Bugünkü kesikimizin menşe'i 9 Aralık 2004 Perşembe günü neşrolunan Radikal'in "Yorum" isimli 11. sahîfesidir.
Bildiğiniz gibi ey azizler, matbuat âleminde "Haber kutsal, yorum hür!" gibi bir şiar vardır. Bu şiar ile haberin hakikate muvafık olmasının dokunulmaz ve vazgeçilmez bir mecburiyet, bir mükellefiyet olduğu ihsas edilir. Herhangi bir hâdiseye, her kişi kendi zâviyesinden bakmakda serbestdir. Bir hâdiseye erkek erkekçe, kadın kadınca, çocuk çocukca, Türk Türkçe, Alman Almanca bakar ve bunun böyle olması gayet tabiîdir. Lâkin, olmuş bir hâdiseye olmamış demek, vuku bulmamış bir vak'ayı vuku bulmuş gibi göstermek gayr-i tabiîdir; bir nevi yalancılıkdır.
Memleketimizin pek popüler muharrirelerinden Buket Uzuner nâm zavallı, "Felluce'yi seyrederken..." serlevhalı yazısında maalesef bu gayr-i tabiî duruma, yani bir nevi yalancılığa düşmüş bulunmakdadır.
Zavallı Buket'in şu cümlesini okuyalım: "Mehmet Âkif Ersoy'un büyük şair olduğunu inkâr edecek ne bir şaire rastladım, ne de duydum." Bu cümlede şairlerin şairliğini veya "büyük şair" oluşunu kabul veya inkâr etmenin yine şairlerin işi olduğu gibi pek de geçerli olmayan bir kabul görülüyor. Bu kabulün sakatlığını bir tarafa koysak bile, cümledeki "inkâr edecek" ibâresinin yersizliği çok açık. Belli ki, zavallı Buket, "inkâr eden" demek istemiş amma deyememiş. Lâkin, bu mantık ve ifade bakımından sakat olan cümlede yukarıdaki iddiamızın delili olan "gayr-i tabiîlik", yani bir nevi "yalancılık" görülmüyor. Bu cümle hem bu hâliyle, hem de doğru ifade edilmiş hâliyle, sadece zavallı Buket'in bu memlekette Mehmed Âkif'i bırakın "büyük şair" saymayı, "şair" saymayı bile reddeden, onu sadece bir "nâzım" yani "manzume yazarı" olarak gören şairlerin ve münekkidlerin bulunduğunu bilmediğini, bir nevi cehâleti gösterir. Zavallı Buket'in hiç yaşanmamış bir hâdiseyi, hem de defalarca yaşanmış gibi gösteren cümlesi şudur:
"Çocukken ağzımız yırtılarak, göğsümüz gururdan kabararak marşımızı söylediğimiz her hafta başı ve sonunda, ‘tek dişi kalmış canavar' olarak tanımlanan ‘medeniyet' mısrasında gülmemek için kendimi zor tutardım. Annemin bütün iyi niyetli ve derin açıklamaları işe yaramaz, ertesi hafta yine o mısrayı söylerken gülmemek için kıvranırdım."
Bu Buket'in yaşadığı ve okuduğu Türkiye ile bizimki farklı bir ülke mi dersiniz? Onun okuduğu okullarda "her hafta başı ve her hafta sonu" İstiklâl Marşı'nın "Ulusun, korkma; nasıl böyle bir imanı boğar / Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar?" mısralarının da yer aldığı dördüncü dörtlüğü "ağızlar yırtılarak" (?) ve "göğüsler kabararak" söylenmiş olabilir mi?
Çocuk Buket'e her hafta başı ve her hafta sonu "gülmemek için kendini zor tut"turan, onu "gülmemek için kıvran"dıran bu mısra, 1921'den bugüne bu memleketin herhangi bir okulunda bir kez bile "marş" formunda seslendirilmiş midir?
Zavallı Buket, zavallı memleket!
Sayı: 271 - 10 Aralık 2004 Cuma
Ey azizler,
Bugünkü kesikimizin menşe'i 9 Aralık 2004 Perşembe günü neşrolunan Radikal'in "Yorum" isimli 11. sahîfesidir.