Ey azizler, böyük şâirimiz Fuzûlî, Türkce dîvânının dîbâcesinde Arabî bir kıt'âdan sonra Türkî bir kıt'aya da yer verir. Bu iki kıt'anın da maksuudu birdir ve "kötü kâtiblerden" şikâyetdir.
Arabî kıt'a "Tebbet yedâ kâtibin" la'netiyle başlar ki, Kur'ân-ı 'Azîmü'ş-şân'ın Ebû Leheb hakkındaki beddu'âsını andırır. Eli kuruyacak kötü kâtib, burada "'ıneb" ya'nî ki "üzüm" kelimesini yanlış yazarak "ayb" eden kişidir. Hakîkaten ey azizler "üzüm"ü "ayıb"a çevirmek ayıb işdir. Bu 'aybın sebebi de görünüşde basit bir ihmâlden ibâretdir: Üste konacak nokta, iki nokta hâlinde alta indirilmekle işleniverir bu ayıb.
Türkce kıt'a ise şöyledir ey azizler:
Kalem olsun eli ol kâtib-i bed-tahrîrin Ki fesâd-ı rakamı sûzumuzu şûr eyler Gâh bir harf sukuutiyle kılar nâdir'i nâr Gâh bir nokta kusurıyle gözü kör eyler
Evet, ey azizler, eski elifbâ ve imlâmızda "göz" kelimesinin son harfi üstündeki nokta unudulunca, hemân ol kelime "kör" oluverir.
Bütün bunları ey azizler, şunun içün zikretmekdeyim. Sûretini gördüğünüz kesik, cerîde-i Radikal'in 28 Temmuz 2003 Bazar günkü nüshasının dokuzuncu sahîfesinin sağ sütûnun üst kısmında neşrolundu. O gün Avni Özgürel, yazısını Fuzûlî'ye tahsîs etmiş. "Aşk imiş her ne var âlemde" mısraının üstüne "Doğumunun 500. Yılında Fuzuli..." ibâresini komuş. Gerçi yazıyı kıraat eyleyince, hazretin doğumunun 1404 olduğu, binâenaleyh 500. yıla henüz gelmediğimiz anlaşılıyor ise de, bu bence pek mühim değil. Mühim olan Fuzûlî'nin sözlerinin yanlış okunmuş ve yanlış akdarılmış olmasıdır. Meselâ, ey azizler, "Saçma ey göz aşktan gönlümdeki odlara su" yazılmış ki, bu pek vahîm bir hata olmuşdur. Çünki, gözün gönüldeki odlara saçacağı su, her ne kadar "aşk" menşe'li ise de, şâirimiz, "aşktan" değil, "eşkten" ya'nî ki "gözyaşından" demişdir.
Sûretini gördüğünüz "Şikâyetnâme" de ey azizler, acıklı tahrîfâta ma'rûz kalmışdır. Avni Bey, işbu metni nereden iktibas etdi bilmem amma kötü etmiş olduğunu bilirim. Çün ki ey azizler, Fuzuli hazretleri, vakıf me'mûrları ile burada arz edildiği gibi çekişmemişdir. Naklolunan bütün musâhebe yahud münâzara da "fiktif / i'tibârî / kurgusal" bir mükâlemedir. Koca şâirin rişvetperest namussuz me'mûrlar ile öyle çen çen çene yarışdırması esasen olacak iş değildir ey azizler.
Nitekim, Şikâyetnâme nâmıyla ma'rûf ol mektûba bakılır ise şu cümle görülecekdir: "zâhirde sûret-i itâ'at gösterdiler, ammâ zebân-ı hâl ile cemî'-i süâlime cevâb virdiler." Ya'nî "kızgın bir halde sualime cevap verdiler." demeyor Fuzûlî. Esasen, "görünüşte itaat edermiş gibi davran"anların "kızgın bir halde cevap ver"meleri, olacak iş değildir. Olan nedir? Olan şudur: "zebân-ı hâl" ile, ya'nî "hal diliyle" cevab vermişlerdir. Fuzûlî'nin arz etdiği sü'âl-cevâb silsilesi de temâmen "lisân-ı hâl" ile cereyân eden bir mükâlemedir.
Sayı: 202 - 29 Temmuz 2003 Salı
Ey azizler, böyük şâirimiz Fuzûlî, Türkce dîvânının dîbâcesinde Arabî bir kıt'âdan sonra Türkî bir kıt'aya da yer verir. Bu iki kıt'anın da maksuudu birdir ve "kötü kâtiblerden" şikâyetdir.