|
[ Geçmiş Günler -> Muhiddin Okumuşlar ] Şöyle Çiçek Gibi, Yüzümüze Gülen... Kitaplar! 17.09.2005 - 23:57 Kitaplarla başım dertte. Daha doğrusu yayıncılarla demem gerek. Çok güzel kitaplar yayınlıyorlar. İçerik çok güzel, kitapların konuları harika... Ama bir de yayınladıkları kitapların teknik özelliklerine dikkat etseler, çok daha güzel olacak.
Mübarek adamlar, teknik bu kadar ilerledi, bu kadar masraf etmişsiniz kitaba, az daha harcayın da güzel bir kitap sunun okurlara.
Kitabın adına, yazarına bakıyorum, tam aradığım, okumam gereken bir kitap diyorum ki içine bakınca tüm hayallerim yıkılıyor. Kitabın içeriği beni oku diye bağırırken, kâğıdı, sayfa düzeni, fontları, satır aralığı, baskı tekniği, yazıların siyah yerine gri renkte oluşu gibi etkenler ben okumayayım diye seferber oluyorlar sanki. Hele bazı kitaplar daha yarısına gelmeden elimde kalıyor, sayfalar uçuşmaya başlıyor.
Yoo, sandığınız gibi değil, aslında itina ile açarım sayfaları, hatta kitabı okurken ne satır altını çizerim, ne de sayfaların köşelerini katlarım işaret koymak için. Kitaba aşırı bir sevgim ve saygım vardır, çocuklar ayaklarıyla filan dokunsalar bir kitaba, kızarım; çünkü rahmetli hocamdan öyle gördüm.
Efendim, benim bu titizliğim, matbaacı bir ailede büyümemden kaynaklanıyor. Dedem matbaacıydı, babam ve amcam hakeza, -Allah hepsine rahmet etsin- haliyle ben de matbaada büyüdüm. Hem kitap okuyan hem de basımı ile uğraşan biri olunca ister istemez kitabın teknik yönü beni çok ilgilendiriyor. İlk kez bir kitap bağladığımda on beş yaşımdaydım. O zamanlar tipo makinelerde baskı yapıldığından bilgisayarda hazırlanmazdı sayfa düzeni. Kitap satır satır entertipe denilen bir nevi döküm makinesinde dizilir, kurşun satırlar kaleye konur ve sayfalar iple bağlanırdı. Resimler klişe yaptırılır, klişe altına yapıştırılır ve öylece yerleştirilirdi yerlerine. Farklı hurufat kullanılacaksa hurufat kasalarından teker teker kumpasa dizilir ve yerlerine yerleştirilirdi. İşte böyle bir kitabı, özellikle içinde Arapça klişeler bulunduğu için baştan sona bana bağlatmışlardı.
Sonradan ofset makineler gelmeye başladı ülkemize. Bir anda benim öğrendiğim sayfa bağlama işi bitti ve yerini bilgisayarlar aldı. Mecburen onu da öğrendik. Artık iş o kadar kolaylaştı ki ne kumpas kaldı, ne de sayfa bağlama. Her şey bilgisayar ekranında halledilebiliyor. Hem de binlerce font, milyonlarca punto ve biçim seçeneğiyle. Baskı derseniz daha kolay ve hızlı... Aynı zamanda çok da kaliteli. Bundan böyle yapılması gereken, elimize bir lup alıp baskının kalitesini kontrol etmek olacak, sanırım. Lup, en uygun mesafesi ayarlanmış bir mercektir. Onunla baskıya bakar, tramlar ve kroslar yerine oturmuş mu, diye kontrol ederiz.
Sevgili Genel yayın yönetmenimizin isteğiyle, bundan böyle bu köşede elimize bir lup alıp yayınları kumpasa dizeceğiz. Niyetimiz, yayınların baskı kalitesini artırmaya teşvik. Yayıncılar, eleştirilerimize alınsınlar, okurlar da bilgilensinler istiyoruz.
Hadi hayırlısı... |