« Anasayfa | Künye | Arşiv 23 Nisan 2026, Perşembe
Gündem: Kültür-
Sanat
Gündem: Hayat
40i Gündem Nöbetçi Köşe
40PENCERE
Kulak Arkası
Nurullah Turan
Birkaç "Bir"

Bolâhenk
Ahmet Çalışır
Mevlevî Âyini: Türk mûsikîsinde bir form

[ Geçmiş Günler -> Kavuklu Sureti ]

YÖK Ne Okur?

01.04.2000 - 16:00

Ey azizler,

Bugünkü kesikimiz, 8 Ocak 2003 tarihli Radikal'in Yorum sahîfesinde neşrolunan bir makaalenin son kısımlarından alınmışdır.

Makaalenin müellifi Fazıl Hüsnü Erdem'in Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi olduğu belirtilmiş, lâkin herhangi bir akademik unvan kaydedilmemişdir. Bu durum, Erdem'in tevâzuundan mı neş'et etmekdedir, yoksa, kendisi "henüz" yahud "hâlâ" ilmî bir unvan kesbedememiş midir, bilmeyorum ve bunu bilmemekde ma'zûrum ey azizler.

Makaalenin serlevhası şu sual cümlesidir: "Bilim mi, rejim mi önde?" memleketimizi az çok tanıyan her akl-ı selîm sahibinin bu suâle nasıl cevab vereceği ma'lûm değil midir?

-Elbette rejim önde! "Bilim" de ne oluyor?

-Ammaaa, efendim, bu rejimin bânîsi "Hayatta en hakîkî mürşid ilimdir." buyurmamış mıydı? misillû i'tirâzâta yeltenmeyiniz. Sizi dinleyecek kulak yokdur.

Neden yokdur, derseniz, bunun cevâbını F. H. Erdem Bey'in şu mütaalâ'asından çıkarabilirsiniz: " 'Resmi ideoloji'yi temsil eden ve bu nedenle de 'üstün' bir konumda olan birinciler ile, 'resmi ideoloji karşıtlığı'nı ifade eden ve buna bağlı olarak da 'dışlanmış' bir pozisyonda yer alan ikinciler arasındaki karşıtlık ve gerilim, cumhuriyetçi modernleşme projesinin doğal, kaçınılmaz ve mantıksal sonucu olarak ortaya çıkar."

Öyle hemen tehevvüre kapılmayınız ey azizler. Erdem Bey, bunu böylece söyler iken, târihî bir temele dayanıyor. Buyurunuz, okuyunuz:

"Cumhuriyetçi modernleşme projesinin temelinde 'toplum mühendisliği' anlayışı yatar. Bu anlayışa göre, toplum içerisindeki ayrıcalıklı ve üstün konumunu 'doğrunun/hakikatın' mahrem bilgisine ve 'iktidarın' sihirli gücüne sahip olmaktan alan merkez, toplum adına 'ortak iyi'ye ilişkin bilgiyi üretecek, bilmeyenlere bildirecek ve bu amaçla da toplum üzerindeki denetim ve gözetim yetkisini sürekli olarak elinde bulunduracaktır. Seçkinci olan bu egemen anlayışın 'çevre'ye biçtiği rol, susup dinlemek ve tabi olmaktır."

Anlaşılıyor, değil mi? Sus, dinle ve tâbi ol! Çok partili hayata geçişle birlikte çevre de az çok konuşmaya yeltenmiş, lâkin, 1960 darbesiyle hizaya getirilmiş. Erdem Hoca, bu darbenin "merkezin çevre karşısındaki rövanşı" olarak değerlendirildiğini beyân etdikden sonra şunu da yazıyor: "1960 askeri müdahalesi öğretim üyelerinin 'modern fetva' niteliğindeki bildirileriyle meşrulaştırılmış ve yine aynı öğretim üyelerine hazırlatılan anayasa taslağı ile 'devlet iktidarı-siyasi iktidar' ayrımı anayasal düzeyde kurumsallaştırılmıştır."

"Nitekim, bu taslağın izlerini taşıyan 1961 Anayasası, siyasal seçkinlerce temsil edilen 'milli irade'nin kullanımını sınırlayacak, gözetim ve denetim altında tutacak yeni mekanizmalar (Senato, Anayasa Mahkemesi, Milli Güvenlik Kurulu, üniversite ve TRT) getirmiştir. Böylece, Osmanlı devletinin üç ayaklı (saray, medrese, ordu) yönetim anlayışı anayasal teminat altına alınmıştır."

("Ama Osmanlıda tarikatler, tekkeler, sivil örgütler vardı. Bunların yeni rejimdeki karşılığı nedir, nerededir?" demeye kalkışmayın lutfen! Rotari ve Lions kulüpleriyle, Kanaryasevenler Derneğiyle, Dost Grubu ile idare edin canım!)

Erdem Hoca'ya göre üniversitelere verilen "özerklik, genel olarak üniversite kavramının gerektirdiği işlevleri yerine getirebilmenin bir aracı olarak değil de, daha çok milli iradeye karşı duyulan güvensizliğin ifadesi olarak düşünülmüştür."

"Ancak, beklentiler boşa çıkmış olsa gerek ki, üniversitelerin (resmi ağızların değerlendirmesiyle) 'fesat yuvaları' haline gelmesi ve kendilerinden beklenen misyonu yerine getir(e)memeleri üzerine, Anayasa'da 1971'de yapılan değişiklikle özerklikleri kısıtlanmış ve 'devletin gözetim ve denetimi altına' alınmışlardır."

Gelin görün ki, ey azizler, bu teşebbüs de beklenen meyveyi üretmeye yetmemiş, üniversiteler terör ve anarşi yuvası olmuşlar, netîcede 12 Eylül 1980 virajına gelinmiş ve önce Yüksek Öğretim Kanunu, sonra 81 anayasası ile yeni bir düzen kurulmuş. Bu düzeni hoca şöyle tarif ediyor:

" 'Merkeziyetçi

hiyerarşik

otoriter

vesayetçi

tek tipleştirici' eğilimler taşıyan yeni yapılanma karşısında üniversitelerin özerkliği kâğıt üstünde kalmış, öğretim üyeleri bağımsızlıklarını yitirmiş, öğrenciler öğretim faaliyetinin pasif özneleri haline getirilmiş ve öğretim faaliyetlerine ideolojik sınırlamalar getirilmiştir."

Ey azizler, ben bu "pasif özne"yi anlamadım; "pasif nesne" daha yakışıklı olmaz mı?

Gelelim, altını çizdiğim iki kelimeye.

"... hükümetten bu 'mahrem' alana dokunmaması istenmektedir." denirse cümle doğru olur. "... hükümetin bu 'mahrem' alana dokunmaması gerektiği bildirilmektedir." denirse cümle yine doğru olur. Cümle, bu hâliyle yanlış kurulmuşdur ey azizler. Lâkin, Fazıl Hüsnü Erdem Hoca'nın onca doğrusu arasında bu yanlışı, hoş görülebilir. (mi?)

Hâmiş: Hayli uzayan bu sohbeti hitâma erdirirken, serlevhaya bakdım: "Yök ne okur?" demişim, lâkin cevâbını vermemişim. Öyle anlaşılıyor ki ey azizler, YÖK sâdece "meydan", "maval", "gazel" (bilhassa hâriçden olanını), "lâ'net" okur, başı örtülü kızların, Hüseyin Hâtemi Hoca'nın kedilerinin, nâmuslu ve cesur ilim adamlarının... "canına okur". YÖK'ün okumadığı tek şey "elif"dir ey azizler. Onu merhûm ve mağfûr Yunus Emre'miz okur idi. Biz de okuruz, Allah'a şükür!

Sayı: 151 - 10 Ocak 2003 Cuma

Ey azizler,Bugünkü kesikimiz, 8 Ocak 2003 tarihli Radikal'in Yorum sahîfesinde neşrolunan bir makaalenin son kısımlarından alınmışdır.Makaalenin müellifi Fazıl Hüsnü Erdem'in Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi olduğu belirtilmiş, lâkin herhangi bir akademik unvan kaydedilmemişdir.  
Albüm TanıtımlarıTümü »

» İstanbul'a Senfonik Üçleme
» Yıllar Sonra Yeniden
» Dostlar Onu Hatırladı
» İncesaz, Kalbimizdeki Denize Yelken Açtı
» Oralara, Buralara, Uzaklara
PortreTümü »

» Hiç Yaşlanmayacak Efsane: Michael Jackson / Nazlı Erdol
» Bir Mitoloji, Bir Ses: Şivan Perwer / Bejan Matur
» Kopuz'dan Perdesiz'e Özgürlük Arayışı: Erkan Oğur / Selçuk Küpçük
» Anouar Brahem ve Müzikal Keşifler / Ömer Osmanoğlu
» Zaman Makinesiyle Gelen Adam: Mustafa Özkent / Murat Beşer
Müzik DünyasındanTümü »

» Abbey Road'un Etkisi Sürüyor
» Cazdan Habersiz Kalmayın
» Albüm Kapaklarında Eskiye Dönüş
» Grammy Müzesi'nde Müziğe Dair Herşey
» Nintendo Wii'yle Orkestramı Kurup Yönettim / Hakan Gence

Yorum yazabilmeniz için üye olmanız gerekiyor. Üye olmak için tıklayın.

(Üye iseniz sayfanın en üstünde sağ tarafta yer alan kısımdan giriş yapmalısınız.)


Henüz yorum yapılmamış.

Üye Girişi
Kullanıcı adı
Şifre
Beni hatırla
Şifremi unuttum!
Ücretsiz Üye Olun!
Son 10 Yorum
Dostluk Güneşi (29.10.2021 - 11:34)
toplantı (10.12.2013 - 17:25)
tek söğüt (26.02.2013 - 01:08)
yok var, var var (26.02.2013 - 01:06)
Hoş bir yazı (17.08.2012 - 00:19)
beklerken (27.05.2012 - 21:07)
bir yorum (21.12.2011 - 20:20)
bir yorum (21.12.2011 - 20:13)
işte tam da böyle (18.11.2011 - 20:37)
Gitmek (18.11.2011 - 19:53)
Yorum için üye olun!