« Anasayfa | Künye | Arşiv 10 Haziran 2026, Çarşamba
Gündem: Kültür-
Sanat
Gündem: Hayat
40i Gündem Nöbetçi Köşe
40PENCERE
Edeb Yahu
Nedret Kudret
Erdem Bayazıt Ey!

Gölgelik
Köksal Alver
Tek Söğüt

Kelimeler ve Şeyler
Abdullah Harmancı
Seni Ne İhtiyarlattı?

Mızrak ve İlmihal
Ahmet Murat
İmamın Hatırlanışı

Saksağan
Osman Özbahçe
Dünya Aklıma Yatmıyor

Şiir Çıkmazı
Mehmet Solak
Kimi, Nereye Götürür Şiir?

Dil Ağacı

İbrahim Demirci

demirci00@hotmail.com

O Kız

22.10.2005 - 11:42

Geniş parkın gür ağaçları altındaki ahşap bankta oturur gördüm onu. Saman sarısı saçları ile uzaktan kara mı, kahverengi mi olduğunu seçemediğim ıslak gözleri arasındaki çelişki, saçlarının boyanmış olduğunu gösteriyordu. Gözlerindeki nem, yanağındaki yaş izi, yenice ağladığının, belki ağlamaya devam ettiğinin belirtisiydi. Elleri arasında küçük bir çantayı sıkıca tutuyordu. İçinden bir mendil çıkarır da onunla, ya da tırnakları ojeli -mor mu ne?- elleriyle, gözlerini ya da yüzünü siler mi diye bir beklenti oluşuverdi içimde. Fakat onun yanından geçerkenki üç beş saniye içinde böyle bir şey olmadı. Sanki sızısını duya duya bir çeşit doygunluğa erecekti.

O üç beş saniye içinde başka bir şey oldu: Bu kim bilir hangi kırgınlıkla kırık, kim bilir hangi acıyla acılı, kim bilir hangi yara ile yaralı güzel kızın kırığını sarmak, acısını dindirmek, yarasını iyileştirmek için bir şeyler yapabilir miyim? Ne yapabilirim? Sadece derdinin ne olduğunu sormak, ona hayatın cilveleriyle ilgili avutucu sözler söylemek, "Bu da geçer yâ hû!" demek bile bir işe yarayabilir elbette. Fakat bir şeyler sanki beni engelliyor. O şeylerden biri, kızcağızın bilinçle açık bırakılmış göbeği sanki. Kısacık ve uçları herhalde moda diye yırtık bırakılmış şortundan taşarak varla yok arası ayakkabılarına dek uzanan düzgün bacaklar, daracık bluzunun -badi miydi yoksa o?- geniş yakasından neredeyse taşacak gibi duran yarı çıplak göğüsleri de, sanki o göbekle -bir zamanlar annesinin rahminde beslenip gelişmesini sağlayan bir kordonun bağlı olduğu o göbekle- işbirliği ederek, aklımı kızın yüzündeki anlamdan; içimde belirir gibi olan iyilik etme, yardımcı olma, umut aşılama hevesinden uzaklaştırmaya çalışıyor.

Dingin bir bahçeden, sevimli ve güven verici bir odadan kovulmuş da, gürültülü bir diskoteğe, çılgın bir partiye; alkolün, tütünün, uyuşturucunun, hayvanî bir azgınlığın egemen olduğu bir ortama itilmiş gibi hissediyorum kendimi.

O birkaç saniyede, kızın yüzünde gördüğüm masumiyete, güven arayışına, sevimli zayıflığa, bebeksi güzelliğe ihanet etmişim, tükürmüşüm gibi sarsıldım. Kendi kendime dedim ki: "Koskoca adamsın, yaşından başından utan! Acı çeken, ağlayan bir genç kız karşısında nasıl böyle şeyler düşünebiliyorsun? Ortada bir ıstırap varken, gözyaşı döktürecek bir dert varken, sen nasıl oluyor da cinsellik gibi, şehvet gibi pek âlâ insanı kolayca hayvanlaştırabilecek yollara sapabiliyorsun?"
İçimden yükselen bu kınayıcı sese, yine içimden bir ses karşı çıktı: "Ben, şehveti, cinselliği, kendiliğimden ve kendim için düşünmüş ve çağırmış değilim ki! Bu göbek, bu göğüsler, bu çıplak bacaklar; kızın yüzündeki üzüntüyü, gözlerindeki yaşı görmeyi engelleyebilecek bir güce, bir çekiciliğe, bir ayartıcılığa, bir kışkırtıcılığa, neredeyse kendiliğinden sahip değil mi yani? Şahsen ben, kolayca, bu ayartıcı çağrıcılara göz yumup kulak tıkayarak veya onları el gibi, ayak gibi, alın gibi, burun gibi görerek, kızcağızın başını şehvetle değil, şefkatle okşayabilirim. Fakat bunu yaparken bile, ister istemez ve sanki mutlaka gerekliymiş gibi, kızın üstünü, bütün açık yerlerini güzelce örtmek ihtiyacını duyarım. Çünkü o açık organlar ve bölgeler, sanki varoluşları gereği cinsel güdülerle ve davranışlarla ilgilidirler; beni değilse seni, seni değilse onu, onu değilse ötekini şu veya bu şekilde cinselliğe doğru eğebilirler."

İçimdeki tartışmayı dışıma taşırmadan ve o bankta gözyaşı döken yarı çıplak kızcağıza hiçbir şey demeden, diyemeden, ama "Allah'ım, yardım et bize, hepimize!" diye dua etmek gerektiğini hissederek, ağırlaşmış adımlarımı yeniden hızlandırdım.

Geniş parkın gür ağaçları altındaki ahşap bankta oturur gördüm onu. Saman sarısı saçları ile uzaktan kara mı, kahverengi mi olduğunu seçemediğim ıslak gözleri arasındaki çelişki, saçlarının boyanmış olduğunu gösteriyordu.  
Edebiyat MasasıTümü »
» Geçen Ay Edebiyat: Kasım-Aralık 2009 / Elif Hafsa Katırcı
» Geçen Ay Edebiyat: Mart-Nisan 2009 / Elif Hafsa Katırcı
» Geçen Ay Edebiyat: Ocak-Şubat 2009 / Elif Hafsa Katırcı
» Geçen Ay Edebiyat: Aralık 2008 / Elif Hafsa Katırcı
» Geçen Ay Edebiyat: Ekim-Kasım 2008 / Elif Hafsa Katırcı
Edebiyat DergilerindenTümü »

» Düşman Kazanma Sanatını Bilen İnsan / Sami Güçlü
» Hamdolsun Teşrifatçı Değilim / Hüseyin Akın
» Babam Gelmiş Babam Gitmiş Türkiye Varmış Türkiye Yokmuş / Osman Özbahçe
» Epik ve Dramatik Şiir Hakkında / Goethe-Schiller
» Evden Bozma Bir Pansiyon / Hayriye Ünal
YarışmalarTümü »

» Öğretmenler Duysun Öğrenciler Katılsın
» Alvarlı Efe'de İlâhi Aşk Konulu Yarışma
» Ceyhun Atuf Kansu Ödülü Başvuruları Başladı
» Cemal Süreya Ödülü'ne Başvurular Devam Ediyor
» Ümit Kaftancıoğlu Öykü Ödülleri

Yorum yazabilmeniz için üye olmanız gerekiyor. Üye olmak için tıklayın.

(Üye iseniz sayfanın en üstünde sağ tarafta yer alan kısımdan giriş yapmalısınız.)


Toplam 2 yorum yapılmış. Yorumların tamamını görüntülüyorsunuz.

AĞLAYAN KIZ

O sınıfa rehberdim.
Tek tek tanımaya çalışıyordum daha.
Bir gün Edebi Metinler dersine girmiştim. Kapıya yakın sırada oturan iki kızdan biri cenazesi varmış gibi ağlıyordu, için için.
Görmezden geldim. Kimi zaman böylelerine niçin ağladığını sorduğuma pişman olurdum.
Dersin sonunda yanıma çağırıp sordum.
"Derdin nedir kızım?"
Anlatıp anlatmama ikileminde bunaldı, ısrarıma dayanamadı, çözüldü:
"Öğretmenim, ben Erkan'la çıkıyordum. Leyla bana, Erkan'ın esrar içtiğini söyledi, daha başka şeyler de söyledi. Bu şüphe üzerine ben Erkandan uzaklaştım, onunla görünmez oldum.
"Peki ne var bunda?"
"Ama öğretmenim, şimdi Erkan'la, Leyla çıkıyor hüüüüüüümmmm..."
"Sus hönkürme, aptal şey, bugün sevgilisini kaptıran yarın kocasını kaptırır. Git, saç saça, başbaşa mücadele et."
Bir hafta sonra, nobetçiyim koridorda, o kız dikildi karşıma. Yüzünde, alnında yara bere vardı, elinde de bir tutam saç:
"Öğretmenim, size teşekkür ederim, Leyla'yı pes ettirdim."
Öğretmenliğimden utundığım gün işte o gündü.

ramazanyilmaz (10.02.2010 - 09:34)


o kız

Yazınızda gercekten düşünceleriniz hedefe ulaşıyor. İnsanlar,içinde Yaradanıyla, toplumla, eşiyle, yaşıyla, işiyle, hisleriyle hesaplaşırken iyilik yapma düşüncesini korkutuyor, kacırıyor. Haramların içinde insanlar mutsuz, huzursuz. Allah ne denli büyük değil mi? Her zaman kulunun yanında kapıları açık olan azimüşşan... Ya kulları...İYİLİK DÜŞÜNCESİNİ BİLE KORKARAK YARADANINA YÖNELTEN ACİZ KULLAR... Hepimiz sizin gibiyiz. ANCAK SORGULAYARAK İYİLİK YAPIYORUZ VE KALKIP BUNUNLA ÖVÜNÜYORUZ.

nurdancelikel (29.11.2005 - 01:22)

Üye Girişi
Kullanıcı adı
Şifre
Beni hatırla
Şifremi unuttum!
Ücretsiz Üye Olun!
Son 10 Yorum
Dostluk Güneşi (29.10.2021 - 11:34)
toplantı (10.12.2013 - 17:25)
tek söğüt (26.02.2013 - 01:08)
yok var, var var (26.02.2013 - 01:06)
Hoş bir yazı (17.08.2012 - 00:19)
beklerken (27.05.2012 - 21:07)
bir yorum (21.12.2011 - 20:20)
bir yorum (21.12.2011 - 20:13)
işte tam da böyle (18.11.2011 - 20:37)
Gitmek (18.11.2011 - 19:53)
Yorum için üye olun!