Ortaçağ Hıristiyan dünyası tasvirlerindeki İsa ile Rönesans sonrası tasvirlerindeki İsa'nın -figüratif benzerliklerine rağmen- farklı kişilikler olduğunu düşünmek suretiyle, sanatsal bir olgunun kutsal disiplinlerle olan bağının yadsınmasının, sahte 'güzel'lerin uçmasına elverişli bir yaşam alanı sağlayacağı fikrine varabiliriz. 'Ne kadar sonra olmuşsa o kadar iyidir.' mantalitesinin modern bunalımın filizlendiği çağlar yoluyla iç dünyamıza biriktirdiği his ve görüntü atıkları, bilhassa görsel sanatların kuramsal kimliğine iliştirilerek bir 'arayış' ve 'hayret' bilgisinin imkânı ortadan kaldırılmıştır. Batı sanatının rönesans fikriyle paralel seyredişi ve gerçeklik düşüncesinin bilimsel enstrümanlara indirgenmesi, sanatın aşkın bir disiplinden beslenen kutsal formundan kopmasına yol açmıştır. Mısırlı sanat adamı Tevfik el-Hakim içinde yaşadığımız çağı, sadece maddî güçler arasındaki değil fikrî güçler arasında da cereyan eden bir kavga çağı olarak tanımlar ve Batılıların, kafalarındakini alıp ruhlarındakini terketmemiz gerekenler olduğunu söyler. Batılıların kafasındaki şeyin, yani bilimin herkesin ortak malı olmasına karşın ancak duygularımızın kendimize ait olduğunu düşünen yazar, sanatın salt bilimsel paradigmalarla tanımlanmasına karşı çıkarak, sanatçının özgürlüğünü kuzeyden güneye, güneyden kuzeye uçan bıldırcının özgürlüğüne benzetir.
İslâm geleneğinden neşet eden İslâm sanatı, doğanın formlarını taklit etmeksizin, onları bilimin rasyonalist ve deneyci ilkelerinden farklı, gelenek yoluyla sağlanan bir kutsal bilime, scientia sacra, dayanır. Geleneksel sanatların beslendiği bu kadim alanda gerçeklik-iyilik ve güzellik kavramları içiçedir. Hakiki olan iyidir, iyi olan güzeldir formülasyonunu doğrulayan esaslı dayanaklar İslâm ve diğer kadim geleneklerin aslî öğretilerinde mevcuttur. 'Güzellik, iyiliğin, iyilik gerçekliğin iç boyutudur.' diyen Seyyid Hüseyin Nasr, bilhassa gerçeklik problemini Platon'un diyaloglarında yaslandığı sağlam bir zemine taşır. Ona göre gerçeklik ancak başka bir gerçekliğe işaret ettiği ölçüde gerçektir. Çağdaş dünya görüşünün en hayretengiz özelliklerinden biri de çirkinliği gerçeklikle ve gerçekliği çirkinlikle eşit tutmasıdır. Eşyanın güzel yüzünün altındaki çirkinliği keşfetmenin o şey hakkındaki hakikati keşfetmek olduğunu sanan modern anlayış, çirkinliğin güzellikten daha gerçek olduğu kanısına kolayca vararak cismanîliğin kutsaldan daha gerçek olduğu şeklindeki laik söylemi teyid eder. Her ne kadar modern sanat anlayışı Batı medeniyetinin ürettiği bir şey ise de, sanat gerçeği tüm geleneksel medeniyetlerin, özellikle de İslâm medeniyetinin kalbinde yer alır. Nesnelerin haricî görünüşleri yerine onların batınî hakikatleriyle ilgilenen geleneksel İslâm sanatı ve kadim diğer gelenekler, sanatın birey-üstü ilham ya da yaratıcılık özelliğini İlahî İlke ve bir olana bağımlılık prensibiyle tanımlar ve ancak evrensel olanın evrensel olanı üretebileceğini ima eder. Sanatın yanısıra felsefenin de başlıca problematiği olan 'estetik' ve 'güzel' kavramlarının bir fenomen olarak içinin doldurulamayışının başlıca nedenini sözkonusu evrensel ya da mutlak olanın tanımlanamamasıyla izah edebiliriz. Hakikat denen şeyin kendisi 'güzel' ya da 'iyi' olarak kabul edildiğinde 'güzellik' kavramının asla tesadüfî olamayacağını ya da güzel adına her yapılanın Mutlak Güzel'in (el-Cemâl) bir arketipi sayılamayacağını düşünebiliriz. "Allah güzeldir ve güzelliği sever." hadisini İslâm estetik düşüncesinin manifestosu kabul ettiysek de onu tanımlayan metafizik boyutu hesaba katmaksızın kavramlar arasındaki çatışmaları gidermek olanaksız gibi görünüyor. Ancak şu açıktır ki; böylesi bir problemin üstesinden gelmek, Batının dünyevî ve rasyonel çıkarsamalarından çok daha fazlasını gerektiren bir tecrübe gerektiriyor ki, biz onun adına maneviyat diyoruz. Aquino'lu Thomas'ın söylediği gibi: 'Hakikate ilişkin kusurları nedeniyle şairlerin yaratılarını kavrayamaz insan aklı.'
Ortaçağ Hıristiyan dünyası tasvirlerindeki İsa ile Rönesans sonrası tasvirlerindeki İsa'nın -figüratif benzerliklerine rağmen- farklı kişilikler olduğunu düşünmek suretiyle, sanatsal bir olgunun kutsal disiplinlerle olan bağının yadsınmasının, sahte 'güzel'lerin uçmasına elverişli bir yaşam alanı sağlayacağı fikrine varabiliriz. 'Ne kadar sonra olmuşsa o kadar iyidir.
yazınızın bu bölümünde çok başarılı olduğunuzu belirtmek istedim.İlk bölümde biraz neyi nasıl söylesem endişesi seziliyordu ve cümleler birbirini bu kadar desteklemiyordu.Ayrıca başlığı çok ilgi çekici bulduğumu söylemeden geçemiyeceğim.