« Anasayfa | Künye | Arşiv 20 Mayıs 2022, Cuma
Gündem: Kültür-
Sanat
Gündem: Hayat
40i Gündem Nöbetçi Köşe
40PENCERE
Kulak Arkası
Nurullah Turan
Birkaç "Bir"

Bolâhenk
Ahmet Çalışır
Mevlevî Âyini: Türk mûsikîsinde bir form

[ Müzik -> Müzikal Sohbetler ]

Pink Martini Zeki Müren Dinliyor!

Zeren Çelebi

07.07.2008 - 23:04

China helva'yı, Thomas Zeki Müren'i çok sevmiş. Pink Martini'den bahsediyorum. Müslüm Gürses ve Orhan Gencebay'ı tanımıyorlar ama Pasion Turca ekibindeki arkadaşlar onlara Sezen Aksu ve Ajda Pekkan'dan çok bahsetmiş. Klasik Türk müziğini inceliyorlar. Müzeyyen Senar da beğendikleri isimler arasında. Dünyanın pek çok değişik dilinde şarkı söylüyorlar. Hayır sadece söylemiyorlar, yaşıyorlar. Geleneksel şarkıları, kültürlerin kendilerine has hikâyelerini, şiirlerini topluyorlar. Yıllardır müziğin içindeler. Thomas'ın bir klasik müzik geçmişi var. Grubun diğer üyelerinin de müzik geçmişleri çok uzun yıllar öncesine dayanıyor. Kısa sürede şöhret oldukları konusunu tartışılır buluyorlar. Türkiye'ye ilk 8. Uluslararası İstanbul Caz Festivali dolayısıyla gelmişlerdi ve Esma Sultan Yalısı'nda bir konser vermişlerdi. Bu yıl yine Türkiye'deler ve son albümleri 'Hey Eugena'nın Avrupa turnesi kapsamında 15. Uluslararası İstanbul Caz Festivali'nin konuğu olarak bu akşam Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi'nde (Harbiye'de) bir konser verecekler. Thomas, konserde China'nın bize özel sürprizler yapacağını söylüyor. 'Biz 'pink' ismini seçerken bir anlamda farklılıkları temsil edebilmek için seçtik.. Farklılıkların tolere edilebildiği bir dünya çok daha güzel olurdu...' diyen Thomas'la Pink Martini'yi konuştuk.

Türkiye'ye ilk gelişiniz yedi yıl önce bir (İstanbul) caz festivali dolayısıyla olmuştu. Yedi yıl sonra tekrar bir caz festivalinde Türkiye'de olmak size neler hissettiriyor?
Yeniden Türkiye'de olmak. Özellikle Boğaz'a hayran olduğumuzu söylemeliyim... Beraber çalıştığımız ekiple o kadar arkadaş haline geldik ki, çıktığımız yemeklerde, sahne arkasında her defasında uzaktaki akrabalarımızla buluşuyormuşuz gibi geliyor. Provalardan akşam yemeğine kadar çok neşeli oluyoruz. Sony'den çıkan üç albümümüzün de Türkiye'de ilgi görmesi bizi ayrıca mutlu ediyor. Türk dinleyicisiyle arkadaş gibi bir bağımız var. Arkadaşlarımızı ve Türk yemeklerini hep özlüyoruz.

Yuvarlandıkça küçülen bir köy haline geliyor dünya ve yuvarlandıkça mesafeler daralıyor, renkler birbiri içine geçiyor. İnsanlar aynılaşıyor ve her anlamda bir tek sesliliğe doğru gidiliyor. Buna karşılık sizler repertuarınızdaki etnik çeşitlilik ve yorumlarınızdaki sadakatle farklılıkların güzelliğini ve gerekliliğini kanıtlamak istercesine bir uğraş veriyorsunuz...

Evet. Sizin de belirttiğiniz gibi biz bir aynılaşmaya hizmet etmekten çok farklılıkları kutlayan bir grubuz. Farklılıkları bir araya getiriyoruz; geleneksel şarkıları, kültürlerin kendine has hikâyelerini, şiirlerini topluyoruz. Bizim derdimiz yanlış politikalar, ayrımcılıklar ve kimi zaman düşmanlaşmalar karşısında insanca ortak duyguların dili olmak... Bir samurayın aşk şarkısındaki özlem duygusuyla, İspanyolca geleneksel bir şarkıdaki özlem duygusu aynı güzel özlem duyguları... Biz pink ismini de bir anlamda farklılıkları temsil edebilmek için seçtik. Farklılıkların tolere edilebildiği bir dünya çok daha güzel olurdu.

Bu farklılıklardan biri de Türkçe şarkılar olsa gerek. China'dan keyif alarak dinlediğimiz 'Üsküdar -katibim-' yorumundan sonra repertuarınıza almayı düşündüğünüz Türkçe parçalar var mı?

Bunu planlamaktan çok artık bir sorumluluk olarak görüyoruz, yaklaşık 7 yıldır Türk izleyicisiyle olağanüstü bir bağ kurduk. Türkçe şarkılar söylemek bizim için kaçınılmaz ve büyük bir motivasyon. Eski klasik Türk müziği şarkılarından birini piyanoya uyarlamaya çalıştığımızı hemen hemen her röportajda belirtiyorum, bu yüzden Türk dinleyicisine karşı kendimizi sorumlu hissediyorum. Sahnede sadece Katibim'le bile o kadar sıcak bir iletişim kurduk ki, bunu daha çok yaşamak için sabırsızlanıyorum. Müzeyyen Senar şarkılarını, Zeki Müren şarkılarını dinlemeye devam ediyoruz, China'nın en güzel yorumlayacağı şarkıyı mutlaka söylüyor olacağız Sahnede ayrıca sürprizlerimiz olabilir. Bu akşam İstanbul Açıkhava'daki konserimizde ve 15 Temmuz'da Kuzey Kıbrıs'ta, Magusa Festivali'nde, konserimizde Türkçe sürprizler yapabiliriz. Kimi zaman birden aklımıza gelen sürprizlerimiz de oluyor.. Bir keresinde Çeşme'de China, sahne arkasında, Anna şarkısına Türkçe sözler yazıp, sahnede nakaratını Türkçe söylemişti... Konserlerimde sahne arkasında çalışıp bazı şarkılarımın öykülerini de Türkçe anlatmayı çok seviyorum... Bunu da yine deniyor olacağım.

Türk müziğini araştırıyorsunuz. Müziğimizde bize has kimlik bilgileri bulabiliyor musunuz? Müziğimiz size hakkımızda ne anlatıyor?

Özellikle eski Türk klasik müziği şarkılarınızda, olağanüstü bir incelik ve duygu yoğunluğu var. Sözler insanlar hakkında çok ipucu veriyor. Sezen Aksu'yu çok dinledik, duyguları çok güzel ifade eden bir modern zaman şairi olduğunu çok iyi biliyorum.

Cazdan daha elitize olmuş bir başka arabesk müzik yok dünyada. Belki bir yan tür olarak düşünebileceğimiz Türk arabeskinin Müslüm Gürses, Orhan Gencebay gibi temsilcilerinin şarkılarını da repertuarınıza almayı düşünüyor musunuz?

Caz ve arabesk müziği hangi açılardan benziyor bilemiyorum. Şimdiye kadar özellikle Türk klasik müziği parçalarını dinlemeye, öğrenmeye çalıştık. Diğer yandan Sezen Aksu ve Ajda Pekkan'ı çok iyi öğrendik. Son albümümüzde Arapça bir şarkı denedik. Bu gelişimizde daha çok albüm almamız gerekecek. Bizim için türü ne olursa olsun bir şarkı hoşumuza gittiği sürece söylemek keyifli olur.

Cenk Erdem'e verdiğiniz bir röportajda 'Avrupa dinleyicisi bizim gibi nostaljiyi ve melankoliyi seviyor. Amerika'daki müzik kültürü ve beğeniler Avrupa'dan çok farklı. Biz Amerikalı bir grubuz ama Avrupalı ruhu taşıyor gibiyiz.' diyorsunuz. Bu iki anlayış arasındaki farklar neler?

Amerika'da müzik endüstrisi çok hızlı tüketen ve gittikçe müzikten çok, şarkıcıyı bir ürün haline dönüştürüp ona odaklanarak, onu özel hayatından, yaşam biçimine kadar malzeme haline getiren bir endüstri. Romantik ya da melankolik bir tarz artık ilgi görmüyor. Avrupa dinleyicisi ise şarkılara daha çok odaklanıyor. Gittiğimiz konserlerde şarkılara eşlik eden, müziği bilerek gelen, eski şarkıları dinlemekten hoşlanan daha romantik bir profille karşılaşıyoruz. Bizi grup olarak çeken, aynı duygulara sahip farklı kültürlerin şarkıları. Bu ifademiz Avrupa izleyicisine daha cazip geliyor.

Şarkılarını söylediğiniz milletler arasında hangileri birbirine çok benziyor?

Milletlerin ne kadar ortak duygular yaşadığına şarkılarla şahit oluyoruz. Özlem, ayrılık, ihanet, aşk şarkıları buluyoruz. Japon bir samurayın aşk acısıyla, Fransız şansonlarındaki acı temelde o kadar aynı ki... Özümüzde hepimiz aynıyız.

'Hey Eguena'da 'Ama fazla da üzülme hayat geçiyor.' kıvamında sarkastik bir üslup kullanılmış. China'nın yazdığı bu New York hikâyesi neyi anlatıyor?

Günümüzde duygulara değer veren çok fazla insan kalmadığını, çok dertlenmeden ya da kızgınlık duymadan ve takıntı haline getirmeden, evet, sarkastik bir dilde sitem ederek eleştiriyor.

China (grubun solisti) en çok hangi dilde şarkılar söylemeyi seviyor?

China'ya her dil çok yakışıyor, çünkü bunun için çok emek harcıyor. Son olarak Arapça bir şarkı denemek istediğimizde şarkının orijinal kayıtlarını o kadar çok dinledi ve o kadar çok prova etti ki artık zorlanmıyor. İlk albümümüzde "Sympatique" şarkısını okurken China'ya Fransızca şarkı söylemek çok yakışmıştı, bu yüzden de "Sympatique" Fransa'da çok büyük ilgi görmüştü. Bana kalırsa da China'ya Fransız şansonları çok yakışıyor. Son albümümüzdeki şarkılarımızdan Ojala'da yine aynı sıcaklık var. Grup olarak geleneksel şarkıları, eskiden popüler olmuş şarkıları, eski şiirleri seviyoruz. Hatta bazı eski şiirleri şarkı sözlerinde de kullanıyoruz. Nino Rota gibi klasik müzik dehalarının besteleri, dev orkestraların çaldığı eski Hollywood şarkıları, kimi zaman da öyküsünü duyup heyecanlandığımız eski bir şarkı ilgimizi çekiyor.

Eski şarkılarla kurduğunuz bu özel bağın yanı sıra kendi besteleriniz de var. Birçok filmde, reklamda müzikleriniz kullanılıyor, birçok ödülünüz var. Bu çalışmaların kısa sürede şöhretle sonuçlanmasını bekliyor muydunuz? Bu sonucu neye bağlıyorsunuz?

Yıllardır müziğin içindeyiz, benim bir klasik müzik geçmişim var. Gruptaki tüm arkadaşlarımın, müzik geçmişleri çok uzun yıllar öncesine gidiyor. Ancak Sony etiketiyle son üç albümümüzle tüm Avrupa'da çok tanınır hale geldik. Biz her yeni albümle daha çok kişiye ulaşmayı diliyoruz. Kısa sürede şöhret olduğumuz tartışılır. Kısa sürede şöhret olmak bizim seçtiğimiz müzikle kolay değil. Biz eskinin şöhret olmuş şarkılarını günışığına çıkarmaya çalışıyoruz. Bunun dinleyiciye ulaşması zaman alıyor.

Biz şarkılarımızı yaparken, severek yapıyoruz herkese ulaşsın istiyoruz ama nasıl tepkiler alacağınızı önceden bilemezsiniz, kimi zaman Avrupa'da çok beğenilen bir şarkımızın Amerika'da aynı tepkiyi almadığını düşünürken, şarkımız birden en çok izlenilen dizilerde kullanılıyor. Desperate Housewives ya da West Wings gibi Amerika'nın en çok izlenilen dizileri de şarkımızı seviyor, Fransız listeleri ya da Türk dinleyicileri, bu çok güzel bir duygu ne kadar çok dinleyiciye ulaşırsak o kadar çok motive oluyoruz.

2010 yılı kültür başkentinin İstanbul olması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Avrupa'da İstanbul, doğu kültürünün, tarihinin en zengin şehirlerinden biri. İstanbul'daki müzik zenginliklerini de biliyorum. Her anlamda çok kozmopolit bir şehir İstanbul. Çok iyi bir seçim olmuş.

(Zaman Gençlik Eki)

İstanbul Caz Festivali'nin konuğu olarak İstanbul'a gelen Pink Martini grubu, bugün Harbiye'de konser verecek. Klasik Türk müziğini inceleyen, Müzeyyen Senar ve Zeki Müren dinleyen grup üyeleri, dünyanın birçok dilinde şarkı söylüyor. "Biz Pink ismini farklılıkları temsil edebilmek için seçtik." diyen grup üyeleri, "Bizim derdimiz ayrımcılık karşısında ortak duyguların dili olmak." diyor.  
YAZININ GÖRSELİ:
EkstraTümü »

» Cohen Nihayet Geliyor / Sadık Yalsızuçanlar
» 'Tom Amca Cazı' Tutmadı, Siyah Müzik Köklerine Dönüyor / Halil Turhanlı
» Neriman Hanım'ın Ölümü / Gökhan Özcan
» Zaman, Mekân ve Müzik / Rengin Soysal
» Ey Vefasız Yolcu! / Gökhan Özcan
Bir EnstrümanTümü »

» Sazende ve Sazı: Kemençe / Muhammet Çiftçi
» Sazende ve Sazı: Ud / Muhammet Çiftçi
» Sazende ve Sazı: Perküsyon / Muhammet Çiftçi
» Sazende ve Sazı: Çello / Muhammet Çiftçi
» Dinle Ney'den / Timuçin Çevikoğlu
Müzik DünyasındanTümü »

» Abbey Road'un Etkisi Sürüyor
» Cazdan Habersiz Kalmayın
» Albüm Kapaklarında Eskiye Dönüş
» Grammy Müzesi'nde Müziğe Dair Herşey
» Nintendo Wii'yle Orkestramı Kurup Yönettim / Hakan Gence

Yorum yazabilmeniz için üye olmanız gerekiyor. Üye olmak için tıklayın.

(Üye iseniz sayfanın en üstünde sağ tarafta yer alan kısımdan giriş yapmalısınız.)


Henüz yorum yapılmamış.

Üye Girişi
Kullanıcı adı
Şifre
Beni hatırla
Şifremi unuttum!
Ücretsiz Üye Olun!
Son 10 Yorum
toplantı (10.12.2013 - 17:25)
tek söğüt (26.02.2013 - 01:08)
yok var, var var (26.02.2013 - 01:06)
Hoş bir yazı (17.08.2012 - 00:19)
beklerken (27.05.2012 - 21:07)
bir yorum (21.12.2011 - 20:20)
bir yorum (21.12.2011 - 20:13)
işte tam da böyle (18.11.2011 - 20:37)
Gitmek (18.11.2011 - 19:53)
ELİF LAM RA (28.10.2011 - 00:02)
Yorum için üye olun!