« Anasayfa | Künye | Arşiv 11 Aralık 2018, Salı
Gündem: Kültür-
Sanat
Gündem: Hayat
40i Gündem Nöbetçi Köşe
40PENCERE
Kulak Arkası
Nurullah Turan
Birkaç "Bir"

Bolâhenk
Ahmet Çalışır
Mevlevî Âyini: Türk mûsikîsinde bir form

[ Müzik -> Ekstra ]

'Tom Amca Cazı' Tutmadı, Siyah Müzik Köklerine Dönüyor

Halil Turhanlı

11.02.2009 - 12:36

Müzik benim kurtuluşum, demişti James Baldwin 1985'de ölümünden önce verdiği son söyleşide ve gerçek dilinin edebiyat değil, müzik olduğunu eklemişti. 'Kendimi bir blues şarkıcısı olarak' görüyorum diyordu. Bir defasında da 'Miles Davis'in trompeti varsa benim de daktilom var. İkimiz de kızgın adamlarız' demişti.

Baldwin'in aktardığım sözleri Houston Baker'in bir tezini getiriyor hemen akla. Baker, Afro-Amerikan kültürünün odağında blues matriksinin bulunduğunu, siyah edebiyat ve yazın teorisinin blues'dan yola çıkarak geliştirilebileceğini ileri sürmüştü. Gerçekten, Baldwin'in yanı sıra Ralph Ellison, Richard Wright, Richard Wright, (İmam) Amiri Baraka (Leroi Jones) ve Ishamel Reed'in yazdıklarında blues'un ne denli önemli bir yere sahip olduğu hatırlanacak olduğunca Baker'a hak vermemek mümkün değil. Siyah müzik onların anlatılarında metafordan çok daha fazlasıdır, çoğu kez anlatının kurucusudur.

Baldwin, müziğin siyahlar açısından sahici varoluş demek olduğunu gayet iyi biliyordu. Siyahlar öykülerini müziğin içinde anlatıyorlardı. Beyaz Amerika'nın dinlemek istemediği, dinlemeye henüz hazır olmadığı, dolayısıyla kulaklarını tıkadığı öykülerdi bunlar. Kölelik günlerinden başlayan, özgürleşme mücadelesine uzanan, uzun bir sürecin değişik evrelerine dair öyküler. Baldwin'in en iyi bilinen öykülerinden biri olan Sonny's Blues da böyle bir öyküdür işte. Sayfalar üzerindeki blues müziği. Daktiloyla icra edilmiş caz. Baldwin sadece bir yazar olarak değil, bir blues ve caz müzisyeni olarak da çıkar okurun karşısına.

'Siyah Bir Öykü' İşte...
Harlem'de büyüyen ama daha sonra kendilerine çok farklı yollar seçen iki erkek kardeşin öyküsü. Öyküyü beyaz toplumda kabul görmek, saygınlık kazanmak isteyen öğretmen ağabey anlatır. Bir sabah gazetede okuduğu haberle sarsılır. Müzisyen olan kardeşi Sonny'nin eroin kullanmaktan dolayı tutuklandığını öğrenir. Şaşkınlığını biraz üzerinden attığında, çocukken bir gün annesinin anlattıklarını hatırlar. O gün anneleri bir blues müzisyeni olan amcalarının beyazlarca öldürüldüğünü anlatmış ve müzisyen olmayı aklına koymuş olan Sonny'in geleceği için endişelendiğini söylemiş, ondan kardeşine göz kulak olmasını istemiştir. Hapisten çıkan Sonny bir gece, Greenwich Village'de sahne aldığı caz kulübüne ağabeyini davet eder. Ağabey isteksizdir, dahası yeni caz ile ilgilenmemektedir. Sonny, onun Charlie Parker'ın adını dahi duymadığı öğrendiğince çok şaşırır. Ağabey, beyaz topluma giriş vizesi alabilmek için siyah kültürden uzak durması gerektiğini düşünmektedir. Sonny ise tam aksine siyah müzik (özelde C. Parker ve Bebop) aracılığıyla köklerine bağlanmaktadır. Bebop onun açısından siyahlığı, aynı zamanda beyaz topluma kızgınlığı ifade eder.

Ağabey, kardeşini kırmamak için gittiği kulüpte dinlediği müzikten etkilenir. Müzik ve mekán ona köklerini hatırlatır. Sonny'nin müziği çifte gerilim içermektedir. Bu müzik insanlık durumunu karakterize eden varoluşsal kaygının yanı sıra ırksal eşitsizlikten dolayı çekilen acıları da dışa vurmaktadır.

Ralph Ellison 'Müzikle Yaşamak' başlıklı denemesinde, müzik topluluğunu 'hayret uyandırıcı, harika bir sosyal örgütlenme' olarak tanımlamıştı. Caz kulübünün loş atmosferinde biraya gelen, doğaçlama yapan siyah müzisyenler arasındaki ilişkiyi çok iyi açıklar bu tanımlama. Birlikte çalma, doğaçlama yapma ortak bir deneyimdir. Ruhun derinlerinden ve kendiliğinden gelen duyguları paylaşırlar. Aynı köklere bağlıdırlar kuşkusuz, ama doğaçlama sürecine her müzisyen öznelliğini de katar. Doğaçlama yaparken geçmişe döner, soylarının çektiği acıları canlı tutan belleğe dayanırlar.

Doğaçlama gücünü hatırlamadan alır. Oysa Sonny'nin ağabeyi (öykünün anlatıcısı) unutmak istemektedir. Unutmanın boyun eğdirici olduğunu belirtir Herbert Marcuse.

Eşitsiz Bir İnsanlık Durumu
Unutmak ayrıca, 'bağışlanmaması gerekeni bağışlamaktır'. Ağabeyin yapmak istediği tam da budur. Soyunun çekmiş olduğu acıları unutmak, acıya neden olanları bağışlamak ve onlarla uzlaşmak. Ama o gece dinlediği müzik ona köklerinden kopmanın teslim oluşla sonuçlanacağını söyler. Müziğe kulak verdiğinde, soyunun geleneğine açıldığında, kardeşiyle ve diğer müzisyenlerle kaynaşır.

Sonny'nin Bebop'u sevmesi, Parker'a hayranlık duyması anlamlıdır. 1950'lerde ortaya çıkan Bebop siyah müzikte bir dönüm noktası olmanın ötesinde siyah kültürde devrim sayılıyordu. Bebop'un doğuşu Afro-Amerikan toplumunda yeni bir uyanış dönemine denk geliyordu. Bu tehditkár müziği sadece beyazlar değil, oluşmakta olan ve asimilasyonu kabullenen yeni siyah orta sınıf da tehlikeli buluyordu. (Sonny'nin ağabeyi bu sınıfın tipik bir temsilcisidir). Bebop siyahlıktan ödün vermeyen bir müzikti.

Cazı önce Dixieland iyice ticarileştirmiş, ardından Swing orkestraları dans müziğine dönüştürmüşlerdi. Üstelik 1920'lerde gelişen eğlence endüstrisi caz müzisyenini tıpkı bir zamanlar minstrel gösterilerinde olduğu gibi maskaralaştırıyordu. (Caz Şarkıcısı filmindeki yüzü siyaha boyalı Al Jolson'ı hatırlayalım). İşte Bebop bütün bu gelişmelere bir tepkiydi. L. Armsrong'un temsil ettiği Tom Amca cazına ve tüm o Swing orkestralarının beyaz cazına meydan okuyor ve siyah bilincin yüksek bir evresini ifade ediyordu.

Swing cazı beyazlaştırabilmek için bu müziğin blues ile bağlarını koparmış, yerine yapay, iç bayıltıcı melodiler koymuştu. Bebop öncelikle cazın kökleriyle olan bağlarını onardı. Temel forma, blues'a döndü. Parker blues parçalarını cazın diline çevirdi.

Blues esas olarak siyahların kölelik sonrasında, kırsal Güney'in kırsalından şehirlere göç ettikleri bir döneme ait deneyimlerini dile getiren bir müziktir. Köleliğin ilga edildiği, fakat ırkçılığın bütün acımasızlığıyla sürdüğü, siyahların aşağılayıcı Jim Crow yasaları altında yaşadıkları dönemin müziğidir. Bir sentezdir blues; plantasyonlardaki çalışma şarkılarının, haykırışların, dinsel ezgilerin sentezi. Bunların hepsi şehre taşınmış, ama yol boyunca ve şehir hayatı içinde yoğrulmuş, yeniden biçimlenmişlerdi.

Köleliğin kaldırılmasından 1950'lerin ortalarına, sivil haklar hareketine kadar uzanan yıllar içinde siyahlar örgütlü ve toplu bir direniş göstermediler. Güç biriktirdiler. Blues siyahların mücadelelerinde bu evreye tekabül eder. Bebop ise kültürel direnişten politik meydan okumaya geçiş aşamasının müziği. Siyah Panterler'in mücadelesi başlamadan önce duyulan son siyah ses. Mücadele başladığında ise artık 'üçüncü dalga'nın içinde çizgi olarak niteleyebileceğimiz özgür caz çalınıyor ve dinleniyordu.

Blues'a Radikal Dönüş
Blues'a, Afrika müziğindeki armonik çeşitliliğe dönen Bebop, diatonik gam sistemini bozdu, kromatik diziye sıçradı. Charlie Parker sonrası deneyciler bu yolu izleyerek daha da öteye açılacak ve cazı avangard'ın içinde konumlanmasını sağlayacaklardı. Bebop sonrası cazda iki farklı eğilim belirdi: Cool caz ve 'üçüncü dalga' (deyim İmam'a ait). Cool'u temsil eden Stan Getz, Chet Baker gibi beyaz müzisyenler Bebop'daki siyah kızgınlığın, hararetin yerine serinliği ikame ettiler. Böylelikle cazın blues ile bağları bir kez daha kopmuş oldu.

İmam, 'Caz Avangard' (1961) başlıklı yazısında çok yerinde olarak cazın modern müzikte yaratıcı bir dürtü, uyarıcı bir güç olduğuna dikkat çeker ve avangard müziğin Stravinsky ve Schönberg'den ibaret olmadığını belirtir. İşte gerçekten, Bebop'un devrimci çizgisini izleyen 'üçünçü dalga' müziyenleri (O. Coleman, J. Coltrane, C. Taylor...) cazın avantgard'ın önemli bir parçası olmasını sağladılar. Avangard'ı siyah müzik ve siyah estetikle zenginleştirdiler.

(Star - Açık Görüş Eki)

Cazı, Dixieland ticarileştirdi, Swing orkestraları dans müziğine dönüştürdü. 1920'lerde gelişen eğlence endüstrisi caz müzisyenini maskalaştırıyordu. İşte Bebop bu beyaz caza meydan okuyor ve siyah bilincin yüksek bir evresini ifade ediyordu.  
YAZININ GÖRSELİ:
Müzik DünyasındanTümü »

» Abbey Road'un Etkisi Sürüyor
» Cazdan Habersiz Kalmayın
» Albüm Kapaklarında Eskiye Dönüş
» Grammy Müzesi'nde Müziğe Dair Herşey
» Nintendo Wii'yle Orkestramı Kurup Yönettim / Hakan Gence
PortreTümü »

» Hiç Yaşlanmayacak Efsane: Michael Jackson / Nazlı Erdol
» Bir Mitoloji, Bir Ses: Şivan Perwer / Bejan Matur
» Kopuz'dan Perdesiz'e Özgürlük Arayışı: Erkan Oğur / Selçuk Küpçük
» Anouar Brahem ve Müzikal Keşifler / Ömer Osmanoğlu
» Zaman Makinesiyle Gelen Adam: Mustafa Özkent / Murat Beşer

Yorum yazabilmeniz için üye olmanız gerekiyor. Üye olmak için tıklayın.

(Üye iseniz sayfanın en üstünde sağ tarafta yer alan kısımdan giriş yapmalısınız.)


Henüz yorum yapılmamış.

Üye Girişi
Kullanıcı adı
Şifre
Beni hatırla
Şifremi unuttum!
Ücretsiz Üye Olun!
Son 10 Yorum
toplantı (10.12.2013 - 17:25)
tek söğüt (26.02.2013 - 01:08)
yok var, var var (26.02.2013 - 01:06)
Hoş bir yazı (17.08.2012 - 00:19)
beklerken (27.05.2012 - 21:07)
bir yorum (21.12.2011 - 20:20)
bir yorum (21.12.2011 - 20:13)
işte tam da böyle (18.11.2011 - 20:37)
Gitmek (18.11.2011 - 19:53)
ELİF LAM RA (28.10.2011 - 00:02)
Yorum için üye olun!