Sesli spotlarla başlayan memleketin ilk reklamları; halk hikâyeleri, destan ve söylencelerle bezeli bir Türk algısına elverişli slogan ve stratejilerle üretilmişlerdi. Marka ve amblemlerin gelişmesi ile sesli spotlar yerini basılı ilanlara bıraktı. Reklamcılık tarihinin ilk basılı reklam örneği İngiltere'de bir matbaacının bastığı kitapları pazarlamak için 1480'de kilise kapısına astığı duvar afişiyle başlamıştı. Türkiye'deki ilk resimli ilan ise 1842'de Avrupa malı bir nasır ilacı için çıktı. Ardından 1860'da Tercüman-ı Ahval ve Tasvir-i Efkar adlı ilk düşünce gazeteleri tecessüm etti. Tercüman-ı Ahval 1860-1866'yı kapsayan 6 yıl süresince, yılda ortalama 130'dan 790 sayı yayınlanmıştı. Bu gazetelerde yayınlanan ilk ilanlar çoğunlukla dikiş makinesi, ilaç ve doktor ilanlarından oluşuyordu. Ve ardından ticari ilanlar ve ölüm ilanları sayfalardaki yerlerini aldılar. Tercüman-ı Ahval'den sonra sayısız gazete yayınlandı. Kimi gazeteler kullandıkları ağdalı dilden ötürü komik tirajlara düşmüşlerdi. Sözgelimi Ceride-i Havadis'in 3 yılın sonunda elde ettiği okuyucu sayısı 150'dir. Servet-i Fünun gazetesi ise 5 yıl içinde tirajını 700 den 1700'e çıkarmayı başararak büyük bir atılım yapmıştı. Oysa 1820'de Amerika'da 532 gazete 9.635.000 Amerikalıya hitap ediyordu.
Gazete ve mecmualarda Avrupa'da üretilmiş ürünlerin sıkça boy göstermesi yerli müteşebbisleri yeni arayışlara yöneltmişti. Hadika Mecmuası'nın abonelerine çiçek tohumu ve fidan dağıtmasıyla başlayan ilk promosyon denemesi başarılı olmuş ve ardından yerli ürün reklamları da gazetelerde boy göstermeye başlamıştı. Avrupa'dan ithal edilen ilaç reklamlarını gören yerli müteşebbisler çok geçmeden yeni ilacın tanıtımını başlattılar:
"Dut ağacının yaprağı biraz kurutularak toz yapılıp bir odaya ekildiği halde, orada tahta kehlesi (kuruşu) var ise yok eder. Avrupa'dan gelip burada yüksek fiyatlarla satılmakta olan tahta kurusu ilacı da aslında bu tozdan ibarettir."
Kampanya tutmuş ve yerli reklamların sayısı artmıştı. 1880'de Abdulhamid'in saltanatı sırasında yerli ve yabancı ilancılık yapan Rafael Cervati'nin ortaya attığı 'Osmanlı Ticaret ve Sanayi Rehberi' fikri yurtiçi ve yurtdışından gelen ilanlarla büyük bir projeye dönüşmüştü. Ardından sokaklarda çizim ve fotoğraflarla bezenmiş el ve duvar ilanları görülmeye başlandı. İlan-reklam ayrımının yapıldığı yıllara tekabül eden 1900'lu yılların başları, Sultan Abdulhamid'in desteğiyle palazlanan reklam sektörünün yerlileşme sürecine girdiği yıllardır ayni zamanda.
II. Meşrutiyetin ilanının ardından çıkan kısa soluklu 'Reklam Gazeteleri'yle sektör yeni bir sürece girer. Reklam acentelerinin sayısı her geçen gün artmakta, buna paralel olarak eski baskı teknikleri yerini modern tekniklere bırakmaktadır. Yeni klişe teknikleri ve tipografi örnekleri, sansasyonel sloganlar sayfa ve duvarlarda boy gösterirler. Her geçen gün kendi kıvamını bulan reklam sektörü uzun bir sure oryantalizmin etkisinden kurtulamaz. Amerikan ve Fransız reklamlarında kullanılan aile tipleri, çağdaş kıyafetli kadınlar ve tüketime yönelik sansasyonel sloganlar Avrupavari modern bir yaşamın altını çizmektedir. Meşrutiyet'in sağladığı basın özgürlüğü ve batılılaşma rüzgarı kuskusuz Cumhuriyetin ilanıyla yeni bir boyut kazanacaktır.
Cumhuriyet'in ilanından sonra Türk alfabesinin kabulü ve İstanbul'daki ilan evlerinin benzerlerinin Ankara'da açılmasıyla ülkede reklamcılık konusunda yepyeni bir sayfa aralandı. Ernest Hoffer, David Salamon ve Jak Hulli gibi yabancı reklamcıların savaştan sonra ülkeyi terk etmeleri, pek çök yerli reklamcının doğuşuna neden oldu. II. Dünya Savaşı'nda 200.000 liraya gerileyen reklam harcamaları 1940'lı yıllarda 1.5 milyon liraya, 1950'lerde ise 20 milyona kadar yükselir. Bu gelişmeye paralel olarak yükselen reklam sektörü 1957 ve 61 aralığında ilan verme hakkının yalnızca resmi ilanlar müessesesine verilmesi kararına varan devletin eliyle tökezlenmeye çalışıldıysa da bu uzun sürmedi.
Türkiye'de Reklam
Sesli spotlarla başlayan memleketin ilk reklamları; halk hikâyeleri, destan ve söylencelerle bezeli bir Türk algısına elverişli slogan ve stratejilerle üretilmişlerdi. Marka ve amblemlerin gelişmesi ile sesli spotlar yerini basılı ilanlara bıraktı.