Shakespeare, 'Başka bir isimle de çağrılsa, gül gene gül gibi kokardı' der sonelerinin birinde. Öyle de, kimi düşünürlerin, her şeyin simgelerle temsil edildiğini iddia ettikleri dünyamızda, kelime, neyi temsil ettiğinin, neyi çağrıştırdığının önüne geçebiliyor, çeşitli mecazlara bürünebiliyor. Muhtemelen Çince geçmişi olan Türk kelimesinin yüzyıllar boyunca geçirdiği serüven buna örnek. Aynı yüzyılda 'Türk gibi kuvvetli' olan 'Avrupa'nın hasta adamı' da olabiliyor. Günümüzde de, ecdadımızın kanıyla bütünleşmiş addettikleri bu kelimeye bayrakmış gibi sarılanlar varken, kimileri kendilerine zorla benimsettirilmek istenen bu aidiyetten yakınıyor. Geçenlerde Beyrutlu bir dostumun, Avrupalılığıyla övünen, Avrupa'ya, dünyanın son kalan nefes alınabilecek uygarlığı diye bakan başka bir dostuma, 'Avrupa'nın Asyalı olduğunu biliyor muydun?' diye sorduğundaki yüz ifadesi görmeye değerdi. Yunan mitolojisinde Finikeli bir prenses olan Europa'yı, boğa kimliğinde Zeus Girit'e kaçırır, Minos adlı, sonradan kral olacak çocukları olur. Minos'la birlikte Minoan uygarlığı yayılır. Zamanla, önce bugünkü Yunanistan'a, giderek tüm kıtaya, Minos'un annesine atfen Avrupa denir. Avrupa'ya niçin Avrupa dendiğine dair başka iddialar da var. Bunlardan biri, İbranice 'güneşin batışıanlamına gelen 'erebu'dan gelmiş olabileceği. Bu iddia, eski Yunanca da Anadolu kelimesinin 'güneşin doğduğu yer' anlamına gelmesiyle tamamlanıyor. Avrupa'nın Asya'dan geldiği gibi, Romalılardan gelen Afrika kelimesinin kaynağının da, Afrika'nın çoğunluğunu oluşturanlardan bambaşka özellikleri olan Afi adlarında bir Berber kabilesinin olduğu düşünülüyor. Kıtalar arasında bir tek Avustralya adıyla bütünlük teşkil ediyor. Latince 'australis' güney demek. Yıl 1507. Genç bir haritacı, Martin Waldseemüller, önündeki eski Ptolomy haritasına Yenidünya'yı eklemek üzere. Günlüğüne şöyle yazıyor, 'Americus Vesputius dünyanın dörtte birine tekabül eden bu yeri keşfettiğine göre, böylesine bilge bir kişinin adının buraya verilmesine kimsenin itirazı olabileceğini sanmam.' Genç haritacının yanılmasının, Columbus'tan söz etmemesinin nedeni, tüccar ve denizci olan Amerigo Vespuci'nin, kendini pohpohlamak amacıyla uydurup yazdıklarına inananıp, gerçeği araştırmaması. 'Mondus Nevus' adlı kitabında Yenidünya'yı 1497 yılında keşfettiğini yazan, dostu olan Colombus'la bir ara aynı evi de paylaşan Vespuci, aslında, buralara ilk yolculuğunu 1499'da, yani Columbus'un Güney Amerika'yı keşfettiğinden bir yıl sonra yapmış. Amerika bir yalan üzerine kurulmuş, adını büyük bir yalandan almış.
Shakespeare, 'Başka bir isimle de çağrılsa, gül gene gül gibi kokardı' der sonelerinin birinde. Öyle de, kimi düşünürlerin, her şeyin simgelerle temsil edildiğini iddia ettikleri dünyamızda, kelime, neyi temsil ettiğinin, neyi çağrıştırdığının önüne geçebiliyor, çeşitli mecazlara bürünebiliyor.