Sonunda olmasını beklediğimiz şeyler bizi şaşkınlığa uğratarak, beklediğimiz gibi gerçekleşmektedir. 90'ların sonuna kadar gebeliğinin son zamanlarını yaşayan İslamcılık diğer bütün fikir akımlarımız gibi bekleyenlerine müjdeli bir haber verememiş gibi görünüyor. Şehre alışamamanın sıkıntısıyla köylere dönmenin fazileti arasında gidip gelerek, haydar bir Kemalist olmak ile esrik bir yeniçeri olmak arasında salınıp duran benliğin acımasız saati insanları nerelere fırlatıyor görebilmek ve hissedebilmek zor biraz. Ara zamanlar seçimsizlikle geçirilen zamanlardır kategorileri muğlaktır ve o muğlaklık sonucunda 17 ile 25 yaş arasında girilen geçitlerden geri dönebilmek kalan bir ömre mal olur genellikle.
Derdiyle dertlenecek bir halk ozanı kıvamında röportajlarda, açık oturumlarda türküler yakarak anlaşılma ve kabul edilme bekleyen düşünür ve büyüklerimiz İslamcılık adı altında bütün tarihlerinin aslında bir modernleşme sürecinden ibaret olduğunu keşfettiler, ardında da köyden kente ya da gettodan merkeze gelmenin melankolisini rejime sataşmaya çeviren yalnızlıklarını suçlayarak onu çoğaltmayı denediler. Kötü bir jübile deneyiminin ardından yeniden kent efsaneleri anlatanlar kendilerini anlayacak bir adamı aramaya dursun bir çok seçkin şair hangi ülkede yaşadıklarının farkına vardı. Bu dönemi anlatan roman, bu dönemin etkisindeki şiirler, özel sayılar, vs.
Bu ülkedeki her ara zaman Tanpınar'ı andırıyor biraz ve bu ülkedeki her karamsarlık Dostoyevski'yi hatırlatıyor; o yüzden Huzur büyük bir romandır ve o yüzden Karamazof Kardeşler'in sonunun bir grup çocukla bitişini bizim kadar anlamlandıracak başka millet yoktur. Altın Nesil, Diriliş Nesli, Kutlu Çağ vs. omuzlarımızda birikmiş bütün bu yükün muhasebesini kişisel tarihin ıstıraplarına mahkum ederek, sürekli çevresi tarafından izlendiği paranoyası içinde Özal'lı yıllarda yarım bıraktığı toplumsallaşmayı yeniden yakalayan bir kuşağın ara zamanı herhangi bir seçimde bulunmadan sona erdi. Bir seçimle girilen reel-politik davranış baloncuklarının içinden çıkabilmek yine bir seçimle olmamaktadır. Çünkü insan çoğunlukla tahminlerin dışında bir güçle ideallerine bağlıdır ve yanlış bir hayatın içinde doğrularını pekiştirecek materyali ummadık şekilde keşfedebilir.
Önemli olan balonun nerede ve hangi akıntıda patladığıdır. Bu dönemin ardından İslamcılık adına söylenecek olanların hepsi kapitalist düzenin içerisindeki muhalif kanadı besleyecektir. Elbette diğer muhaliflerin koltuğuna oturulduğundan söylemler sosyalist jargon temelinde anti-amerikancılık ve anti-kapitalizm dolaylarında gezinip duracak ve kapitalizm tarihine önemli katkılarda bulunacaktır. Sonunda İslamcılık başka bedenlerde yaşamaya terk edildi; herkes bulunduğu yerden yine çok emin. Bu kadar inanan ve yine bu kadar çabuk kaybolan, mensubu olduğum bu kuşak taşra kentlerinden metropollere uzanan hikayeler bağlamında geleceği yeniden çocuklarına bırakmaya hazırlanıyor. Neydi bütün o hırs ve intikamın sebebi? Bu kadar belirlemeye çalışılan gelecek bir başka patikadan kendi zirvesine yönelmesi karşısında tıkanan o kızgın soluklar, memuriyetten seyyar satıcılığa kadar uzanan geniş bir yelpaze içerisinde, her zaman beklemekte oldukları şeyleri beklemeyi mi keşfettiler? Bütün şehirlerin Kardelen Kitabeleri ile Petek Pastaneleri arasındaki fark yüzümüzdeki kırışıklıklara dönüşerek bıkkın öğle sonralarıyla mı anlam buldu?
Bazı şeyleri de istemeyerek elde edelim, ne dersiniz?
Sonunda olmasını beklediğimiz şeyler bizi şaşkınlığa uğratarak, beklediğimiz gibi gerçekleşmektedir. 90'ların sonuna kadar gebeliğinin son zamanlarını yaşayan İslamcılık diğer bütün fikir akımlarımız gibi bekleyenlerine müjdeli bir haber verememiş gibi görünüyor.