Cazım Hatun, ismi kadar kendisi de ilginç biri. İstanbul'da bir apartman dairesinde 30 yıldır kuş besliyor. Kendisi ile görüşmeye gittiğimizde, "Artık kuşlarım yok" diyordu. Kızı tarafından belediyeye şikayet edilmiş. Bu röportajda, "İlk aşkım kuş beslemekti" diyen bu aksakallı dedenin, ilk aşkından vazgeçiş öyküsünü okuyacaksınız.
■ Kuş beslemeye nerede, nasıl başladınız? Kuş beslemek benim ilk aşkımdı. Daha çocukluk çağlarımda kuşlara özel bir ilgi duyuyordum. 16 yaşlarında falan, Erzurum'da köyde yaşarken, ahırda beslemeye başlamıştım. 19 yaşındayken de ailece İstanbul'a geldik.
■ Gelince de hemen kuş beslemeye başladınız? Yok. Zaten geldikten sonra askere gittim. Askerden döndükten sonra, iş, güç, evlilik derken, yaş otuzu buldu.
■ Bu zaman aralığında kuşlara olan sevginiz bitmedi sanırım. Kuşlara olan sevgim hiç bitmedi. Nasıl bitsin? Ta ki bu meret hastalık, kuş gribi, ortaya çıkana kadar. Ancak evlendikten sonra tekrar beslemeye başladım.
■ Ne tür kuşlar beslediniz? Kumrudan başka kuş beslemedim.
■ Neden sadece kumru? Onların ötüşleri ben mest ediyordu. Kumrular bir başka güzel öter. Ayrıca kumru, sevgi ve muhabbetin simgesidir. Hatta bu kuşlar üzerine yazılmış şarkı, türkü ve yakıştırmalar da çoktur.
■ İstanbul'da kuş beslemek... Üstelik bir apartman dairesinde? Köye nazaran şehirde kuş beslemek garip gelebilir. Ama dedim ya, bu benim 16 yaşında başlayan aşkımdı. İnsan ilk aşkını unutur mu? Ben evimizin balkonunda besliyordum kuşları. Üç metrekarelik balkonumun tamamını onlar için yuva olarak hazırlamıştım. .
■ Peki zor olmuyor muydu? Olmasına oluyor ama bu zevk işi. Ben onları beslemekten zevk alıyordum. Kumru besliyor olduğumu bilmek bile bana mutluluk veriyordu.
■ Aileniz de kumruları seviyor muydu? Komşularınız tepki gösterdi mi hiç? Eşimle ara sıra kavga ederdik, "Bey bu kuşları at." diye bana çıkışırdı. Çocuklarım da bazen, "Baba bunları artık besleme." derdi. Ama komşularımdan hiç tepki almadım. Bu kuşlar öyle çok uçup da rahatsız etmezler kimseyi. Ben de salmam zaten her zaman.
■ Kuşları nereden buluyordunuz? Kuş pazarlarından mı? Tabi, eskiden hemen her hafta Topkapı'daki kuş pazarına gider dolanırdım. Şimdi aynı Pazar Edirnekapı'ya taşındı. Gidince bütün günüm orada geçerdi. En çok da tabi, kumrularla ilgilenirdim. ■ Çok masraflı oluyor mu kumru beslemek? Mesela bir kumrunun fiyatı ne kadardır? Yok, hiç masrafı yok. Yılda üç-beş kilo yemle bakılır bunlar. Bir çift kumrunun fiyatı da çok değil, 5-10 lira. Hele yavru kuş alırsan daha ucuz.
■ Kuş gribi şu ana kadar 4 kişinin ölümüne sebep oldu. Kanatlı hayvanlar da telef oluyor. Ne düşünüyorsunuz? Bu hastalık dünyayı tehdit etmeye başladı, tıp ilmini zorda bıraktı, ülke gündemini bir anda her zaman tepemizde uçan kuşlara yöneltti. İnsanların ölümleri çok acı. Ama ortada bir cahillik de var. Kesilmiş tavuğun başıyla bir çocuk neden oynasın! Ölen ya da hasta olan çocukların anne babaları, kesilmiş tavuğun başını evlatlarına oyuncak olarak mı layık görüyor! Toplum önce kendini kontrol etmeli. Hiç olmazsa uyarıları dikkate almalı.
■ Kuş gribi sizi de etkilemiştir muhakkak. Hastalığın yayıldığını duyduğunuzda korkup doktora gittiniz mi? Doktora gitmedik ama ister istemez korku oluştu içimizde. Benin kuşlarım hasta değildi. Ben zaten dışarıya pek salmam. Yani uçup diğer kuşlardan hastalık kapmaları mümkün değildi. Ama yine de bir tedirginlik yaşadık.
■ 64 yaşındasınız bu zamana kadar ne iş yaptınız? 35 yıl taksicilik yaptım, Bağ-Kur'dan emekliyim.
■ Emekliliğin sefasını sürüyorsunuz yani. Aslında sefa değil. Benim için hayat şimdi önemli.
■ Şimdi? Bu zamana kadar hep dünya için çalıştım. Şimdi geç kalmışlığın pişmanlığıyla öbür dünyalık çalışacağım.
■ Neler yapmayı düşünüyorsunuz? Bu zamana kadar Kuran'ı Kerim okumayı öğrenemedim. Şimdi Elif-Ba'dan başlayıp Kuran'ı Kerim okumayı öğreniyorum. Sadece alfabeyi çözmeye çalışmıyorum, bir yandan Türkçe mealini de okuyup anlamaya çalışıyorum.
■ Çocuklarınız yardım ediyordur? Yardım ediyorlar çok şükür. Ben çocuklarımın hepsini okuttum. 3 kızım İmam-Hatip Lisesi mezunu. Onlar kendilerini iyi yetiştirdiler.
■ Hastalıktan sonra kumrularınıza düşman gözüyle bakan olmuştur... Evet oldu. Önce evdekiler karşı çıktı kuş beslememe. Hatta evli olan kızlarım, "Baba kuşları vermezsen bayramda elini öpmeye gelmeyeceğiz." dediler. Tabi bunlara damatlarım ve akrabalarım da katılınca ciddi bir
■ Sonuç? Onları vermeye, yavruları ve yumurtaları oldukları için, kıyamıyordum. Çünkü televizyonda, gördüklerim kanıma dokunmuştu; gömüyor, gaz odalarına atıyorlardı... Ama küçük kızım benden habersiz belediyeyi arayıp, "Babam evde 10 adet kumru besliyor, gelin alın." diye şikayet etmiş!
■ Şikayet ettiği için kızınıza sitem ettiniz mi? Hayır, kızmadım. 0 da kendince haklı. Ben zaten verecektim ama araya bayram girdi. Bir de, dediğim gibi, yavruları ve yumurtaları vardı, kıyamadım onlara. ■ Belediye hemen gelip kumrularınızı aldı mı bari? Yok be oğlum. En çok da ona kızdım. Kızım aradığında, "Şu an çok yoğunuz, gelmeye çalışacağız." demişler ama hala gelmediler.
■ Gelmediler mi? Ben de onun için çok sinirlendim. Sağlık Bakanı televizyonda açıklama yapıyor, "Evlerdeki kanatlı hayvanları belediye yetkililerine teslim edin." diye. Gelen giden olmadı. Ya hasta olsalardı diye düşünüyorum. Zaten bu arada ben kuşlardan soğumaya da başladım. Gazetelerde, televizyon kanallarında kuşları 'uçan canavarlar' gibi lanse ettiler. İnsan ister istemez çekiniyor.
■ Peki ne yaptınız kuşları? Belediyeden ses çıkmayınca, kuşları ben alıp belediyeye..
■ Daha önce buna benzer bir hastalıkla karşılaşmış mıydınız? Kuşlarınızdan topluca ya da aralıklarla ölen olmuş muydu? Oldu ama kuş gribiyle alakalı olduğunu hiç düşünmedim. Çünkü o zaman Türkiye'de böyle bir hastalık türememişti. Gerçi şimdi de her ölen kuşun, tavuğun kuş gribine yakalandığı sanılıyor. Bu sapanla, taşla uçan kuşları avlayıp havada itlaf edecekler diye korkuyorum!
■ Çevrenizde, apartmanda veya müstakil evinde kuş, tavuk besleyenler var mı? Var tabi. Ermeni asıllı bir komşu var burada. O hâla besliyor, kuşlarını vermeye niyetli değil, "Benim kuşlarım hasta olmaz, onlardan önce ben hasta olurum." diyor. Evinde çatıda kuş, tavuk, horoz besleyen çok insan var.
■ Onlar tehlikenin farkında mı değiller?" Muhakkak... Benim onlara küçük bir tavsiyem olabilir. En azından bu hastalık bitene kadar kuş sevgilerini erteleyip himayelerinde bulunan kanatlı, hayvanları belediyeye teslim etsinler. Gerçi hayvanların telef olacağını bilmek bile insanı üzüyor ama insan sağlığı daha önemli.
■ Sizinki de kuş sevgisini 'ertelemek' olarak yorumlanabilir mi? Hastalık geçtikten sonra tekrar kuş besleyecek misiniz? Yok, düşünmüyorum. Ben birden soğudum bu hayvanlardan. Özenle yaptığım kümeslerini bile söktüm, artık kuş beslemeyeceğim. Altından kuş yapsalar evime sokmam. Ama yine de insanların bu hayvanlara şuursuz şekilde ön yargılı olmasını anlamıyorum. O zaman Demokratik Sol Parti (DSP) ve Milli Piyango idaresi amblemlerini de değiştirsinler! Allah'ın yarattığı her canlı değerlidir. Yarın kediler ve köpekler de salgın hastalık geçirebilir. Daha önceleri verem hastalığı dünyayı kasıp kavurduğunda veremli insanlar canice itlaf edilmemişti.
■ Hastalık da sağlık da Allah'tan... Tabi ki... Hastalık da sağlık da Allah'tan gelir, bizler sadece önlem alırız. Ama daha yetkililer bile bu hastalığı yeterince kavrayamadı. Kuş gribi kurban bayramında hayvanlara da bulaşır diye herkesi tedirgin ettiler. Ama bu grip yılbaşında da vardı, kimse çıkıp, "Hindi yemeyin!" demedi. Benim en son sözüm, Allah her canlıyı değeri olduğu için yarattı. Canlarımızın ve canlıların kıymetini bilelim.
Röporataj: Ersin Çelik, Gerçek Hayat, 20 Ocak 2006, Sayı: 274, Sayfa, 24-25