« Anasayfa | Künye | Arşiv 21 Nisan 2026, Salı
Gündem: Kültür-
Sanat
Gündem: Hayat
40i Gündem Nöbetçi Köşe
40PENCERE
Kulak Arkası
Nurullah Turan
Birkaç "Bir"

Bolâhenk
Ahmet Çalışır
Mevlevî Âyini: Türk mûsikîsinde bir form

[ Geçmiş Günler -> Derin Soluk ]

Ahlakı Temel Alan Bir Hayat: Nurettin Topçu

16.09.2005 - 10:28

"Ahlâklı olmanın ilk şartı, temeli, insanın her şeyden ve dünyalardan değerli, hürmete lâyık olduğunu kabul etmektir. Yapmamız lazım gelen ilk iş, garbın aşıkı değil, insan ruhunun müptelâ aşıkı olacak bir zümre yetiştirmektir. Aşkın ve dinin bulunduğu yerde insan pek büyük bir varlıktır."

İstanbul'a Gelişi...

Nurettin Topçu baba tarafından Erzurumludur. Ailesi Topçuzâdeler diye tanınır. Dedesi Osman Efendi, Erzurum'un Ruslar tarafından işgali sırasında Türk ordusunda topçuluk etmiş; bu lâkap oradan kalmıştır. Küçük yaşta yetim kalan babası Topçuzâde Ahmet Efendi ailenin tek evlâdıdır. Alaftarlık (tahıl alım satımı) yaparak aileyi geçindirmeye çalışır. Bir süre sonra İstanbul'a canlı hayvan ticaretine başlar. İstanbul'da bir yazıhane tutar. Zamanla Tahtakale'de bir han (Erzurum Hanı) satın alan Ahmet Efendi, İstanbul'a yerleşir. İlk evleri Süleymaniye Deveoğlu Yokuşu, Hatap Kapı sokağında bir ahşap binadır. Nurettin Topçu Süleymaniye'deki bu evde doğar (7 İkinci teşrin 1909). Harp yılları Ahmet Efendi'nin işlerinin bozulmasına ve iflâsına yol açar.

Okullar ve Okuma Yılları...

Nurettin Topçu altı yaşında Bezmiâlem Valide Sultan Mektebi'nin ana kısmına yazılır. Burayı bitirdikten sonra Büyük Reşit Paşa Numune Mektebi'ne (şimdiki İstanbul Lisesi civarında) verilir. Mektebi birincilikle bitirir. Babası Ahmet Efendi Çemberlitaş'ta kasap dükkânı işletmeye başlamıştır.

Daha sonraki yıllarda Osman Nurettin, Vefa İdadîsi'ne devam eder. Birinci sınıfta babasını kaybeder. Evlerinin bir katını kiraya verirler. Ağabeyi Hayrettin Topçu mektepten ayrılarak ailenin yükünü omuzlar. Topçu Vefa İdadîsi'nde de sınıflarını birincilikle geçer. Felsefeye bu sıralarda meyletmektedir. Edip Bey, tarihçi Memduh Bey, Celâl Ferdî ve ulûm-ı diniyye hocası Şerafettin Yaltkaya'dan ders alır.

Avrupa ve Fikir Dersleri...

Liseden mezun olan Topçu, kendi kendine Avrupa imtihanlarına girer, kazanır (1928). Hamdi Akverdi, Vehbi Eralp, Ziya Somar gibi şahıslarla birlikte Fransa'ya gider. Daha önce giden Remzi Oğuz Arık, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, Cevdet Perin, Bedrettin Tuncer Paris'tedirler. Topçu önce Bordo Lisesi'ne nakledilir. İlk yazı denemelerini burada kaleme alır ve üye olduğu Sosyoloji Cemiyetine gönderir. Moris Blondel'i bu lise döneminde tanır. Daha sonra mektuplaşırlar. Burada psikoloji sertifikasını verir. İki sene sonra Strazbourg'a geçer. Üniversitede felsefe tahsil eder. Ahlâk kurlarını tamamlar, sanat tarihi lisansı yapar.

Yazları İstanbul'a gelip gitmektedir. 1931'de ağabeyi Hayrettin Topçu'yu yanına alır. Topçu'nun Avrupa'daki hayatı okul, ev, kütüphane çerçevesi içinde geçer. Ancak hafta sonu tatillerinde derneklerin tertip ettikleri toplantılara gider. Aynı toplantılarda Samet Ağaoğlu, Ömer Lütfi Barkan, Besim Darkot gibi zatlar da bulunmaktadırlar. Topçu bu arada Luis Masignon ile tanışır. Dr. Adnan Adıvar'ın Türkçe dersi verdiği Masignon'da daha sonra bu dersi Topçu verecektir. Strazbourg'da doktorasını hazırlayan Topçu, Sorbon'a gider, doktorasını verir; "Conformisme et revolte". Bu üniversitede felsefe doktorası veren ilk Türk öğrencisidir. Bu tez Paris'te kitap halinde yayımlanır (Paris 1934). 1990 yılında da baskısı Kültür Bakanlığı'nca Ankara'da yapılır.

Yurda Dönüş ve Kendini Anlatma Çabası...

1934 de yurda döner. Galatasaray Lisesi'nde felsefe öğretmeni olarak görev alır (1935). Hüseyin Avni Ulaş ailenin baba dostudur. Çemberlitaş'taki eve sık sık gelir gider. Topçu küçük yaştan beri bu zatın tesiri altında kalmıştır. Yurda döndükten sonra H. Avni Ulaş'ın kızı Fethiye Hanım'la evlenir. Galatasaray Lisesi Müdürü Behçet Bey, o sene Haziran imtihanından geçmesini istediği altı kişilik bir öğrenci listesini Topçu'ya teklif etmiştir. Nurettin Topçu bu teklife karşı "Eğer bunlar çalışkan talebelerse elbette geçerler" cevabını verir. Neticede talebelerin bir kısmı imtihanda kalır. Ankara'nın tepkisi ani olur ve düğün gününün akşamı İzmir Atatürk Lisesi'ne tayin emri gelir.

Nurettin Topçu Hareket dergisi'ni İzmir'de bulunduğu yıllarda yayımlamaya başlar (1939). Dergi İstanbul'da basılır. Bu arada eşinden ayrılır. Hareket'te yayınlanan "Çalgıcılar yine toplandı" isimli yazıdan dolayı açılan soruşturma üzerine Denizli'ye sürgün edilir. Denizli'de bulunduğu yıllarda Said-i Nursi ile tanışır, o sırada yapılan mahkemelerini takip eder. Daha sonra Haydarpaşa Lisesi'ne tayin edilir. Bir müddetten sonra da Vefa Lisesi'ne geçer.

Manevî Sırlara Doğru...

Çocukluk arkadaşı Sırrı Bey vasıtasıyla devrin manevî büyüklerinden Hasib ve Abdülaziz Efendilerle tanışan Topçu, bu kişilerden hayatı boyu sürecek etkiler alır, Nakşî şeyhî Abdülaziz Bekkine Efendi'ye intisab eder. Topçu, Celâl Hoca'dan da (Celâl Ökten) İslâmî ilimler yönünden faydalanır. Daha sonra İmam-Hatip okullarının kuruluşu sırasında Celâl Hoca ile mesaî arkadaşlığı yapar.

Kıymetbilinmez Yıllar...

Son olarak İstanbul Lisesi'ne tayin olunan N. Topçu buradaki görevinden emekli oldu (1974). N. Topçu, bir süre Edebiyat Fakültesi'nde H. Z. Ülken'in kürsüsünde eylemsiz-doçentlik yaptı, "Bergson" konusunda doçentlik tezi hazırladı. Fakat kendisine kadro verilmemiş ve muhtelif entrikalarla üniversiteye alınmamıştır. Doçentlik tezi "Bergson" daha sonra kitap halinde yayımlandı. 27 Mayıs 1960'a kadar uzun yıllar Robert Kolej'de tarih okuttu. 27 Mayıs'tan sonra devrim aleyhtarı bulunarak görevine son verildi. Fikri faaliyetlerini Türk Kültür Ocağı, Türk Milliyetçiler Cemiyeti, Milliyetçiler Derneği ve Türkiye Milliyetçiler Derneği'nde sürdürdü.

Ölümü...

"Ebedî yaşayışın, doğuşumuzla bu dünyadan başladığına inanmak lazımdır. Nâmütenahiliğin fani bir aksi olan varlığımız, aynı zamanda nâmütenahiden bir cüzdür. Onunla nâmütenahiye eser vermeliyiz. Bu hakikati derinden sezenler, insanlığın ebedî yaşayışına kavuşmuş kurtarıcılar oldular."

1975 Nisan'ında hastalandı. Hastalığının teşhisinde güçlük çekildi. Pankreas kanserine yakalandığı ameliyatta belli oldu. Topçu, 10 Temmuz 1975'te vefat etti. Fatih Camii'nde kılınan namazdan sonra Kozlu kabristanına defnedildi.[1]

Hayatı ve Fikirleri Arasındaki Paralellik...

Yetişme tarzı bakımından Nurettin Topçu "geçiş dönemi"nin kendine mahsus şartları içinde yer alır. Topçu'nun 1909'da doğup 1975'te vefat ettiği dikkate alınırsa, onun doğumundan 1923'e kadar İmparatorluk Türkiyesi'nin yıkılış dönemini, 1923'ten itibaren de Cumhuriyet Türkiyesi'nin kuruluş dönemlerini yaşadığı görülür. Bir yandan Erzurumlu Topçuzade Ahmet Efendi'nin oğlu olması, İstanbul'da çocukluğunu geçirmesi, altı yaşındayken İmparatorluk Türkiyesi'nin okullarından Valide Sultan Mektebi'nde öğrenimine başlaması "geleneksel değerleri"; diğer yandan Büyük Reşit Paşa Numune Mektebi, Vefa İdâdîsi, İstanbul Lisesi'nde devam ettiği öğrenimi ise "modern" olarak nitelenen "yeni değerler"i; bir diğer yandan da Avrupa'ya gidip Bordo Lisesi ve Strazburg'da tamamladığı öğrenimi ise modenliğin kaynağı olarak benimsenen "Batılı değerler"i tanımasını sağlamıştır. Nurettin Topçu'nun hayatında pratik tecrübelerle teorik tecrübelerin çeşitliliğinden oluşan zenginlikler arasında bir paralellik vardır; bu durum onun yazılarında bütüncül bir yaklaşım olarak ortaya çıkıyor.

İnsanlığın bütününe mahsus değerleri kucaklayan bir açıdan dünyaya bakmak gayreti içinde görünen Nurettin Topçu, fikirleri arasında önemli yere sahip "sorumluluk bilinci taşıyan aydın" tavrının tipik örneklerini de kendisi vermeye çalışmıştır. Türkiye'de en önemli sosyal, kültürel, siyasî ve iktisadî faaliyetlerin içinde yer alması, Nurettin Topçu'nun bir aydın olarak taşıdığı sorumluluk bilincinde ülkesinin önceliğe sahip olduğunu ortaya koyuyor. Onda bir aydının ülkesindeki sorumluluğu, insanlığa olan sorumluluğunun somut şekli ve ön şartı olarak görünmektedir.

Fikir Dünyasının Felsefi Temelleri...

Nurettin Topçu'nun fikirleri ilk bakışta dağınık görünebilir; ancak yazdıklarının tamamı incelendiğinde O'nun sistematik bütünlüğe sahip bir dünya görüşünün bulunduğu, dünya görüşünün bir sosyal sistem olarak toplumda uygulanmasını savunduğu ve sosyal sistemin de eğitim yoluyla hayata hakim kılınmasını istediği anlaşılmaktadır. Nurettin Topçu'da dünya görüşü felsefi düzlemi, sosyal sistem sosyolojik yapıyı, eğitim anlayışı ise pedagojik yapıyı temsil etmektedir.[2]

Ele Aldığı Başlıca Konular...

1. Mesul İnsan: İlahî emaneti yüklenmiş olan insan, şuurun eriştiği bütün sefaletlerden mesul olmasını bilen ve kuvvetlerini harekete geçiren insandır. Mesuliyetin bir makamı, bir yeri yoktur; ferdin şuurlu iradesine giren hiçbir şey ondan kurtulamaz. Hakkı kuvvet yapacak irade ve hareket mesul insanın eseri olacaktır. Mesuliyetin kaynağı nereden geldiğini bilmediğimiz, menfaatsiz, alakasız, sebepsiz, bize nüfuz eden âlemşümul ve mutlak bir merhamet duygusudur. Bu yüzdendir ki, merhamet duygusunun şiddetiyle mesul olarak insanlığın imdadına koşma hareketi ilahi bir harekettir ve koşan insan Allah emri yaptığını hisseder.

2. Karakter Adamı: Varlıktan ve âlemden mesul olan, tabiattan ve cemiyetten mesul olan, geçmişten ve gelecekten, ölülerden ve çocuklardan mesul olan, maddeden ve maveradan mesul olan insan, bu ağır yükü şahsiyetinin kalesini çok sağlam bir şekilde hazırlamakla taşıyabilir. Ona sağlamlığını veren, hayat kaidelerine, dogmalara sahip oluşudur. Biliriz ki o, bir tek hareket ilkesine bağlı kalır, samimi bir hakikat ve karakter adamıdır. Karakter adamı iyiyi ve kötüyü nefsinde ayırt ettikten sonra iyiye söz verir, onu kendi dışındaki hareketlerle karşılaştırarak şahsî hareket kaidesini tespit eder. Bu noktada irade kuvvetinin bir çeşit denemeye tabi tutulması, verilen sözle benimsenen şahsiyetin örneklerle tezahür etmesi gerekir. Burada karakter adamı şahsiyeti ile ihtiras ve menfaatler arasındaki derunî, ızdırap verici çatışmayı kazanmak zorundadır.

3. Yeniden Doğuş İdeali: İnsanlığa örnek olacak bir rönesans yapmak, müşterek bir doğu medeniyeti vücuda getirmek... İşte en büyük ülkü! Nurettin Topçu'ya göre bu ülkü, bize şahsiyet ve hayat getirecek büyük aydınlık, bizi imansızlıktan kurtararak kendi ilmimize, kendi ahlâk ve sanatımıza, bir kelime ile kendi şahsiyetimize kavuşturacak olan kuvvet ve irade hamlesi olarak vasıflandırılabilir. Yeniden doğuş, esas itibariyle ferdî dehaların eseri olacaktır. Rönesansımızın ilk ve ana kaynağı Kur'an'dır. Her şeyden önce Kur'an'dan alacağımız ilhamla insanın kainattaki yeri, hayatın kıymeti ve akıbetimiz yepyeni bir neşve ile bir kainat metafiziği ve insan felsefesi olarak ortaya konmalıdır. Bunların gerçekleşmesi için dıştan gelen otoritelerin ve içten gelen ihtiraslarımızın esaretinden sıyrılmış aklın hür bir aydınlık içinde çalışmasına, ilmin metotlarıyla olayların sebeplerinin araştırılmasına ve bizi tezatlardan kurtarmasına ihtiyaç vardır. Burada söz konusu olan akıl ilhama bağlanmış bir akıldır. Bütün kuvvetini aldatmaya ve menfaat devşirmeye değil, insanlığın emrine vermiş, hikmetle incelemiş ve derinleşmiş kalbin emirlerine râm olmuştur.

4. Köklerde Uyuyan İnkılap: İnkılap, tekamülün bozuk ve hatalı istikametlerinin düzeltilmesi, cemiyete soluk soluğa yürüyüş kumandası vererek tekamüle hız kazandırılmasıdır. Mazimizin ruhuna bağlı kalırken gözlerimizi durmadan akıp giden hayata çevirmeli, yeni bir içtimai hayat ve aile anlayışına, yeni bir hukuk görüşüne yepyeni bir ilim zihniyetine, bugünkünden başka bir ekonomi sistemine sahip olmamız gerektiğini anlamalıyız. Muhafazakarlığımızın temeli olan ilk kaynaklara cesaretle inmek, ruhlarımızı bu kaynakların tazeliğinde yeniden yıkamak, İslam'ın esaslarının gerçek ve canlı bir anlam kazanması demek olacaktır.

5. Tarih ve Toprak Şuuru: En saf haliyle milletler bir coğrafya üstünde aynı medeniyet seviyesindeki bir soydan insanın, aynı tarihi devirlerde, aynı bir toprağın mukadderatı ile kaynaşmasından, bir iktisat hayatı ile birleşmesinden doğmaktadır. Bizim milletimiz de, bu topraklar, yani Anadolu vatanından Türk soyunun İslam ruh ve ahlak örgüsü içinde kaynaştığı bin yıllık hayatın çocuğudur. Bu tarihi mirasın gereği olarak milliyetçiliğimiz Anadolu coğrafyasında İslam ruhunu yücelten ve toprağın çehresine İslam'ın ruh ve karakterini sindiren bir insan felsefesine ve dünya nizamına bağlanmalıdır. Soydan ve vatan toprağından ayrılan bir İslamcılıkla, vatan toprağından kaçan bir Turancılık nesilleri şaşırtmış, oyalamış ve aldatmıştır.

6. Kültürün Emrinde Teknoloji: Dünyayı sömürme ve tahrip etme yolunda, insanoğlunun dizginlenmeyen ihtiraslarının emrinde, menfaatçi ilmin desteğindeki teknik en büyük tehlikedir. Bu tehlikeye karşı koyacak olan kuvvet; millette ilim zihniyeti, felsefe, sanat ve din tarafından yaşatılan değer hükümlerinin bütünü olan kültürdür. Böylece kültüre kendi uzantısı olan tekniğe hakimiyet vazifesi yüklenmektedir.

7. Millî İktisat Nizamı: İktisat hayatımız, vicdanımızla imanımızın koruması açısından ruhçu, İslamcı; bir sınıfın emellerine hizmeti değil, cemaate selamet ve adaleti getirmek gayesini gütmesi açısından toplumcu ve her ikisi dolayısıyla millî bir iktisat sistemine dayanmalıdır. Bu manada iktisadi hayat, tekniğin tekâmülünü ve tabii oluşunu takip etmek zorundadır. Mülkiyet, hür şahsiyetin teminatıdır. Bu bakımdan mülkiyetin yaygınlaştırılması ahlâkî bir zarurettir. İktisat sahasında temel davalardan biri de, insanımıza iş bulmak davasıdır ve eğer yakın bir gelecekte vatan işsizler diyarı olmaktan kurtarılamazsa sinesinde yaşama aşkı kalmayacak, tarihimiz kaba maddenin pençesine teslim edilecektir. Anadolu'nun ahlâkî ve medenî bir dünya olarak güneş altında tabiatla insanı dost yapacak, onun ruh ve ahlak değerlerini canlı tutacak toprağa dayalı bir iktisat nizamı öncelik taşımalıdır.[3]

Yadigarları...

"Yarınki Türkiye'nin kurucuları, yaşama zevkini bırakıp yaşatma aşkına gönül verecek, sabırlı ve azimli, lakin gösterişsiz ve nümayişsiz çalışan ruh cephesinin maden işçileri olacaktır."

1939'dan itibaren çeşitli aralıklarla yayımladığı Hareket dergisi ile bir dünya görüşü mücadelesini şuurla yürüttü.

1939-42 Hareket dergilerindeki yazılarıyla, ruhçu ve mistik düşünüşün felsefî temellerini araştırdı. Teknik ve makina medeniyetine duyulan şuursuz ihtirasın asrın insanını boğduğunu, bu yüzden kendi benliğinden uzaklaşan insanın kurtuluşunun ancak özbenine kavuşmasıyla mümkün olabileceğini vurguladı. İnsan ruhunu demir pençeleriyle felce uğratan materyalizm, pozitivizm, sosyolojizm, pragmatizm akımlarına karşı çıkarken, akılcılılığın bile ancak kalbîlikle değer kazanacağını belirtti. Kalb ahlâkı ve irade felsefesini ortaya koymaya yöneldi. Hüseyin Avni Ulaş ve Fransa'da tanıştığı Remzi Oğuz Arık'ın tesiriyle benimsediği Anadoluculuğun âdeta ruhî, içtimaî programını çizdi.

1947-49 Hareket'lerinde bu çerçevedeki düşüncelerin İslâmî temellerini açıklığa kavuşturdu. Türk milliyetçiliğin İslâm dâvasından ayrılamayacağını, milletle dinin iç içe kavramlar olduğunu ortaya koydu. Ancak, İslâmiyet'in hâmisi ve müdafii olarak görünen sahtekârlarla ve menfaatperestlerle mücadeleden de geri kalmadı.

1952-53 Hareket'lerinde Nurettin Topçu, değişen toplum yapımızı da batılılaşma karşısında, inancımız ve tarihimizi savunurken, kapitalist ve komünist iki kamp arasında cemaatçi bir nizamın zaruretini öngören "yeni nizam"ın ana hatlarını çizdi.

1966-75 Hareketlerinde ise, daha önceki dönemlerde ileri sürdüğü düşünceleri, bütün fikir hamulesiyle yeniden kuvvetle ortaya koydu. İslâmiyet'in, bu Allah'ın insanlar için seçtiği nizamın, cemaatçi yönünü cesaretle belirtti.

Sonnot: Nurettin Topçu'nun tüm kitapları Dergah Yayınları tarafından tekrar basılmış ve fikrî derinliğini artırma gayreti içerisinde olan okuyucularını beklemektedir.

Derleyen: Esma Ürkmez


______________________________

[1] Nurettin Topçu'ya Armağan, Dergah Yayınları, İstanbul 1992, s. 11-14.
[2] Muhammed Sarıtaş, Nurettin Topçu'nun Fikir Dünyası, a.g.e., s. 87-88.
[3] Muzaffer Civelek, Düşünce Dünyasından Bir Demet, a.g.e., s. 55-59.

"Ahlâklı olmanın ilk şartı, temeli, insanın her şeyden ve dünyalardan değerli, hürmete lâyık olduğunu kabul etmektir. Yapmamız lazım gelen ilk iş, garbın aşıkı değil, insan ruhunun müptelâ aşıkı olacak bir zümre yetiştirmektir.  
Albüm AnaliziTümü »

» Kalbe Ruha Giden Şarkılar / Nazan Özcan
» İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Enya / Özlem Ertan
» Alaturka Benim Canım / Cenk Özbay
» Sezen'in Muhteşem Yalnızlığı: Deniz Yıldızı / Pakize Barışta
» Tekil Hayatlar da Bir Gün Devrim Yapar Ya... / Mert Emcan
Müzikal SohbetlerTümü »

» Burhan Öçal: Sabah Ezanını Kaydedeceğim, Sıkıyönetim İlan Edin / H. Salih Zengin
» Suzan Kardeş: Balkanlar'da Sahne Almayı Çok İstiyorum / Önder Deligöz
» Daniel Barenboim: İçimdeki Çocuğu Merakımı Canlı Tutarak Yaşattım / Serhan Yedig
» Ömer Özçelik: Ney, İnsan-ı Kâmildir / A. Tuba Bakiler
» Kudsi Erguner: Gazel ve İlahiler Diskotek Müziğine Dönüştü / H. Salih Zengin
EkstraTümü »

» Cohen Nihayet Geliyor / Sadık Yalsızuçanlar
» 'Tom Amca Cazı' Tutmadı, Siyah Müzik Köklerine Dönüyor / Halil Turhanlı
» Neriman Hanım'ın Ölümü / Gökhan Özcan
» Zaman, Mekân ve Müzik / Rengin Soysal
» Ey Vefasız Yolcu! / Gökhan Özcan

Yorum yazabilmeniz için üye olmanız gerekiyor. Üye olmak için tıklayın.

(Üye iseniz sayfanın en üstünde sağ tarafta yer alan kısımdan giriş yapmalısınız.)


Henüz yorum yapılmamış.

Üye Girişi
Kullanıcı adı
Şifre
Beni hatırla
Şifremi unuttum!
Ücretsiz Üye Olun!
Son 10 Yorum
Dostluk Güneşi (29.10.2021 - 11:34)
toplantı (10.12.2013 - 17:25)
tek söğüt (26.02.2013 - 01:08)
yok var, var var (26.02.2013 - 01:06)
Hoş bir yazı (17.08.2012 - 00:19)
beklerken (27.05.2012 - 21:07)
bir yorum (21.12.2011 - 20:20)
bir yorum (21.12.2011 - 20:13)
işte tam da böyle (18.11.2011 - 20:37)
Gitmek (18.11.2011 - 19:53)
Yorum için üye olun!