Erguvan faslı, bir bahar müjdesi, bir bahar karşılaması, bir muhabbet çevgenidir. Bir has buluşmadır, has ağırlama. Erguvan faslı, sohbetin, muhabbetin, zikrin, susmanın, bakmanın, okumanın, dinlemenin demini aldığı bir taze zamandır. Büyük ülkenin dört bir yanından gelenlerle bir büyük halkada buluşulan bir enginliktir erguvan faslı.
Erguvan pembe ya da erguvanî, çakmak çakmak bir bahar haberidir. Bir haberdir, belki bu yüzden anidir, kısa ömürlüdür. Bir haber verir, hareketlendirir, sonra sessiz sedasız rüzgâra verir boynunu, yağmurlara çevirir yüzünü ve usul usul şehri terk eder; yeni, taze haberlere aralayıp kapıyı. Erguvandan bahara, dirilişe, hamde, şükre varılır ve açtığı kapıdan bir bereket anıtı olan yaza girilir, yaza yani hasada. Erguvan baharla diriliştir, baharla yenilenmedir. Mevsim mevsim hayatın aktığını, her akışın başka bir yere ulaştığını ve bu akışın kaderimsi bir döngüyle çevrildiğini gösterir erguvan.
Biraz utangaç mıdır nedir; gözü yerdedir, boynu eğiktir. Ama bir neşe vardır halinde, bir ince coşku. Ne de olsa bir bahar çiçeğidir. Elbette nazik ve nazenin. Gelin. Utangaç gelin. Çünkü biraz hüzünlü ve boynu bükük ama için için neşeli, sevinçli. Bir gelin işte. Yüzü kapalı, gözleri yerde, boynu bükük. Bir ayrılık imgesi. Ama hemen sonra düğün-bayram. Tıpkı erguvan çiçeğinin başını kaldırıp bir zaman sonra hemen açıvermesi gibi. Çoluk çocuğa, hayata karışıp açılacak, kaynayacak, köpürecek, olgunlaşacak ve sonra tekrar boynunu düşürüp olup biteni açılıp kapanan gözleriyle süzen bir gelin gibi, bir yaşlanmış gelin gibi.
Kısa ömürlü erguvan. Dikkatli olana görülen. Uzun kalman, bütün mevsim şehri boyamayan. Bir çınar yahut söğüt gibi değil. Hele çam hiç değil. Kısa bir an görünüp kendine dönüyor sonra, ta öbür bahara kadar. Demlenen, demini alan bir ağaç, çiçek. Bundan olsa gerek albenili, çekici, büyüleyici. Gene taze gelin gibi desem abartmış olur muyum? Tıpkı gelinlik zamanların çabuk geçtiği, düğün-bayramın hemen hayat denen o hengâmenin dibinde olup bittiğini söyler gibi. Vakit çabuk geçiyor. Bir vakti işaret edip geçiyor erguvan. Bir vakte, belki vaktin kendisine dikkati çekip gidiyor. Bir bakmışsın var, bir bakmışsın yok erguvan. Elinden kayıp giden gelin gibi, çocukların gibi, hayatın gibi. Erguvan gibi.
Erguvan hayatı süsler, şehirleri süsler. Düğün de bir süstür, gelinlik de. Gelip geçicidir ama değerlidir, biriciktir. Süstür nihayetinde, bir fasıldır, onca fasıllardan bir fasıl. Süsün ardındakine, süsün süslediğine, süsün sahibine davettir bir bakıma. Şehirleri süsler erguvan. İstabul'u ve Boğaziçi'ni en başta. Gülhane, Dolmabahçe, Gümüşsuyu, Fındıklı, Yıldız, Bebek, Arnavutköy, Rumelihisarı, Sultanahmet hep nasiplenir erguvandan. İstanbul adeta erguvanı kendine yar bilir. Zaten İstanbul neyi kendine yar bilmez ki? İster ki, her şeyin en güzeli, en tazesi, en mahiri kendinde olsun! Ama adl-i ilahi buna müsaade etmez ve bahardan, yağmurdan, kardan, gülden, gülşenden, erguvandan nasiplendirir başka yerleri de. İşte Bursa gene erguvanla anar kendini, erguvan bayramını kutlar yüzyıllardır ve alır bağrına erguvanı, kimselere vermez yarini. Ama bir bakarsın erguvan Maraş'ta Ulu Camii'nin bahçesinde erken baharda güneşle parlamış, olanca albenisini orta yere sermiştir. Bir bakarsın Konya'da uzayıp giden bulvarların kenarlarında, üniversite bahçesinin köşelerinde, muhacir pazarı civarında sana gülümsemektedir. Ve daha nice şehir ve kasabada erguvan taze haberini yayıp durmakta, muştular taşımaktadır.
Nisan'dır yani erguvan mevsimidir. Bahardır yani erguvan faslıdır. Erguvan yağmurlarda yürüye yürüye, erguvan türkülere yaslanılmalı. Bursa'da Emir Sultan'la, İstanbul'da Yahya Efendi'yle, Maraş'ta Ukkaşe Hazretleri'yle, Konya'da Konevi'yle bu fasılda buluşulmalıdır. Büyük ülkenin dört bir yanından gelenlerle erguvanlara baka baka zikir faslında susulmalı, halleşmeli.
Erguvan faslı, bir bahar müjdesi, bir bahar karşılaması, bir muhabbet çevgenidir. Bir has buluşmadır, has ağırlama.