Bugünkü kesikimiz, cerîde-i Akşam'ın 10 Ekim 2003 Cum'a günkü nüshasının beşinci sahîfesinin sağ cânibini tutmuş bir muharririn, Serdar Tutgut'un Renkler nâm kûşesinden bir pâredir.
İşbu yazının serlevhası ey azizler, "Acıyayım mı sinirleneyim mi bilemiyorum" idi. Bendeniz Serdar'ın karalamasını okudukdan sonra yukarıdaki kelimeleri ve tedâ'îlerini geçirdim içimden. Söveyim mi sayayım mı da dedim galiba.
Adamcağız memleket halkının cehâletini Kim 500 Milyar İster nâm televizyon poruğramından hareketle sayıp dökmeye niyet etmiş. Etsin. Tarihden nasıl bîhaber olduğumuzdan dem vuruyor. Vursun.
Lâkin, ey azizler, elindeki "kültür" palasını böyle pervâsızca sağa sola aşağıya yukarıya ileri geri sallamakda olan bir zâtın kendi kelâmına beyânına ifâdesine dikkat eylemesi îcâb etmez mi? Eder. İşte bu Serdar bu îcâbdan bî-haber. Bîhaber olduğuna dâir çok sayıda delîlimiz var elimizde.
Birkaçını arz etmekle iktifâ edeceğim ey azizler.
Şu cümleye nazar buyurun lutfen:
"Bu yazıyı yazmaktaki tek nedenim o gece sorulan tek bir soru nedeniyledir."
İlk mekteb çocukları dahî böyle perîşân bir cümle kurmamalı değil midir ey azizler?
"Soru şöyleydi" cümlesinden sonra "soru"yu beklemeyin boşuna. Serdar oğlan, "...ne olduğu soruluyor." deyû beyanda bulunmak derbederliğine düşmüşdür. Düşer.
Başka?
"Hatırı sayılır bir oran da bunların eski Cumhurbaşkanları olduğunu düşünüyorlar."
"oran" özne, "düşünüyorlar yüklem. Bu ne biçim cümle Serdar? Serdar, sana "cumhurbaşkanı" kelimesinin "özel isim" olduğunu, "büyük harfle" "majüskül" ile başlayacağını hangi öğretmen öğretdi kuzum?
"Ne kadar acı değil mi." Yazıp soru işaretini yiyorsun, kuzum. Yeme soru işaretini! Ne kadar acı, değil mi? Evet, hakikaten çok acı!
Serdar, soru işaretine hususi bir "alerji" duyuyor olmalı ki, istifham cümlelerini "nokta" ile noktalayıveriyor. Şuna bakın: "Başarısızlık nerede. O soruda ismi geçenler bu süreçte nasıl yer aldılar, neler yaptılar, onların kabahati var mı olan bitende."
Nokta, evet nokta.
Soru işareti komakdan âciz oğlan bir de ağzını bozmasın mı? Şu cümlelere bakın:
"Bunun fakirlikle de alakası yok bırakılsın bu palavra bir yana. Zenginini de gördük başlatmayın beni şimdi."
Evlâdım, sâkin ol bakayım! Sen evvelâ şu noktalama işaretlerini bir öğren, sonra söğersin!
Hattâ şöyle ciddî bir Türkçe dersi alsan diyorum Serdar. "İnsanımızın içler acınası durumu" denir mi yavrum? "İçler acısı" demeyi şimdiye kadar öğrenememiş olmana çok şaşdım inan. Bu yazıyı dökdürürken sarhoş muydun yoksa, yavrum?
Hele o son cümlen yok mu?
"Amorf kalabalıktan halka geçiş süreci daha başlamadı, artık o da Avrupa Birliği'ne girince olur inşallah!"
Evlâdım, senin "amorf kalabalık" dediğin millet Berat Kandili'ni kutluyor. Haberin var mı? Ramazan'a hazırlanıyor. Amorf bir şey görmek istiyorsan evlâdım, en yakın aynaya bir bakıver, olur mu?
Sayı: 218 - 10 Ekim 2003 Cuma
Ey azizler,Bugünkü kesikimiz, cerîde-i Akşam'ın 10 Ekim 2003 Cum'a günkü nüshasının beşinci sahîfesinin sağ cânibini tutmuş bir muharririn, Serdar Tutgut'un Renkler nâm kûşesinden bir pâredir.İşbu yazının serlevhası ey azizler, "Acıyayım mı sinirleneyim mi bilemiyorum" idi.