Mübârek Ramazan vesîlesiyle dînî mes'elelerin cerîde sahîfelerine çıkarılıp tartışılması memleketimizin alışkanlıklarından biri olmuşdur. Bugünkü kesikimiz de cerîde-i Milliyet'in sahîfe-i Ramazanından kesilmiş olup târîh-i neşri 20 Kasım 2003'dür. Ol günkü mes'elenin serlevhası "Türkçe ezan olur mu?" şeklinde ifâde olunmağla birlikde mâşâ'allah Doç Dr. Şahin Filiz bey, ezan ile iktifâ etmeyüp namazın dahî Türkçe kılınabileceği yolunda kanâ'at beyân etmişdir. Ona göre "seramoni", -aslında "seremoni" demek istemiş lâkin, deyememişdir- mühim değildir; mühim olan anlamak ve anlaşılmakdır. İyi de birâder, mevzu îman mevzûu değil ki. Anlamak ve anlaşılmak îman bahsinde olmazsa olmaz sayılır. Lâkin, ibâdet, ezan, namaz bu anlamanın ve anlaşılmanın üzerinde yükselen bir bakıma "seremoni"ler değil midir? Yaa...
Lâkin ey azizler, görmekde olduğunuz kesik, aynı üniversitenin -ki nâmı Selçuk'dur- başka bir hocasının kanâ'atlerini irâ'e eylemekdedir. Taceddin Bey, Şâhin Bey'in düşündüğü gibi düşünmemekde, tam, yüzde yüz, ya'nî yüz seksen derece aksi kanâ'atlere sâhib bulunmakdadır. Lâkin, her iki hoca da kanâ'atlerini beyân eder iken, gerek fikrin inzibâtı, gerekse ifâdenin doğruca imlâsı hususunda zaaflar içindedirler.
Bakınız: "Türkçe ezan okunmaz."
Belli ki hoca efendi, "Ezan Türkçe okunmaz" demek isteyor. Hadd-i zâtında ezanın Peygamberden intikal eden şekline mugayir herhangi bir lisân ile okunmayacağını murâd eyleyor.
İkinci cümleye bakınız: "İslamın bir şiarıdır."
Boşlukları sizin dolduracağınız bekleniyor olmalı ki: "Çünkü ezan İslamın bir şiarıdır" demek yerine böyle kısa kesmek ihtiyâr olunmuş.
Üçüncü cümleye bakınız: "Dolayısıyla bunlar değiştirilemez."
Neler? Mevzu ezandan ibaret değil miydi?
Bu "bunlar" zamîrinin zamîrinde yahud mâverâsında neler bulunduğunu biz nasıl fehmedeceğiz?
Dördüncü cümle: "Peygamberimize böyle bildirilmiş ve onun zamanın da böyle uygulanmıştır ve bu şekilde uygulanmaya da devam edecektir."
Belli ki, hoca efendi "bunlar"dan vazgeçip "bu"na ya'nî ki "ezan"a avdet edivermiş. Etsin de "zamanında" kelimesini niyçün böyle "zamanın da" deyû yazmış? Bilemedim ey azizler.
Beşinci cümleyi de pek beğenmedim, hiç beğenmedim hattâ.
Sonra bir misâl vermiş Taceddin Hoca. "Halaka" "yarattı" ma'nâsına gelür, "usulüne göre okunmazsa trajedi anlamına gelir" buyurmuş. Bendeniz "tıraş etti"yi bilirdim de bu "trajedi"yi bilemedim. Sonra düştü bir jöton, anladım mes'eleyi, "khaleka" ile "haleka"nın karışmasından daha vahim bir karışmayı kasdediyor hoca "heleke", ya'nî ki "helâk oldu". "Helâk oldu = trajedi"yi de böylece öğrenmiş oluyoruz! Oluyor muyuz?
Fesübhânallah!
Hasbünallah!
Ma'azallah!
Allah Allah...
Sayı: 224 - 21 Kasım 2003 Cuma
Ey azizler,Mübârek Ramazan vesîlesiyle dînî mes'elelerin cerîde sahîfelerine çıkarılıp tartışılması memleketimizin alışkanlıklarından biri olmuşdur. Bugünkü kesikimiz de cerîde-i Milliyet'in sahîfe-i Ramazanından kesilmiş olup târîh-i neşri 20 Kasım 2003'dür.