« Anasayfa | Künye | Arşiv 21 Nisan 2026, Salı
Gündem: Kültür-
Sanat
Gündem: Hayat
40i Gündem Nöbetçi Köşe
40PENCERE
Siluet
M. Feyza Yarar
Genetik Miras: Vandalizm

Meşkler
Fatih Özkafa
Hat Sanatının Modern Yorumlara İhtiyacı

[ 40pencere -> Gündem: Kültür-Sanat ]

Nevval Sevindi ile "Boş" Vakitler, Karamsarlıklar ve Çelişkiler Üzerine...

15.06.2006 - 16:13

Röportaj: Esma Ürkmez

Nevval Sevindi'yi gazete yazıları, kadın çalışmaları, televizyon programları, kent ve kültür üzerine kitapları ve uluslar arası konferanslarıyla tanıyorduk. "Ne kadar sevgi, o kadar çözüm" başlığıyla özetlemişti ilişkilere bakışını. Kanserle savaşını ortak bir paylaşım alanı haline getirmişti. "Aşkın Ölümcül Etkileri" ile başlayan kitaplarından en son "Kırık Kalpli Kadınlar Ülkesi", "Aşk Kapıyı Her Zaman Çalar", "Daha Fazla Özgürlük -Türkiye'de Toplumsal Uzlaşmanın Son On Yılı-" yayınlandı. Aynı zamanda Ufuk Kitapları'nın genel yayın koordinatörü olan yazar Nevval Sevindi ile aile ve kültür-sanatın hayatımızdaki yeri üzerine söyleştik.

Hüzünlüydü, çünkü toplum gerçeğimiz aslî yapımızdan uzaklardaydı biraz... İyimserdi, çünkü zor günleri yenebilmenin gücü vardı konuşmasında... Umutluydu, çünkü temelleri muhkem, ufku açık bir kültürün asla yok olmayacağına inanıyordu...


Türkiye'nin en tanınmış antropologlarındansınız. Biz istedik ki kent kültürü, sivil toplum gibi konular hakkında görüşlerinizi alalım. Türk toplumunun kültürel etkinlikleri ve boş vakit değerlendirme alışanlıklarını nasıl buluyorsunuz?

Bu aslında çok önemli bir soru. Türk toplumunun boş vakit geçirme alışkanlıklarıyla ilgili Gallop araştırma şirketinin uluslar arası yaptığı bir araştırmadan aldığım sonuçlar ve biraz dalga geçen bir üslûpla 1997'de ben bir yazı yazmıştım. Araştırma verilerinde işte sinemaya çok az gidildiği, tiyatro gibi daha kentli olan uğraşların hobilerin, kültür sanat etkinliklerinin yüzdeleri var. Bunların hepsine az gidilmesini anlıyorum. Ama dersiniz ki hani bu millet kitap okumuyor, gazete de okumuyor, e bunları da yapmıyor, demek ki hani sevdiği bir şeyler var. Ne yapar? E mutlaka yani herkes bu şans oyunlarını oynuyordur, işte herkes kumar oynuyordur dersiniz. Kumar da %1, tavla oynuyordur dersiniz %2. Ben sonunda tüm bunları çıkarınca dedim ki; çok merak ediyorum Türk milleti ne yapıyor acaba boş vakitlerinde! Bizim yargı olarak yaptığını varsaydığımız, boş vakit ve eğlence diye görebileceğimiz şeyleri bile yapmıyor. Otobüste de bugün gelirken dikkat ettim, insanlar meselâ 3 saat elleri öyle böğründe boş boş yola bakarak oturuyor. Hiç sıkılmadan 4-5 saat minimum, ki bunun 12-24 saatleri de var, geçirebiliyor. Bir hedefi yok, bir hobisi yok, bir şeye merak salmıyor.

Edebiyat veya sanatın herhangi bir dalıyla uğraşmamız için eski toplumumuzda, sadece Osmanlı'yı kastetmiyorum, bin yıllık kültürümüzden bahsediyorum, sıradan insanlar şiire, edebiyata ilgi gösterirlerdi. Bunlarla ilgilenenler ayakkabıcı, tencereci, kalaycı falandı. Ahîlik sistemi içerisinde okuma odaları var, edebiyat odaları var, raks var. Mutlaka bir müzik aleti çalıyorlar. Bunlar bir de zanaatçı yani daha sanatkâr değil. Tabi bir de sanatkârlıkla zanaatkârlığın mezcolduğu alanlar var. Şimdi o toplumdan buraya döndüğümüz zaman, onlar bizim atalarımızsa biz kimiz? Biz eğer Türk ve Müslümansak onlar kimdi? Bizim boş zamanlarımız da değerlendirmemiz gereken günlük hayatımız da maalesef estetikten, nezaketten, letafetten yoksun bir hayat. Bu da zaten Müslümanlıktan da yoksunluk. Kaba saba, hırçın, oruç tutuyorum diye ona buna bağırıp çağıran hiçbir insanın Müslüman olacağına inanmıyorum ben. Bizim böyle bir kültürümüz de yok. Ama işte tümüyle sanattan, edebiyattan, kendi kültüründen kopuk insanlar ve meraksız, maddeye bağımlı insan tayfası Batı'dan bize aktarıldı. Maalesef de bir maya tuttu. Ben yine de kendi köklerimizin ölmez olduğunu bildiğim için, antropolog dediğiniz için özellikle onu söyleyeyim; kültür ölmez. Değişim geçirir, dejenere olabilir veya bazı şeyler unutulabilir ama sonuçta o gen bizde var tabi. Bunu yeniden canlandırmak ve mutlaka edebiyat, sanat ve hayata incelik katacak bütün sanat dallarıyla hayatımızı renklendirmemiz gerekir diye düşünüyorum.

Siz her konuda, her alanda kendinizi, hayatınızın karelerini paylaşan bir insansınız. Bundan hareketle soralım, bu içe kapanıklığımıza nasıl çare bulalım? Neler söylersiniz?

İçe kapanıklığın en önemli nedenlerinden birisi kendini bilmekle ilgili. Kendini bilmeyen insanın özgüveni olmaz, özgüveni yoksunluğu da kapalılık ve taassup getirir. Herkesten kaçar veya kendinizi aşağıda hissederseniz başkalarına karşı üstünlük duygusu taslarsınız ya da gerçekten ezik, pasif ve bir hiç olduğunuzu düşünürsünüz. İnsanımızın böyle bir sorunu var. Tabi "İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen / Ya nice okumaktır." Türkiye'nin durumu Yunus'un yedi yüzyıl önce söylediği durumdur. Yani insanlar diplomalar alıyorlar ama kendilerini bilmiyorlar. Kendini bilmek kültürünü bilmektir. Kendini bilmeyen kültürünü bilmez, kültürünü bilmeyen dinini bilmez, dinini bilmeyen zaten dünyada bir amaçtan yoksun ve hiçbir zaman eşref-i mahlûkat olmaya merak sarmayacak insan demektir. Bunu sağlamak için bilenlerin de her şeyi paylaşması gerekir. Çünkü dünyada iki şey paylaştıkça azalmaz, tam tersine çoğalır. Biri sevgi diğeri de bilgidir. O yüzden bilgiyi ve sevgiyi paylaşırsanız bunları çoğaltırsınız. Ben buna inandığım için bunu gerçekleştirmeye çalışıyorum.

Sizin aile ilişkileriyle ve ilişkiler içinde destek ve sevgiyi sunma ile ilgili çok güzel çalışmalarınız var, kitaplarınız var. Sevgimizi sunabilmek bizim toplumumuzdaki pek çok kişi için hâlâ oldukça zor. Oysaki biz hep sıcakkanlı olduğumuzdan bahsederiz. Bu nasıl bir çelişkidir? Yine kültürle bağlantılı mıdır?

Çok güzel bir soru bu. Çünkü bu çelişkiye parmak basıyor. Evet, bizim kültürümüz sevgi odaklı ve yaşama sevinci içeren bir kültür. Kültür derken bin yıldan bahsediyorum yani. Son bin yıllık kültürümüze baktığımız zaman yazılı belgelerde olsun, sözlü gelenekte olsun veya uygulama alanlarında olsun bu yaşama sevincini, sanata bağlılığı, tasavvuftaki anlayışlarda, kent tarikatlarında da bunu çok görürüz, hepsinin remzi bile bir çiçektir; nergistir, güldür. Böylesine inceliklidir yani hayata bakış. Ve Türklerin Müslümanlık anlayışı zaten yaşama sevinci üzerine kuruludur. Ramazan Bayramı'nı neşeli kutlar, Ramazan ayını kasvetli ve kederli bir ay olarak değil çok neşeli ve sevinerek kutlayan ender Müslüman ülkelerinden biridir. Bu ayın gelmesi ve oruç tutmak, aç kalacağım, öleceğim halinde bir duygu değildir de Allah'ın istediğini yapacağım, insanlara iyilik yapacağım, ne iyi ki oruç tutacağım. İşte on bir ayın sultanı demişiz, bu bir yaşama sevincidir yani.

Yaşama sevinci çok yüksek bir kültürüz aslında. Ama maalesef son 40-50 yıldır ideolojik kavgalar, Batı'nın bize enjekte ettiği Batı'ya entegre aydınlar vasıtasıyla diyeyim, sadece kendilerinin iyi ve üstün olduğu, bizim de hiçbir şeyimizin olmadığı, işte Orta Asya'dan dıgıdık dıgıdık gelen atlılar ve yabaniler olduğumuz gibi deli saçması şeylere insanların hem kendileri inanmış, hem toplumu da inandırmak için sürekli negatif konuşmuşlar. Devamlı aşağılanan, horlanan, hiçbir bilgi verilmeyen, kendiyle ilgili bütün bilgileri unutan, ne mimarisi olduğunun farkında, ne geçmişte ve bugün ciddi ilim adamları, sanat insanları yetiştirdiğinin farkında bir hayat sürüyor. Maalesef sadece şarkıcı, türkücü, dansöz üçleminde bir anlayışla insanların hayattan zevk almasını engellemiş oluyorsunuz. Kendinden mutlu olmayan, kendini tanımayan insanın yaşama sevinci kaybolur. Devamlı olumsuz haber ve olumsuz bilgi pompalıyorsunuz topluma ve bu, atalete yol açıyor. İnsanların parmağını oynatmaya hali yok. Çünkü zaten "ben bir işe yaramam", zaten "ben bir şey yapamam", zaten "bu memleketten bir şey olmaz" düşünceleri zihinlerde olunca da hiçbir şey yapamazsınız. Oysa Türkiye çok zengin bir kültüre, çok zengin bir gen haritasına sahip. O yüzden de çok zeki, çok atak dünya çapında insan gücü var. Ama bunu beyin avcıları avlıyorlar ve Batı'ya götürüyorlar, biz değerlendiremiyoruz. Tam tersine elimizdeki kıymetleri bile boğmaya çalışıyoruz.

Eleştiri gençleri de içine kapatıyor bu anlamda, değil mi?

Tabi, kesinlikle. Gençlikte umut olması için gençliğin içinin dolu olması gerekir. Yani sadece yaşının genç olması bir insanın değer olması için yeterli değil. İçi boşsa, sadece aldığı cep telefonunun markası ile ilgileniyorsa, araba markalarıyla ilgileniyorsa ondan zaten bir tüketiciden başka bir şey çıkmayacağı için onun üreteceği bir sevgi de yoktur. Madde bağımlılığının bu kadar yüksek olması sevginin oluşumunu engelleyici bir şımarıklıktır. Aile ilişkileriyle ilgili de dediğiniz gibi kitaplar yazıyorum ve de ülke çapında birçok konferans veriyorum, maalesef net bir şekilde diyebilirim ki, Türk ailesi artık şımarık çocuk yetiştiriyor. Bunların hepsi uyuşturucuya aday, hepsi şiddete aday, mutsuzluğa aday ve başarısız insanlar olacaklar. Ama bu şımarık ve madde bağımlısı yetiştirdikleri çocuklar Türkiye'nin de başına dert olacak.

Çevreme her baktığımda ben bir taraftan aydınlık bir tablo görüyorum, yetişen bir nesil var. Diğer taraftan da çok karamsar ebeveynler görüyorum dediğiniz gibi. Karamsarlığı yensek diyorum içimden. Acaba zor günlerde gülebilmek için neler yapabiliriz?

Esas önemli olan o zaten; zor günlerde gülmeyi başarabilmek. Tabiî ki hiçbir olaya hayatta sadece iyi sadece kötü diye bakamıyoruz. Her şey hayatın içinde bütün zıtlarıyla birlikte vardır. Elbette benim söylediğim olumsuzluklar da var ama diğer tarafta olumlular da var. Bu olumlu olan yan tabiî ki kültürümüzün tamamen yok olmadığı, yeni sentezleri yapan ve yapacak gençlerin veya insanların da var olduğu. Zaten rahmetli anneannem derdi ki, dünya iyilerin sırtında döner. Yani iyiler her zaman daha az olur kötüler daha çok olur ama sonuçta dünya yine de döner. Onların fedakârlığı iyi şeyleri yeniden ayağa kaldırmaktır. Bir şekilde bizim bu insan sayısını çoğaltmamız gerekiyor. Hayata gülerek bakabilmek için birinci şart başkalarını sevmek. Yani kendinizi sevdiğiniz kadar, kendinize inandığınız kadar, kendi yapacaklarınızı bildiğiniz kadar başka insanları da sevmelisiniz. Diğer insanlarla birlikte olduğunuzu, onlar için yaşadığınızı, onlar için bir şey yapmanın aslında sonuçta yine kendiniz için bir şey yapmak olduğunu ve iyi insan olmanın, en iyi insan olmanın en basit Müslümanlık tarifi olduğunu bilmek. Ve de mutlaka inanmak, iman etmek. O inancın getirdiği güçle de hayata sarılmak. İnandığınız zaman iyimsersinizdir. Gerçekten inanmaktan söz ediyorum. Çünkü inanmak yaşama sevinci veren, sevinç içeren bir şeydir. Mevlânâ yaşama sevincini ölüme bile taşımış. Allah'a kavuşmak da bir sevinçtir. Ölmek bile bir sevinçtir. Ölmek bile bir düğün gecesi olarak adlandırılmış bir kültürde karamsar, karalar bağlamış olmanın hiçbir anlamı yok. Ve bu kendi kökünüze yabancısınız demektir. Yabancılıktan, kendimize yabancılaşmaktan kurtulmamız gerekiyor gülebilmek için. Ve de hayatta ne olursa olsun yaşamanın en büyük değer olduğuna inanmamız gerekiyor. Yaşıyorsak eğer, nefes alıyorsak insanlarla, sevdiklerimizle birlikteysek bu gülümseyebilmek için yeterli bir neden olacaktır.

Yazarın web sitesi: www.nevvalsevindi.com

[ ARKADAŞINA GÖNDER | YAZDIR ]

Nevval Sevindi'yi gazete yazıları, kadın çalışmaları, televizyon programları, kent ve kültür üzerine kitapları ve uluslar arası konferanslarıyla tanıyorduk. Aynı zamanda Ufuk Kitapları'nın genel yayın koordinatörü olan yazar Nevval Sevindi ile aile ve kültür-sanatın hayatımızdaki yeri üzerine söyleştik.  
1 İmzaTümü »

» Philippe Starck
» Zaha Hadid
» Karim Rashid
» Faruk Akın
» Emrah Yücel
Tasarım KitaplığıTümü »

» Şehrin Mimarisi / Aldo Rossi
» Osmanlı Mimarisi / Doğan Kuban
» Cumhuriyet Döneminde Resim-Edebiyat İlişkisi / Hatice Bilen Buğra
eni-konu: HaberTümü »

» "Hayallere Sığmayan Minyatür Odalar"
» Kehaneti Bile Yetiyor
» Mukaddes Emanetler'e Modern Düzenleme
» Talih Kuşu Değil 'Tarih Kuşu'
» Yıkılırsa Zobu ve Muhsin Bey'in Kemikleri Sızlar

Yorum yazabilmeniz için üye olmanız gerekiyor. Üye olmak için tıklayın.

(Üye iseniz sayfanın en üstünde sağ tarafta yer alan kısımdan giriş yapmalısınız.)


Toplam 1 yorum yapılmış. Yorumların tamamını görüntülüyorsunuz.

birde uygulayabilsek

merhaba okuduğum söyleşi çok güzel.türk yoplumunu çok güzel izlenilmiş.ama insanlarımızın,gençlerimizin çoğu bu yazılanların yarısını biliyorlar.iş uygulamaya gelince herşeyin kolayını seçiyorlar. o kadar duyarsızlaştık ki çevremize karşı kafamızı kaldırıp bakmıyoruz bile.ne diyebilim ki allah hidayete erdirsin.sevgilerimle.
zeren arzu şen

zerenarzu (20.06.2006 - 12:05)

Üye Girişi
Kullanıcı adı
Şifre
Beni hatırla
Şifremi unuttum!
Ücretsiz Üye Olun!
Son 10 Yorum
Dostluk Güneşi (29.10.2021 - 11:34)
toplantı (10.12.2013 - 17:25)
tek söğüt (26.02.2013 - 01:08)
yok var, var var (26.02.2013 - 01:06)
Hoş bir yazı (17.08.2012 - 00:19)
beklerken (27.05.2012 - 21:07)
bir yorum (21.12.2011 - 20:20)
bir yorum (21.12.2011 - 20:13)
işte tam da böyle (18.11.2011 - 20:37)
Gitmek (18.11.2011 - 19:53)
Yorum için üye olun!