Bugünkü kesikimiz, bir kitâbın 413. sahîfesinden kesilip tarandı.
Kitâbın nâmı: Süleyman Nesib (Süleyman Paşazade Bey) Hayatı-Edebi Kişiliği-Şiirleri.
Müellifi: Salim Durukoğlu. Kendisi İnönü Üniversitesi Türkçe Eğitimi Bölümünde Araştırma Görevlisi imiş. İşbu nâmı taşıyan eser de Durukoğlu'nun Yüksek Lisans tezi imiş.
Kitâbın nâşiri: Kültür Bakanlığı.
Neşir târihi ve yeri: 2001, Ankara.
Bendeniz bu kitâba bir vesîleyle, şöyle üstünkörü bakar iken, işbu kıt'ayı görüp okuyunca pek ziyâde hayret etdim, lâkin teessüfüm hayretimden dahî ziyâde oldu.
Şimdi, ey azizler, bu hayret ve teessüfün esbâbını îzâh etmek niyetindeyim.
Evvelâ, ba'zı kelimât üzerinde duralım. Hemşîre, her ne kadar sütdaş anlamına gelür ise de lisânımızda kızkardeş içün isti'mâl olunmuşdur, hastabakıcı kadınlara dahî hemşire demekliğimiz, onları bacı saydığımızın işâretidir. "Büyük hemşîre"ye biz kısaca "abla" dahî deriz. "Hafîd", "erkek torun", "hafîde" dahî "kız torun" demekdir. Şu hâlde, şâir bu kıt'ayı ablasının torunu içün kaleme almış, demekdir.
7 Kanunıevvel 332 târîhini de kıt'anın tahtına yazıveren şâir, birinci cümlesinde ne demekdedir?
Lutf-ı Mevlâ ile ber-ârızasız Üçüne basdı bu gün tam gül-bîz
Bu torunun üç yaşına basdığını, hem de tam üç yaşına basdığını anladık. Anladık amma bu "ber-ârızasız" ne demek anlamadık. "Ber-ârıza" ne demek? "Ârıza üzre" yahud "ârızalı olarak" mı demek? Ne münâsebet? Bu cümleyi okumağa çalışan zât, Türkçe düşünmeye alışmamış, alışamamış biri olmalı ki, Türkçe cümleyi göremiyor. Şâirin yazdığı ve fakat okuyucu-yazarın maalesef okuyamadığı ifâde şudur: "bir ârızasız" ya'nî bu kız torun herhangi bir sakatlık, hastalık, kaza belâ, vb. olmaksızın üç yaşına basmışdır ve bu iş Mevlâ'nın lutfu ile olmuşdur. Ve bu kız torunun adı, cümlenin öznesi olarak zikrolunmuşdur. O ad Gülbîz'dir. Okuyucu-yazar her ne hikmetse bu has ismi, cins ismi gibi küçük harfle yazmakda beis görmemişdir. Fârisî bir kelime olan "gül-bîz" aslında "gül eleyen" anlamında olmakla birlikde "gül yetişdiren" ma'nâsında hem sıfat, hem de has isim olarak kullanılmakdadır. Şairimiz de adı güllü torunu anmış iken bülbülü dahî hatırlamakda ve Rabbimize haşre kadar onun "bülbül-i nâtıkasıyla leb-rîz" olmak duasında bulunmakdadır ki, Gülbiz kızın konuşan bülbülüyle, tatlı diliyle "dolu" olmak niyâzıdır bu.
İşte böyle ey azizler, memleketimizin en mühim mes'elesi gaaliba okuma-yazma mes'elesidir.
Sayı: 183 - 2 Mayıs 2003 Cuma
Ey azizler,Bugünkü kesikimiz, bir kitâbın 413. sahîfesinden kesilip tarandı.