« Anasayfa | Künye | Arşiv 20 Nisan 2026, Pazartesi
Gündem: Kültür-
Sanat
Gündem: Hayat
40i Gündem Nöbetçi Köşe
40PENCERE
Kulak Arkası
Nurullah Turan
Birkaç "Bir"

Bolâhenk
Ahmet Çalışır
Mevlevî Âyini: Türk mûsikîsinde bir form

[ 40pencere -> 40i Gündem ]

Yazı Uçar

Abdullah Harmancı

24.04.2006 - 22:18

Hayatım boyunca, insanları "emri bilmaruf nehyi anil-münker" çizgisine çağıracak kudreti bulamadım ken­dimde.

Sebep mi?

Yaşamam gerekenleri yaşayamadığım için mi, insanları incitmekten korktuğum için mi, medeni cesaretten mahrum olduğum için mi, demeliyim?

Bilemiyorum.

Bunların hepsi kısmen ya da tamamen doğru olsa gerek.

Hayatım boyunca, bir "iman neşesi", bir "yaşama zevki", bir "çalışma ve başarma sevinci"ne de sahip olamadım.

Öyle tahmin ediyorum ki, hasbelkader yazdığım öykülerimde de, böyle bir "neşve"yi bulamamanın ıztırabı kaynamaktadır.

Kendisiyle, çevresiyle, anne babasıyla, tüm insanlarla ve hissedebildiğim kadarıyla Allah'la barışık, belli bir hedefe kenetlenmiş, kalbiyle ruhuyla beyniyle çatışmadan yaşayan, içindeki adamın her gün kendine çirkin sözler sıralamadığı müminler tanıdım.

Bu insanların varlığı bende daima bir kıskançlığa, korkuya, öfkeye sebep oldu.

Yıllar önce aydınlık yüzlü gençlerin bana korku verdiklerini yazdığım zaman, bir dost, "Neden?" demişti.

Şimdi biliyorum, neden?

Bana, hiçbir zaman içinde olamadığım bir kişisel huzur seviyesinin varlığını hatırlatıyor; bana, parmakları­mın arasından kaçırdığım bir gençliğin, yitirdiğim bir sevincin, bir daha hiç görülmeyecek bir çocukluk düşünden uyanmanın iç acısını hatırlatıyorlar.

Da ondan.

Şimdi belki tam da bu noktada, bir itiraz yöneltebiliriz bu satırların yazarına:

Kendisiyle, çevresiyle, anne babasıyla, tüm insanlarla ve Allah'la barışık, belli bir hedefe kenetlenmiş, kalbiyle ruhuyla beyniyle çatışmadan yaşayan, içindeki adamın her gün kendine çirkin sözler sıralamadığı müminlerin varlığından, en azından bu seviyede bir iç huzuruna erişmiş olduklarından, çatışmasız, acısız, çelişkisiz bir hayat sürdüklerinden nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?

Bir itiraz daha:

Kendinin bu çizgiye ulaşma umudunu tümüyle yitirmiş olduğunu düşünmenin sebebi ne? Neden bu kadar mey'ussun?

Bu soruları cevaplamak gibi bir niyetim yok.

Niyetim, yazıya yüklediğimiz anlamın, işlevin, giderek belirsizleştiğini, silikleştiğini, anlamsızlaştığını vurgulamak.

Bundan sadece on sene önce, dergi çıkardığımızı öğrenen bazı büyükler, bizi bir kenara çekmişler ve bize hâlâ kulaklarımda çınlayan bazı öğütler vermişlerdi:

Dergi çıkarmak bir sorumluluktu.

Yazı yazmak her yiğidin harcı olamazdı.

Yazı yazmaya soyunarak, istesek de istemesek de, bir önderliğe soyunuyorduk.

Bu bir misyondu.

Bir yüktü.

Buna hazır mıydık?

Bunu sonuna kadar götürebilecek miydik?

Bu öğütleri veren ağabeylerin, gözlerinde bize dair umutlar vardı.

Bizi durdurmak değildi hedefleri.

Bize güvendikleri, bize inandıkları, sadece bizi uyar­mak istedikleri anlaşılıyordu.

Yazıyor olmamız onları gönendiriyordu.

Niyetleri halisti.

Yürekleri temizdi.

Bundan sadece on yıl önce, kendisinden bir polemiği neden aniden sonlandırdığı ya da neden bir konudaki bilgilerini yazmadığı sorulan bir yazarın, vallahi fitneye sebep olmaktan korkarım, diye cevap verdiğini hatırlıyorum.

Öbür tarafta rahatsız edilmekten korkarım... dediğini.

Hâlâ bu tür duyarlıklara sahip insanlar var kuşkusuz.

Fakat gördüğüm, her şey gibi, yazı'nın da, yazın'ın da, yazarın da, dünyadaki malûm "çözülmeden", yozlaşmadan, çirkinleşmeden, çirkefleşmeden, çiğleşmeden payını aldığıdır.

Yazarak dünyayı daha bir kararttığımız da.

İnsanları etkilemek, insanların tepkisini çekmek, insanlar arasında tartışma yaratmak, insanlar arasında konuşulmak, gündeme oturmak, gündem yaratmak, gündemden inmemek...

Bilgisayarın karşısındaki adamın kaygısı budur.

Bilgisayarın karşısındaki adamın kaygısı "yırtmak"tır.

Bilgisayarın karşısındaki adam, bir acının "iç tepesiyle" sarılmamaktadır kalemine.

Bilgisayarın karşısındaki adam "can havliyle" yazmakta değildir.

Bilgisayarın karşısındaki adamın dindirilecek bir ağrısı da yoktur.

Bilgisayarın karşısındaki adam, sözün uçtuğunun, fakat yazı'nın, "kalmak" ne kelime, "konamadığının", konacak bir yer bile bulamadığının bir kanıtı gibidir.

Yazı bir hırs olmuştur.

Bir kavga.

Bir hınç olmuştur.

Yazı bir 'caka'dır.

Yazı yazmak ruhun fiyakasıdır.

Yazı bir 'rakam'dır.

O kadar.

İnsanlara fitneye sebep olduklarını söyleyebilmek, insanlara bir hırsı büyüttüklerini söyleyebilmek, insanlara "sözü yorduklarını" söyleyebilmek, yazı'nın bir cenkleşmeden öte bir şey olduğunu, bir oyundan, "şapkadan tavşan çıkarma"dan başka bir şey, bir düzenekten başka bir şey olduğunu söyleyebilmek isterdim.

Fitneye sebep oluyorsunuz, diyebilmek.

Fakat bu hiç mümkün gözükmüyor.

Kendimi, karanlığın içinde parlayan bir başka karanlık olarak görmekten alamıyorum.

Dedim ya, hayatım boyunca, insanları "emri bilmaruf nehyi anil-münker" çizgisine çağıracak kudreti bulamadım ruhumda.

(25.03.06)

(memleket dergi, nisan 2006, 1. sayı)

[ ARKADAŞINA GÖNDER | YAZDIR ]

Hayatım boyunca, insanları "emri bilmaruf nehyi anil-münker" çizgisine çağıracak kudreti bulamadım ken­dimde. Sebep mi?  
Müzik DünyasındanTümü »

» Abbey Road'un Etkisi Sürüyor
» Cazdan Habersiz Kalmayın
» Albüm Kapaklarında Eskiye Dönüş
» Grammy Müzesi'nde Müziğe Dair Herşey
» Nintendo Wii'yle Orkestramı Kurup Yönettim / Hakan Gence
Bir EnstrümanTümü »

» Sazende ve Sazı: Kemençe / Muhammet Çiftçi
» Sazende ve Sazı: Ud / Muhammet Çiftçi
» Sazende ve Sazı: Perküsyon / Muhammet Çiftçi
» Sazende ve Sazı: Çello / Muhammet Çiftçi
» Dinle Ney'den / Timuçin Çevikoğlu
Albüm TanıtımlarıTümü »

» İstanbul'a Senfonik Üçleme
» Yıllar Sonra Yeniden
» Dostlar Onu Hatırladı
» İncesaz, Kalbimizdeki Denize Yelken Açtı
» Oralara, Buralara, Uzaklara

Yorum yazabilmeniz için üye olmanız gerekiyor. Üye olmak için tıklayın.

(Üye iseniz sayfanın en üstünde sağ tarafta yer alan kısımdan giriş yapmalısınız.)


Toplam 1 yorum yapılmış. Yorumların tamamını görüntülüyorsunuz.

"Yazmak" üzerine

Son zamanlarda okuduğum içten, sahih yazılardan biriydi "Yazı Uçar"

Sait Faik, bir hikâyesinde "...yazmayacaktım.Yazmak, bir hırstan başka ne idi." der ama hikâyenin ilerleyen bölümlerinde bu tavır değişir zira bir haksızlığa tanık olmuştur.Bu tanıklık içinde kaldığı sürece acı verecektir.Ve dayanamaz; bir süre sonra kaleme, kâğıda koşar:"Yazmasam deli olacaktım der".Yazmak zorunda oluş...Yalan vadilerinde, ihtiras vadilerinde, şöhret vadilerinde dolaşmadan yazmak gerek.Yüreğine sağlık Abdullah Harmancı,selâm ile...

birokur (28.04.2006 - 22:48)

Üye Girişi
Kullanıcı adı
Şifre
Beni hatırla
Şifremi unuttum!
Ücretsiz Üye Olun!
Son 10 Yorum
Dostluk Güneşi (29.10.2021 - 11:34)
toplantı (10.12.2013 - 17:25)
tek söğüt (26.02.2013 - 01:08)
yok var, var var (26.02.2013 - 01:06)
Hoş bir yazı (17.08.2012 - 00:19)
beklerken (27.05.2012 - 21:07)
bir yorum (21.12.2011 - 20:20)
bir yorum (21.12.2011 - 20:13)
işte tam da böyle (18.11.2011 - 20:37)
Gitmek (18.11.2011 - 19:53)
Yorum için üye olun!