbest, daha aktif bir kadınlık hayatı olmalı diye düşündüm. Aslında 'kadınlık meselesi imparatorlukla birlikte başka bir şeye dönüşmüştür"ü anlatıyorum filmde.

AF: Ancak o dönemde Osmanlı'nın artık düzenli ordusu vardı ve şehri koruyacak kadınlara ihtiyaç yoktu.

(Ozan Özhan, Haftalık, 31 Mart- 06 Nisan 2006, S.156, s.36-40.)

Bir yanda "şimdiye dek yapılmış en iyi Türk filmi" diyenler, diğer yanda filmin "vahim tarihsel çarpıtmalar ve tutarsızlıklar içerdiğini" söyleyenler...  
Haber-Veri-YorumTümü »

» Mithat Bey'in Biriktirdikleri / Sedat Palut
» Karanlıktan Yalnızlığa... / Sedat Palut
» Recep İvedik Sendromu / Sedat Palut
» Dünyanın Orta Yeri Sinema / Sedat Palut
» Süt ve Yalnızlık / Sedat Palut
VizyondakilerTümü »

» Zoraki Kral
» 127 Saat
» Kaçış Planı
» Ya Sonra
» İz Peşinde
EkstraTümü »

» Küçük Arap'ın Fendi Önyargıları Yendi / Hale Sert
» Edebî Eserlerin "Filim Diline" Tercümesi / Erol Güney
» Sinema Sanatıyla İlgili Kitaplar
» Çürüyen Sinema / Susan Sontag (Çeviren: Ahmet Yurtkul)

Yorum yazabilmeniz için üye olmanız gerekiyor. Üye olmak için tıklayın.

(Üye iseniz sayfanın en üstünde sağ tarafta yer alan kısımdan giriş yapmalısınız.)


Henüz yorum yapılmamış.

Üye Girişi
Kullanıcı adı
Şifre
Beni hatırla
Şifremi unuttum!
Ücretsiz Üye Olun!
Son 10 Yorum
toplantı (10.12.2013 - 17:25)
tek söğüt (26.02.2013 - 01:08)
yok var, var var (26.02.2013 - 01:06)
Hoş bir yazı (17.08.2012 - 00:19)
beklerken (27.05.2012 - 21:07)
bir yorum (21.12.2011 - 20:20)
bir yorum (21.12.2011 - 20:13)
işte tam da böyle (18.11.2011 - 20:37)
Gitmek (18.11.2011 - 19:53)
ELİF LAM RA (28.10.2011 - 00:02)
Yorum için üye olun!