« Anasayfa | Künye | Arşiv 9 Aralık 2022, Cuma
Gündem: Kültür-
Sanat
Gündem: Hayat
40i Gündem Nöbetçi Köşe
40PENCERE
Edeb Yahu
Nedret Kudret
Erdem Bayazıt Ey!

Gölgelik
Köksal Alver
Tek Söğüt

Dil Ağacı
İbrahim Demirci
Kafı Yutanlar

Kelimeler ve Şeyler
Abdullah Harmancı
Seni Ne İhtiyarlattı?

Mızrak ve İlmihal
Ahmet Murat
İmamın Hatırlanışı

Saksağan
Osman Özbahçe
Dünya Aklıma Yatmıyor

Şiir Çıkmazı
Mehmet Solak
Kimi, Nereye Götürür Şiir?

[ Edebiyat -> Kırkpâre ]

Palyaço / Elif Bilge

31.12.2004 - 15:21

Aynaya baktı; darmadağınık saçlarına, yatmadan önce çok ağlamış ya da adam akıllı uykusuz kalmış izlenimi veren şiş gözlerine... Yine aynı rüyayı görmüştü; mağara içine benzeyen uzun karanlık ve dar bir yol... Yolun sonunda, parlak ışığın arasında belli belirsiz bir çocuk silueti... Yaklaşınca, sırtındaki "H" baskısından tanıdığı oğlunun ceketi... Omzuna büyük bir sevinçle dokunduğunda kendisine dönen bedende kırmızı gözlü bir palyaço... Hep aynı... Aynı...

Hatırladıklarının etkisiyle dolan gözlerine, asılan yüzüne bakıp mırıldandı: "Hadi somurtma! Hakkın bile yok ki buna zaten."

Yeşil üzerine kırmızı puanlı tulumunu, kocaman pabuçlarını, sivri yakalı pembe gömleğini aynı mahzun eda ile giydi. Pinpon topuna ikizi kadar benzeyen burunluğunu burnuna yerleştirip kabarık ve kıvırcık mavi peruğunu taktı.

Yolda kendisini gören çocuklar yine alaylı şarkılarla peşine takılacaklardı: "Palyaçooo palyaço! Burnu sarı palyaaaço!" Zaman zaman bu alaylara içerlediği, hatta bazen hakarete varan sataşmalara kızdığı da olmuyor değildi. Ama, oğlunun kaybolduğu iki yıldan bu yana kendini mahkum ettiği bu kılığa, içini delen vicdan azabının körleneceği, bilmediği bir zamana değin katlanacaktı.

Bu gün, bir sirkte görevliydi. Rol arkadaşı onu itiyor, o da sahneye yerleştirilen fıçının içine düşüyor gibi yaparak oturuyor, önceden kulak kenarlarına yerleştirdiği minik fiskıyelerini seyirciye çaktırmadan çalıştırarak abartılı biçimde, etrafa sular saçarak ağlıyordu. Yüreğine akan zehirli gözyaşlarının yanında bu yapay yaşların hükmü olamazdı ama, içi ağlarken yüzü gülen, gülmesi gereken de oydu!..

Yine arkasından bağıran çocukların sesleri eşliğinde dönüş yolunu yürüdü, bir markete girdi. Bir zamanlar, oğlunun onu çekiştirerek önünde getirdiği oyuncak reyonunun önünde dikildi şuursuzca. Reyonun diğer tarafındaki anne ve çocuğun konuşmaları gelip girdi izin almaksızın kulağına: "Oğlum, başka bir şey istesene! O arabaya paramız yetmez." Çocuk, sımsıkı kucakladığı büyük siyah arabayı bırakmıyor, sarkıttığı dudağını yalvaran gözlerine destek edip bakıyordu annesine.

Adam elini cebine attı, karısının ve oğlunun tenhalaştırdığı evine harcama gereği duymadığı paranın bir kısmını çıkarıp satın aldı büyük siyah arabayı. "Hediye olsun" diyerek çocuğa verdi ve çıkıp gitti.

Eve vardığında, belki her gün on kere dinlediği teybe koştu, oğlunun on ikinci yaşına girdiği gün kasete alınan sesleri dinledi.

Oğlu Hakan, o sene, kendisine doğum günü partisi yapılmasını istediğini söylemiş ve "bir de palyaço istiyorum. Selim'in doğum gününde babası ona getirdi" diye tutturmuştu. Israrı üzerine kızan baba, işi olduğunu, onunla uğraşamayacağını söylemişti sertçe. Kasedin aldığı son ses Hakan'a aitti ve onun da son sözleriydi: "İyi! Uğraşma! Ben de gidip kendi palyaçomu kendim bulurum!"

Bundan sonra Hakan eve bir daha dönmemiş, canlı ya da ölü, hiçbir izine rastlanmamıştı. Tüm umutlar tükendiğinde, eşi de onu suçlayarak terk etmişti evi. Kızmıyordu ona. Ve hiç kimseye; kendinden başka...

Aynaya baktı; nice zamandır böyle mütebessim görmeye alışık olmadığı yüzüne, parlak alnına... Rüyayı hatırladı. Mağara içine benzeyen uzun karanlık ve dar bir yol... Yolun sonunda, parlak ışığın arasında belli belirsiz bir çocuk silueti... Yaklaşınca, sırtındaki "H" baskısından tanıdığı oğlunun ceketi... Yine sevinçle yaklaştı, elini uzattı, neler olacağını hatırlayıp sevincinden daha büyük bir ürküntüyle geri çekti elini.

Siluet döndü ağır ağır. Palyaçonun müstehzi bakışlarıyla titredi yine. Gözlerini yumdu sıkıntıyla. "Baba!" Karanlığı delen sesi tanıdı; gözlerini açtı, inanamadı. Karşısında duran oğluydu. Elindeki arabayı palyaçoya doğru, küçücük yüzünden beklenmeyecek bir öfkeyle savurdu. Palyaço yok oldu. Hakan bir kez daha seslendi: "Baba!" Ve gitti. Geride, üzerinde bir damla gözyaşıyla büyük siyah araba kaldı.

Aynaya baktı; darmadağınık saçlarına, yatmadan önce çok ağlamış ya da adam akıllı uykusuz kalmış izlenimi veren şiş gözlerine... Yine aynı rüyayı görmüştü; mağara içine benzeyen uzun karanlık ve dar b  
Türk Şiir AnıtlarıTümü »
» Şeyh Galib
» Taşlıcalı Yahya
» Ahmet Haşim
» Namık Kemal
» Mehmet Akif Ersoy
YarışmalarTümü »

» Öğretmenler Duysun Öğrenciler Katılsın
» Alvarlı Efe'de İlâhi Aşk Konulu Yarışma
» Ceyhun Atuf Kansu Ödülü Başvuruları Başladı
» Cemal Süreya Ödülü'ne Başvurular Devam Ediyor
» Ümit Kaftancıoğlu Öykü Ödülleri
Edebiyat MasasıTümü »
» Geçen Ay Edebiyat: Kasım-Aralık 2009 / Elif Hafsa Katırcı
» Geçen Ay Edebiyat: Mart-Nisan 2009 / Elif Hafsa Katırcı
» Geçen Ay Edebiyat: Ocak-Şubat 2009 / Elif Hafsa Katırcı
» Geçen Ay Edebiyat: Aralık 2008 / Elif Hafsa Katırcı
» Geçen Ay Edebiyat: Ekim-Kasım 2008 / Elif Hafsa Katırcı

Yorum yazabilmeniz için üye olmanız gerekiyor. Üye olmak için tıklayın.

(Üye iseniz sayfanın en üstünde sağ tarafta yer alan kısımdan giriş yapmalısınız.)


Henüz yorum yapılmamış.

Üye Girişi
Kullanıcı adı
Şifre
Beni hatırla
Şifremi unuttum!
Ücretsiz Üye Olun!
Son 10 Yorum
toplantı (10.12.2013 - 17:25)
tek söğüt (26.02.2013 - 01:08)
yok var, var var (26.02.2013 - 01:06)
Hoş bir yazı (17.08.2012 - 00:19)
beklerken (27.05.2012 - 21:07)
bir yorum (21.12.2011 - 20:20)
bir yorum (21.12.2011 - 20:13)
işte tam da böyle (18.11.2011 - 20:37)
Gitmek (18.11.2011 - 19:53)
ELİF LAM RA (28.10.2011 - 00:02)
Yorum için üye olun!