« Anasayfa | Künye | Arşiv 19 Ekim 2017, Perşembe
Gündem: Kültür-
Sanat
Gündem: Hayat
40i Gündem Nöbetçi Köşe
40PENCERE
Kulak Arkası
Nurullah Turan
Birkaç "Bir"

Bolâhenk
Ahmet Çalışır
Mevlevî Âyini: Türk mûsikîsinde bir form

[ Müzik -> Müzik Kitaplığı ]

Müziğe, Aşka, İnsan Ruhuna Dair

Celal Fedai

23.07.2008 - 22:55

Rose Tremain'in geçtiğimiz günlerde dilimize çevrilen romanı Müzik ve Sessizlik üzerine eğilmeden önce, Selahattin Batu'nun çevirdiği Adolf von Grolman'ın İnsan Ruhu ve Musiki adlı, nicedir sadece sahaflarda karşılaşılan küçük ama ele aldığı meseleler itibarıyla devasa eseri üzerinde biraz eğleşmek gerekecek. Tremain'in romanı, güç anlaşılır felsefi meseleleri gene güç anlaşılır bir kurgu ve dil ile ele almıyor fakat romanın figürlerini anlamaya çalışmak, insan benliği üzerine okuru düşünmeye sevk ediyor. Bu son dediğimin, içinde insan teklerinin arzuyla, aşkla devindiği her anlatı için geçerli olduğunu sanmıyorum. İnsan benliğinin, üstü dış dünya ile örtülmüş mahiyeti, nadir anlatılarda varlığını hissettirir. Sadece bu yanının varlığı, o eseri başarılı kılmaya yetmez elbette. Ancak insan benliği üzerine düşünmek, kendi benliğimizin, bilhassa bize kapalı olan odalarını açar. Burada bir okur olarak, Müzik ve Sessizlik için Grolman'ı yardıma çağırmamın başta gelen nedeni bu.

Melodik hayat seyri ve mukadderat
Grolman'a göre insanın hayatı, her durumda bir müziğin etkisinde şekillenmektedir. Dışımızda bir sahne müziği hüküm sürerken içimizde de bir melodik hayat seyri oluşmuştur. Bu melodik hayat seyrinin üstünde yazgının ahengi, bizim tercihlerimizle uyum halinde asıl hükmü yürütür. Her insan teki, oluşan bu müziğe tercihleriyle mukabele eder. Bunun sonucunda ise: "Ya ruhumuz tam bir hürriyet içinde kanatlanır yahut bir sahne musikisi hayatımızın hadiselerine yön verir." Grolman'ın Bach için şu söyledikleri, insan teklerinin tercihleri ile müziğe, aşka ve ruhlarına yaklaştıklarının ya da onlardan uzaklaştıklarının ifadesidir: "Mukadderatına hâkim olan harmoni, bu dünyaya ait hayat melodilerine üstündü."

Grolman'ın insan hayatında müziğin yerine ilişkin bu yaklaşımlarından, Rose Tremain'in romanına eğilirken faydalanabileceğimizi düşünüyorum. Çünkü Müzik ve Sessizlik, mekân ve zaman unsurları ile değil figürleri açısından dikkat çeken bir tarihi roman. Sahne, 1620'li yılların Danimarka'sı olsa da romanda ne bu yılların ne de mekânın varlığı kendisi yeterince hissettiriyor. Fakat dediğim gibi, kendini romanda fazlasıyla hissettiren şey, insan ruhunun devinimine ilişkin gözlemler. Danimarka kralı IV. Christian'ın da tıpkı öteki Avrupa saraylarında olduğu gibi bir saray orkestrası var. Kral, konuklarını ağırlarken de yemeğini yerken de sarayın mahzenine yerleştirdiğini orkestrasından müzik dinlemeyi seviyor. Ağırlanan soylu konuklar, mahzenden borularla yukarıya taşınan müziği dinlerken şaşırıyorlar elbette. Ne var ki sarayda hâkim olan müzik, tensel hazlarla bağlı olduğu eşi tarafından yine tensel hazlar için aldatılan kralın mutsuzluğunu derinleştirmekten başka bir işe yaramıyor.

Mükemmeliyet ve kaliteye ilişkin görüşlere daha çocukluğunda sahip olan kralın, ülkesine ilişkin bu doğrultudaki idealleri de tıpkı özel hayatı gibi iyi gitmiyor. Ülkenin kuzeyinde bulunan gümüşün çıkarılmasına bağlanan ümitler de boşa çıkınca ekonomi iyice bozuluyor. Her bakımdan bunalımda olan kralın tek yoldaşı, ruhundaki müziksel arayışın peşinde saray orkestrasına lavtacı olarak İngiltere'den gelen Peter Claire: Kralın meleği. Grolman'ın terminolojisi ile söylersek, melodik hayat seyrini mukadderatındaki musikiye doğru yönlendirmek için ıstırap çeken ve aşkı tinsel yanıyla kavramaya çalışan biri. Nitekim yazgısı, arayışının peşinde geldiği sarayda da bırakmayacak onu.

Kralınkiyle benzer bir bunalımı yaşayan biri daha var sarayda: Kral'ın karısı Kirsten Munk. Yazar onu, günlüklerine yazdıklarını okura açarak tanıtmak gibi yaratıcı bir yolu seçmiş. Bu sayede Kirsten'i kösnül duygularının kontrolü altında bir kadın olarak kendi kendini tahlil ederken buluyoruz çoğu zaman. Her bakımdan dengi görmediği kralı, güçlü ve tensel çekiciliğe sahip bir Alman kontu ile aldatıyor. Onunla olabilmek için her yolu deniyor. Tıpkı onun da kral gibi bir meleği var: Emilia Tilsen. Romanda kral ile karısının yolları hangi nedenlerle ayrılıyorsa, Emilia Tilsen ile Peter Claire'in yolları aynı nedenlerle birleşiyor. Emilia, annesinin ölümünün ardından, benliğini cinsel arzularının yönetti babasının yine aynı arzularla kendine kişilik oluşturmuş bir kadınla evlenmesine tahammül edemeyip, içindeki melodiye uyarak evini terk ediyor. Bu terk ediş, benliğini keşfedeceği aşka, Peter'a doğru götürüyor onu.

Müziğin ruha erişmesi için...
Müzik ve Sessizlik'te bu geniş fonun içinde, daha başka pek çok olay var kuşkusuz. Yazar, olaylar örgüsünü kişiler grubu diyebileceğimiz bir yapı ile düzenlemiş. Her kişiler grubunun içinde o grubun taşıyıcı unsuru bir kişilik var. Üç büyük bölümden oluşan romanda başlıklarla içeriği özetlenen küçük alt bölümler oluşturulmuş. Bu bölümlerde kişiler grubunda olup bitenler, önce taşıyıcı kişiliğin etrafında şekillendiriliyor, sonra da diğer kişiler grubu ile ilişkilendiriliyor. Böyle hareketli bir kurgunun farklı anlatım tarzlarını uygulamada romancıya olanak sağladığı aşikâr. Yazar da bu imkândan fazlasıyla istifade etmiş ve hemen her biri insan benliğinin bir yanına dair okura fikirler veren figürlerini canlandırabilmiş.

Bu figürlerden en dikkat çekicisi, kralın karısı Kirsten. Günlüklerinde kendine dair yazdıkları, insan ruhunda müziğin yerinin aşkla mukayyet olduğunu nefis şekilde ortaya koyuyor. Romanın sonunda, tensel hazlarla bağlı olduğu aşığından uzak olduğu zamanlarda, krala armağan edilen iki Afrikalı ile sırf hazlarının tatmini için oyunlar kuran Kirsten'in bunalımı iyice derinleşiyor: "Müziğin, insan ruhuna erişmesi için insanda hatıraları için bir beklenti olması gerektiğini -yani bazı notaların bir süre sonra diğerlerince takip edileceğini-, böylece zamanda akıp giden melodi dediğimiz şeyi duyabileceğimizi söylerler. Ve eğer hatıralarımız yanlışsa -tıpkı benimkilerin olduğunu düşündüğüm gibi- o zaman tüm hayatımız boyunca Müzik bizi etkilemezmiş. Ben tam anlamıyla müzikten etkilenmiyor değilim; ondan tiksiniyorum." diye yazıyor günlüklerine.

Kirsten Munk, içindeki müziği, onu hürriyetine götürecek melodiyi çoktan kaybetmiştir. Fakat olanın düşündürücü yanı, bunun hıncını da müzikten çıkarması. Onun bu hali Shakespeare'in şu ünlü dizelerini hatırlatıyor bize: "İçinde müzik olmayan veya tatlı seslerle uçarcasına hareket etmeyen biri, hainlik için biçilmiş kaftandır."

Müzik ve Sessizlik, Rose Tremain, çev. Emre Kuzuoğlu, Can Yayınları, 2008, 512 sayfa.

(Kitap Zamanı)

Kirsten Munk, içindeki müziği, onu hürriyetine götürecek melodiyi çoktan kaybetmiştir. Fakat olanın düşündürücü yanı, bunun hıncını da müzikten çıkarması. Onun bu hali Shakespeare'in şu ünlü dizelerini hatırlatıyor bize: "İçinde müzik olmayan veya tatlı seslerle uçarcasına hareket etmeyen biri, hainlik için biçilmiş kaftandır."   
Albüm AnaliziTümü »

» Kalbe Ruha Giden Şarkılar / Nazan Özcan
» İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Enya / Özlem Ertan
» Alaturka Benim Canım / Cenk Özbay
» Sezen'in Muhteşem Yalnızlığı: Deniz Yıldızı / Pakize Barışta
» Tekil Hayatlar da Bir Gün Devrim Yapar Ya... / Mert Emcan
Albüm TanıtımlarıTümü »

» İstanbul'a Senfonik Üçleme
» Yıllar Sonra Yeniden
» Dostlar Onu Hatırladı
» İncesaz, Kalbimizdeki Denize Yelken Açtı
» Oralara, Buralara, Uzaklara
EkstraTümü »

» Cohen Nihayet Geliyor / Sadık Yalsızuçanlar
» 'Tom Amca Cazı' Tutmadı, Siyah Müzik Köklerine Dönüyor / Halil Turhanlı
» Neriman Hanım'ın Ölümü / Gökhan Özcan
» Zaman, Mekân ve Müzik / Rengin Soysal
» Ey Vefasız Yolcu! / Gökhan Özcan

Yorum yazabilmeniz için üye olmanız gerekiyor. Üye olmak için tıklayın.

(Üye iseniz sayfanın en üstünde sağ tarafta yer alan kısımdan giriş yapmalısınız.)


Henüz yorum yapılmamış.

Üye Girişi
Kullanıcı adı
Şifre
Beni hatırla
Şifremi unuttum!
Ücretsiz Üye Olun!
Son 10 Yorum
toplantı (10.12.2013 - 17:25)
tek söğüt (26.02.2013 - 01:08)
yok var, var var (26.02.2013 - 01:06)
Hoş bir yazı (17.08.2012 - 00:19)
beklerken (27.05.2012 - 21:07)
bir yorum (21.12.2011 - 20:20)
bir yorum (21.12.2011 - 20:13)
işte tam da böyle (18.11.2011 - 20:37)
Gitmek (18.11.2011 - 19:53)
ELİF LAM RA (28.10.2011 - 00:02)
Yorum için üye olun!